29 Aralık 2014 Pazartesi

Subotica ve Son Cumartesi

Subotica için 18:20 tren biletimizi bir önceki yazımda da belirttiğim üzere kişi başı 580 dinara aldık. Trenin gelmesine 10 dakika kala geçtik istasyona ve beklemeye başladık. Tren biletinizin üzerinde yazan "kola" kelimesi peron numaranızı işaret ediyor ve bilette yazdığına göre 1 No'lu perondan hareket edecek tren. Biz de o yana geçtik bekliyoruz, müzik dinliyoruz filan derken trenin kalkmasına iki dakika kaldı ama tren hala yok. Biz de zannediyoruz ki burada da işler Türkiye'deki gibi, geç gelen trenler otobüsler doğanın kanunu. Salına salına gittik ofisteki görevlilerden birine sormaya. Meğer hiç öyle değilmiş.Tren hemen karşıdaki 2 No'lu perondan kalkıyormuş ve haliyle biz bilet bilgilerimize uygun olarak beklerken az daha yaklaşık 5 dakikadır birbirimize bakmakta olduğumuz Subotica trenimizi kaçırıyormuşuz. Yani neymiş? Trenler çok dakikmiş, asla geç kalmayınmış ve bilette yazana inanmayınmış!
Tren adeta öğrenci treni. Novi Sad'da okuyan Subotica'lı gençlerle tıka basa dolmuş. Biz ayakta kaldık. Sonra şansımıza birileri indi de yerlerini aldık. Yoksa 2 saat ayakta tüm günün yorgunluğu ve uykusuzluğuyla geçmezdi. Neyse , tam 20:50'de varıyoruz Subotica'ya. İşte geldiiik!
Subotica tren istasyonu çocuk tiyatrosu ile hemen yanındaki Park Ferenca Rajhla'yı geçtikten sonra. Subotica'ya ilk geldiğinizde City Hall'e (yani buradaki bir Kıbrıs Şehitleri Caddesi benzeri) çıkmanız için sadece parktan dümdüz ilerlemeniz yeterli. Daha sonra her yerdeki yön tabelaları ile yolunuzu çok rahat bulabilirsiniz. 
Biz Novi Sad Downtown Hostelde tanıştığımız Fatih ve İlknur'dan Subotica'nın haritasını almıştık o yüzden gece varınca turist ofis bulmak için uğraşmamıza gerek kalmadı. Sadece kalacağımız pansiyonu bulmak için haritanın çok faydasını göremedik. Çünkü sembol ve görsellerle değil, tamamen numaralarla düzenlenmiş bir harita. İlk bakışta bilmeyen biri için kullanımı çok rahat olmuyor haliyle. Daha sonra çözüyoruz ama hostelimizi bir taksiciyle sohbet ederek buluyoruz. Bir haftalık Sırbistan maceramızda karşılaştığımız çok iyi ingilizce konuşan nadir insanlardan biri. Öyle ki, "May I help you?" diye yaklaşıyor yanımıza ve konuşma boyunca da kibarlığı elden bırakmıyor. :) Bize pansiyonun yerini çok rahat bulabileceğimiz şekilde anlatıyor ve böylece haritaya ihtiyacımız kalmıyor.
Subotica, Sırbistan'ın kuzeyinde ve Macaristan'a çok yakın bir konumda yer alan güzel bir şehir. Renkli yapıları ilk bakışta dikkat çekiyor. Belgrad'dan Subotica'ya kadar olan güzergahımızda yavaş yavaş beldelerin renklenmesine şahit oluyoruz. Subotica da alışılmamış renk kullanımlarıyla karşımızda. Yeşili, turuncusu, kırmızısı, mavisi bir sinogog düşünün. İşte kendisi Subotica'da. Bunlar hep gün ışığında edineceğim gözlemler.Gece serinliğinde Subotica'yı çok çözemiyorum. Sokaklar çok sakin, tek tük insan var. 
Pansiyonumuz, resepsiyondan ayrı yan binada. Biraz dinleniyoruz. Televizyonda Sırpça bir şarkı yarışması var, O Ses Sırbistan muhtemelen. Saat daha çok erken olduğu için biz de müzik dinleyebileceğimiz bir yerlere gidelim diyoruz. Güzel bir mekan buluyoruz, içerisi tıklım tıklım. Ama sigara dumanı altında boğulmuş, dumandan göz gözü görmüyor. Mekanlarda sigara serbest bir çok yerde. Ama ben buna hiç alışkın değilim o yüzden vazgeçiyoruz bir yerde oturmaktan ve haritamızla Subotica gece turuna başlıyoruz zaman geçirmek için. 
 Ertesi sabah Palic gölüne gideceğiz. 
Palic gölüne gelmek için şehir merkezinden 6 numaralı otobüse biniyoruz. 8 kilometrelik bir mesafede yer alıyor Palic. Soldaki fotoğrafta gördüğünüz kapı, göle giden parkın giriş kapısı. Otobüsle de tam önünde inmeniz gerekiyor. Palic öylesine huzur kokan bir yer ki hayran kalmamak elde değil. Şahit olduğumuz manzaraları, doğanın o güzelim renklerini anlatmakla bitiremem. Zamanı unutup burada yaşlanmak istedim. Sadece burada yaşayıp mis gibi gökyüzünü solumayı, buranın 4 mevsimine şahit olmayı, bisikletimle bu yerde yaşamayı istedim. Döndüğümden beridir sürekli bir huzur arayışında oluşum da belki Palic'in bana bu hayalleri kurdurması yüzündendir.

