27 Aralık 2014 Cumartesi

"Novi Sad" - "Karlovci (Karlofça)"

Belgrad'da heyecanlı bir sabah... Gezimize renk geliyor ve bugün Novi Sad'a gidiyoruz!
Çok güzel olduğunu duymuştum, fotoğraflardan da belliydi öyle olduğu ama o fotoğrafların içinde bir öykü kahramanı gibi yerimi aldığımda daha bir sevdim Novi Sad'ı. Bana kısa gezimizde hele ki Belgrad'dan sonra bir Avrupa kentindeymişim hissettirdi. Neyse aşka gelip lafa ortasından başlamakla iyi etmedim. Gidip şu tren biletlerini alalım önce de hep birlikte yola koyulalım artık.
Belgrad merkez tren istasyonundan sabah 10:15 treni için biletlerimizi kişi başı gidiş 288 dinara(yaklaşık 2,5 euro) alıyoruz . Yalnız burda yazdığım gibi bir çırpıda alamıyoruz. Biletin satıldığı yeri bulana kadar oradan oraya çaresiz koşuşturmaca içerisindeyiz. Belgrad tren istasyonu adeta bir açık hava labirenti. İngilizce bilen bir tane görevli bulamıyoruz. Sırbistan'da bu problemi çok sık yaşadık. Ayrıca bilet satış ile ilgili herhangi bir ibare de göremiyoruz gişelerde. Bir ara yanlış bir yön tarifi yüzünden kendimizi revir gibi bir yerde bile bulduk hatta. Konuşmayla olmayınca el işaretleriyle derdimizi anlattık ve anlaşıldık bir şekilde, treni de ucu ucuna yakaladık. Ama siz bunların hiç birini yaşamayın diye bizzat gişenin  yerini tarif ediyorum şimdi :) İstasyona girdikten sonra bulunduğunuz koridoru geçip trenlerin kalktığı yere gelin ve oradan ilk sola dönün. Kendinizi pek çok gişenin olduğu büyük bir salonda bulacaksınız. Her gişe farklı yerlere bilet satıyor.Sonraki dönemlerde değişir mi bilemiyorum ama biz 16 numaralı gişeden Novi Sad için biletlerimizi aldık.

Belgrad-Novi Sad trenimiz çok eski, çok yaşlı ama dış cephesi gençleşmek için güzel bir yöntem bulmuş. Boydan boya, rengarenk grafitilerle kaplanmış, ta ki camlarına kadar. Binince anlıyoruz bunun çok da iyi bir fikir olmadığını. Boyalı camlardan dışarıyı göremiyoruz, hal böyle olunca her istasyonda da hop oturup hop kalkıyoruz geldik mi acaba diye.
Bir buçuk saat sonra Novi Sad tren istasyonundayız. İstasyonda turist ofisi bulup harita almayı umuyoruz ama ne çare. Çıkıştaki büfelerden birine soruyoruz ve gereken tüm bilgiyi büfeci amcadan alıyoruz. Sağ taraftaki duraktan 4 numaraya binmemiz gerektiğinden tutun kişi başı biletlerin 55 dinar olduğuna kadar ihtiyacımız olan tüm bilgiyi bir çırpıda alıyoruz kendisinden, iyi ki vardı. Otobüs ile şehir merkezi yaklaşık 1o dakika mesafe. 
Gider gitmez hostelimizi bulduk, eşyalarımızı bıraktık. Novi Sad'da çok tatlı bir hostelde kaldık. Özgürlük meydanındaki (Liberty Square) ilk ara sokaklardan birinde ve hemen katedralin (Mary Katolik Kilisesi) yanında yer alan Downtown Hostel Novi Sad (buradan ve şuradan inceleyebilirsiniz). Daha hostele adımımızı atar atmaz çok dostça karşılandık. Resepsiyonda Anja vardı ve yolculuğumuzun nasıl geçtiğinden, hosteli bulmakta zorlanıp zorlanmadığımızdan sohbet etmeye başladık. Laf arasında "Çok soru soruyor olabilirim çünkü ingilizce pratik yapıyorum sizinle" dedi ve odalarımızın anahtarlarını verdi. Aslında günler sonra birileriyle ingilizce konuşabildiğim için gayet mutluydum ben, çünkü yurtdışında olduğumu hissetmemi sağladı. Bu arada bizden başka bir Türk'ün daha yer ayırttığını bizim arkadaşımız olup olmadığını sordu. Tabii biz şok. Yine buldular bizi hehe diye şakamızı yaptık. Dönüşte bizi hostelde bekleyenden habersiz eşyalarımızı bırakıp şehri gezmeye çıktık...


Yeşili, turuncusu, koyu kırmızısı ile sonbahara anlam katan renkleriyle güzelleşen Dunavski Park'ta kendimizden geçiyoruz. Türkiye'de de böyle yerler bu kadar çok olsa keşke diye de üzülüyoruz içten içe. Çünkü buradaki parklar hep şehir merkezinin içinde, şehirden uzaklaşmanıza gerek yok doğayla baş başa kalmak için. Gidin huzuru koklayın, sonra dönün yine günlük koşuşturmalarınıza.


Dunavski Park

Biz arka plandaki renk zenginliklerini bulmuşken fotoğraf çekmeden duramıyoruz tabii. Güzelim doğayla bir ben fotoğraf çekiliyorum bir Deniz, derken sonradan 70'li yaşlarda olduğunu öğrendiğimiz bir bayan bizim yanımızdan geçiyor. Geçiyor ama geçip gidemiyor, gözü bizde. Adımları da iyiden iyiye yavaşladı derken hop bir de yüzüne meraklı bir gülümseme yerleşti. Ben de bir merhabayı esirgemek istemedim. Dünya tatlısı teyze meğer bu anı kolluyormuş. Pür neşe hemen yanımıza geldi, tanıştık ve içini kemiren o soruyu sordu; "Nerelisiniz?". Türkiye deyince yaşadığı şaşkınlığı anlatamam. Resmen nutku tutuldu teyzenin "İnanamıyorum"lar, "Beni yanlış anlamayın ama nasıl olur"lar derken bizi İsviçreli falan zannettiğini Türkiye cevabını hiç beklemediğini söyledi. Biz de bunu iltifat olarak aldık tabii, çünkü teyzemiz ki fotoğrafta göreceğiniz üzere çok samimi çok cana yakındı. Sonra koyu bir sohbet başladı engel olamadığımız. Meğer Türk dizilerinin hepsini izliyormuş bir başladık Süleyman, Hürrem derken bi ara Cansu Dere dediğini duyar gibi oldum. Bana bir sürü dizi ismi sayıyor, ağzım açık dinliyorum çünkü ben bile bu kadar Türk dizisi izlemiyorum. Hatta şöyle söyledi, "Bazen konuları hiç beğenmesem de sırf oyunculukları için sonuna kadar izliyorum. Çok yetenekli oyuncularınız var!". Vay canına dedim. Buralardan turlar ile Kuşadası'na giden çok arkadaşı varmış hatta bir tanesi ona gelirken üzerinde Kuşadası yazan bir tişört hediye etmiş, severek giyiyormuş falan. Teyze konuştukça bizi daha çok sevdi, benim ismimi hiç telaffuz edemedi. Ayak üstü sohbetimiz sınırları aştı ve kırk dakika sürdü. Novi Sadla ilgili herşeyi anlattı bize, merak ettiğimiz ne varsa öğrendik ama hava da kararıyor bir taraftan. Ayıp olacak diye ayrılamıyoruz da. Tam vedalaştık hatıra olması için fotoğraf çekildik gidiyoruz derken bir tanıdığını gördü ve bu kez ona seslenip bizi tanıttı. Haydii bu amcanın da oğlu Türkiye'de basketbol takımında oyuncu çıkmasın mı? Onunla da İstanbul, İzmir muhabbetleri derken ortak kültüre ait ortak kelimelerden keyifli bir sohbete tutuluyoruz. Dunavski Parkın orta yerinde geçen bu koyu sohbetten sonra sanki daha önceden tanışırmış gibi öpüşüp ayrılıyoruz artık. Turist ofisinden harita bulamasak bile yetkili teyzemiz Maria sayesinde Saat Kulesi'ne nereden gideceğimizi gayet iyi biliyoruz.

Bir saat kulesi gördüm sanki!
Dunavski Park'tan çıktıktan sonra şehir haritamızı da alıyoruz ve Petrovaradin Fortress (Petrovaradinska tvrdava)'e doğru yöneliyoruz. Zaten görmek istediğimiz saat kulesi de (Toranj sa satom) buranın içinde yer alıyor. Yürüyerek gidiyoruz biraz uzun bi mesafe ama Tuna nehrinin üzerinde uzanan o upuzun köprüden geçmek, manzaraya şahit olmak ve kuleye çıkıp şehre tepeden baktığınızda nereden nereye yürümüş olduğunuza tanıklık etmek harika bir his.