 


Vodotoranj
Water Tower
 Burası yazın plaj olarak kullanılan bir gölmüş. Parkın içinde yer alan özel mülkler de görüyoruz. Sanarsınız katedral :) Buralarda mimari bir harika!
Sonra onu görüyorum. Yeşiller ve sarılar arasında koskoca Palic'te yalnız kalmış kırmızı yapraklı bir ağaç. Oldum olası kırmızı yapraklara aşığımdır. Bir tanesini kaptığım gibi günlüğümün arasına sıkıştırıyorum. Bu sayede hala biraz benimle Palic.
Palic




İndiğimiz yerin karşısındaki duraktan tekrar aynı otobüse binerek Subotica şehir merkezine dönüyoruz. Otobüs saatlerini turist ofisinden öğrenmiştik. Ama burada duraklarda da kaç dakika kaldığı yazıyor. Otobüsler de çok dakik, aman diyeyim :)
Sırada yarım bıraktığımız Subotica'yı fotoğraflarla bitirmek var. 
Gradska Kuka

City Hall



Sinagog

Adeta bir hobit evi olsa da yine Sinagog'a ait bir bölüm :)

Subotica Grammer School


 Baroque Catholic Cathedral

Kütüphane

Bir kafede oturduk artık Subotica'ya veda ediyoruz camdan dışarıyı izleyerek. Hem tren saatimizi bekliyoruz hem de buradan hatıralar yakalıyoruz gözlerimizle. Dışarıdan şık giyimli bir grup geçiyor ve bir de gelin arabası. Tam yanımıza park ediyorlar. Böylece biz de aradığımız unutulmaz anıyı yanıbaşımızda buluyoruz işte!
Eve dönme vakti geldi... Eve dediysem Belgrad'daki eve yani :) Durun canım daha ölmedik 1 günümüz daha var.
Subotica'dan Belgrad trenimiz için kişi başı 760 dinar (6.30 euro) ödüyoruz. Bu fiyat genele göre daha pahalı ancak istediğimiz saate sadece bu tren olduğu için bize böyle denk gelmiş oldu. Ama bindiğimiz tren, geliştekine göre epey konforluydu ve hızlıydı da. 3 saat 50 dakika sonra Belgrad'a vardık. Zaten son istasyondu bir güzel uyuyup yorgunluk çıkardık. Belgrad'ı artık çok iyi biliyoruz. Her yoldan yönümüzü bulur olduk ve böylece bir yabancı şehir de yabancılığını kaybetti gözümüzde. Alıştığımız yolları, sokakları ve bir de evi var.