Saat Kulesine geldiğimizde bir turist grubu görüyoruz. Belki kule hakkında bilgi verici açıklamalar yapıyorlardır diye çaktırmadan yaklaşıyorum kulak kabartarak. O da ne? Sanki Türkçe birşeyler duydum. Dur bakiyim, valla Türk bunlar da. Aralarında bir kaç yabancı var sadece  ama kalabalık bir Türk grubu. Hiç ses etmeyerek oradan uzaklaşıyoruz, biz İsviçreliyiz bi kere :)

Saat Kulesinden Novi Sad manzarası


Toranj sa satom
The Clock Tower
Buradan sonra tekrar yürüyerek şehir merkezine geri dönüyoruz. Karnımızı doyurup sonra da şu güzel şehir Novi Sad'ın gece görüntüsünü seyretmeliyiz. Hava da kararmak üzere, hostele dönmeden biraz keyif yapalım. Şansımız varmış ki özgürlük meydanında mini bir konsere denk geliyoruz. Küçük bir konser standı ve nereden böyle bir kanıya vardığımı hiç bilmemekle birlikte tahminimce eski parçaları çalan 3 kişilik orta yaşlı bir grup ve ellerinde plastik bardaklarda şarap eşliğinde konseri izleyen küçük bir kalabalık. Bir bakıyoruz ki Portekiz şaraplarından bir çeşidi tanıtan bir masa var hemen yan tarafta. Biz de payımıza düşeni alıyoruz tabii ve konser kalabalığının arasına geçiyoruz. Gece çok soğuk ama yaşadığımız an sıcacık. Böylesi bir keyfi biz bile hayal etmemiştik.
Aslında ses kaydı da almıştım ama bloga yüklemeyi beceremedim. Bir yolunu bulursam kesin yükleyeceğim o şarkıların neşesi ve az da olsa Novi Sad atmosferi yazıya ve size geçsin diye :)
 Neyse efendimm, konser bitti biz meydanda biraz fotoğraf çekildik derken buz kesilmeye başladık inceden. Saat 6 buçuk ama sanki 10 buçuk, hatta zorlasak 11 gibi bir görünümü var. Biz bu erken kararmaları hiç sevmedik. Yapacak bir şey de bulamıyoruz erken kararan havada, iyisi mi hostel yolunu tutalım biz ki zaten o bile bir dakikalık mesafe kadar uzağımızda.

Sürpriz bir karşılama bizi bekliyor sevgili Downtown Hostel'de. Bizden başka 3 Türk kaldığını öğreniyoruz şimdi de ve hepimiz bir anda hostelin girişinde 5 Türk olarak beliriveriyoruz. İşin komik tarafı hostelde başka kalan da yok o gece. Zavallı görevli bir başına kalıyor öyle. Başta ingilizce konuşuyoruz ki alınmasın. Ama yok olacak gibi değil. Sohbet koyulaşıyor, çünkü hepimiz Belgrad' da başlayıp farklı rotalardan devam etmişiz yolumuza ve birbirimizden öğrenecek çok şeyimiz var.
Downtown Hostel Novi Sad
Sorun etmiyor neyse ki o da, hepimize birer Sırp kahvesi yapıyor ve gülümseyerek bizi izlemeye başlıyor. Arada biz yine ona özet geçiyoruz sohbetimizden, kısa sürelerle dahil oluyor. Ama ortada oluşan görüntü görülmeye değer. Sanki bir yuvarlak masa toplantısındayız, yetmezmiş gibi biz değil o yabancı sanki bir anda :) Bugün Novi Sad'da bir Türk akını ki, sormayın gitsin.
Hah, bu arada diğer 2 Türk aslında aynı uçakta geldiğimiz ve arkamızda oturan çift çıkmasın mı? Bir bakışta tanıyoruz birbirimizi. Öğreniyoruz ki dönüşümüz de aynı uçakta olacakmış. Gezi boyunca tanıştığım için çok memnun olduğum üç insandan ikisi onlar, Fatih ve İlknur. Diğeri Maria Teyze tabi ki de :)
Rota alışverişinden çok karlı çıkıyoruz ve ertesi sabah diğer Türk arkadaşın teklifi ile Karlofça'ya gitme kararı alıyoruz. Araba kiralamış ve yolculuğunu o şekilde yapıyor, biz de yolunun üzerinde olan Karlofça için ona takılıyoruz.

Geldik mi 5. güne?
Bugünkü planımız Karlofça, tekrar Novi Sad ve son olarak Subotica. Subotica için tren biletlerimizi önceden alalım hazır bulunsun istemiştik. Ancak tren istasyonuna vardığımızda gişedeki görevli bayan 18:20 treninin biletini 18:00'dan sonra satabileceğini söylüyor. Biraz afallıyoruz, ne fark eder ki diye. Ama akşam 5 buçuk gibi gittiğimizde hiç sorunsuz aldık biletimizi. Bu arada onu da yeri gelmişken söyleyeyim, tek gidiş Novi Sad-Subotica kişi başı bilet fiyatı 580 dinar (4,5-5 euro).
Karlofçaya gidiş rotası hakkında yanlış bir bilgi vermeyeyim çünkü sadece seyre dalarak sonbaharın ele geçirdiği 10 kilometrelik renk yolunun keyfini çıkardım. Ama dönüşümüzü otobüsle yaptığımız için şunları ekleyebilirim. 61, 62, 155 numaralı otobüsler Karlofça meydandan bir arkadaki cadde üzerinden kalkıyor, hemen benzin istasyonunun yanında. Ve biletler kişi başı 155 dinar. Bu fiyat kısa mesafe için geçerli. Sonradan öğrendik ki günlük bilet de kesilebiliyormuş. Ama bu daha pahalı ve 10 km için buna hiç ihtiyacınız yok. Dikkatli olun paranızı azar azar uzatın şöfore derim, zira ingilizce bilmiyorlar.
Sremski Karlovci
Karlofça


Museum of Beekeeping and Wine Cellar
Zivanovic Family Legacy
Museum of Beekeeping and Wine Cellar
Duvarlarda ise tarihlere ayrılmış bir 300 yıl

Karlofça'da adımımızı attığımız yerde şarap mahzeni işaretleri görüyoruz. Biz de bir tanesine girip bakmak istiyoruz ve şarap yanı sıra arıcılık da yapan Zivanovic'i seçiyoruz.Yedi nesildir bu işi severek yaptıklarını söyleyen Zivanovic ailesinden Zarko ile tanışıyoruz ve bize müzeyi gezdiriyor. Kendi yaptıkları bal ve şarapların tadına bakıyoruz. O bize gelişimlerinden bahsederken, 300 yıllık anılarla kaplı duvardaki fotoğraflar beni en çok etkileyen şey oluyor. Böylesine güçlü bir aile geleneğine hayran kalmamak işten değil.

Karlofçalı kedimizle de tanışın :)
Gymanzium (The Grammar School)
(Sırbistan'ın en eski lisesi)
,

Royal Garden
Karlofça'yı da bitirdik ve geriye sadece Subotica kaldı. Novi Sad'a tekrar dönüyoruz. Hostelimiz eşyalarımızı bırakmamıza izin vermişti. Biz de tüm gün rahatça gezebildik o sayede. Novi Sad' da biraz turlayıp hediyelikler alıyoruz, hosteldekilerle vedalaşıyoruz ve Subotica trenimizi beklerken yakın bir yerde oturup kahvemizi içiyoruz.
Az kaldı, bitiyor bu rüya tatil... Daha o günden üzüntüsü yakalıyor bizi. Bir daha ki sefere hangi ülkeye gitsek, ne yapsak ne etsek de seyahat etsek diye derin düşüncelere dalıyoruz. Halbuki henüz bitmedi. Subotica'nin bambaşka mimarisi, sessiz ama büyüleyici bir samimiyeti olan sokakları bizi bekliyor! Hele bir de Palic'i var ki, hayatımın geri kalanını her şeyden uzakta orda geçirerek sonsuz mutluluğu bulabilirim.
Yani diyeceğim o ki, az kaldı bitiyor ama Subotica'yı sizlere göstermeden hiç bir yere gitmiyorum ve sizleri Novi Sad' dan son fotoğraflar ile baş başa bırakıyorum.






Sevgiler,

İlham Kedisi


Share:

2 yorum:

  1. Harika fotoğraflar, keyifli bir yazı. Özellikle teyzeye bayıldım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Coook sevindim begenmene tesekkurler :) Teyze mail adresi olmadigini soyledi eger oyle olmasa bu fotografi ona gondercektim hatta belli kucuk bi roportaj da yapardim onunla daha neler anlatirdi kim bilir hehe :)

      Sil

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Hakkımda

Fotoğrafım

Siz şimdilik beni blog yazan bir İlham Kedisi olarak tanıyın.

İlham'ın İzleyenleri

Bu Blogda Ara

Yazılardan haberim olsun dersen buraya mail adresini bırakabilirsin.

Severek okuduklarımdan

Instagram

E-Mail

ilhamkedisi@gmail.com