*Belgrad'da Son Gün*
Son günümüz havanın güzel olduğu bir cumartesi. Bugün için iki rotamız var, biri Tesla Müzesi diğeri ise Tito-Yugoslav Tarihi Müzesi. Kaldığımız yerden yürüyerek Tesla Müzesi'ne gidiyoruz. Yoldan da müptelası olduğumuz lahanalı börekten aldık. Enteresan bir dipnot düşeyim burada; lahanalı bu börek "Burek sa kupusom" diye geçiyor. Kupusom bana kapuskayı çağrıştırdığı için lahanadan bahsederken hep kapuska dedim, gülümseyerek anladılar beni :)
Pazar günleri şehirde Exchage Ofislerin kapalı olma ihtimali tamamen aklımızdan çıkmıştı. 5-6 ofis gezdikten sonra hiç şansımızın olmadığını anladık. Bir tanesinde biz kapalı kapının ardından içeri bakarken yanımıza bir adam yaklaşıp turist olup olmadığımız sordu. Ne diyeceğiz yani zaten her halimizden belli. Adam pazar günleri tüm ofislerin kapalı olduğunu ve eğer isterse paramızı bozabileceğini söyledi.Ama tabi ki güvenemedik, sanki oraya pusu kurmuş gibi bir hali vardı. Yok teşekkürler, deyip tırım tırım uzaklaştık oradan. Bu arada bazı ofislerde Exchange Office yazmıyor, sadece sırpça Menjacnika yazıyor. Paranızı parça parça bozdurmak isteyeceğiniz için bu kelimeyi cüzdanınızın bir köşesine not etmenizi öneririm.
Tesla'ya gidip bir şansımızı deneyeceğiz belki euro ile ödeme kabul ederler. Ama hayır, kabul etmiyorlar. Biraz yalvarıyorum, pazar günü hiç bir yerde açık ofis bulamadık lütfen yarın dönüyoruz bizim için bir şey yapamaz mısınız falan ama yok. Sırada bekleyen biri bizim için bilet almayı teklif ediyor ve ödemeyi euro ile kabul edebileceğini söylüyor. Tabii ki kabul ediyoruz. Sonuç olarak para üstümüz kısıtlı imkanlar yüzünden eksik kalmış olsa da fevkalede Tesla'ya girdik. Biletler öğrenci için 380 dinar, tam için 500 dinar. Öğrenci ücreti ödeyebilmeniz için uluslararası bir öğrenci kimliğine sahip olmanız gerekiyor.
 Müze saatlerine hiç bakmamıştık ama 11'de turistler için özel bir sunum ve ingilizce tanıtım oluyormuş. Şans eseri tam zamanında buna denk geliyoruz.
 Bu fotoğrafta da herkes sırayla elektriği parmak ucunda hissedip minik bir çığlık atıyor o kadar :)



Tesla'dan sonra yakın mesafedeki Balkanların en büyük kilisesi olan "Hram Svetog Save" ikinci durağımız. Yine yürüyerek gidiyoruz ve iyi günümüzde olduğumuzdan mıdır nedir pazar günü Belgradda açık olan bir tane exchange ofis buluyoruz. Tito Müzesi'ne girerken Tesla'daki kadar şanslı olamayabiliriz.

Hram Svetog Save

Hram Svetog Save- St. Sava Temple

Buradan sonra Tito'ya gitmek için otobüs kullanmayı tercih ettik. Otobüse binmek için gitmemiz gereken caddeyi sora sora bulduk o yüzden caddenin ismini ne yazık ki hatırlamıyorum. Ama 70 ve 71 numaralı otobüsler ile Tito Müzesi'nin tam önünde inebilirsiniz. Ayrıca duraklarda otobüslerin geçtiği güzargahları ve çevresindeki turistik yerleri gösteren çok kullanışlı haritalar da var.


Josip  Broz Tito

 Tito Müzesi'nde bilet alırken Tesla'dakinin aksine bir tutumla karşılaşıyoruz. Şöyle ki biz normal bilet almaya odaklanmışken öğrenci misiniz diye sordular ve 100 dinara öğrenci giriş biletlerimizi herhangi bir kart göstermeden aldık. Sadece belirtmeniz yeterli dediler, o yüzden siz de sadece belirtin :)

Muzej Istorije Jugoslavije
Museum of Yugoslav History

Muzej Istorije Jugoslavije
Museum of Yugoslav History


Fatih ve İlknur
Yine akşam oluyor ve hava kararmak üzere. Ama saat ise 4. Artık bu son gece. Başımız önde üzgün bir şekilde başladığımız noktaya Kıbrıs Şehitleri Caddemiz Knez Mihailova'ya dönüyoruz. Buradan hep farklı yönlere yürüdük durduk gezimiz boyunca. Dedim ya artık hiç haritasız Belgrad'da dolaşır olduk. Bu kadar çabuk alışınca bu kadar çabuk ayrılmak mı gerekiyor? Ya da alıştığımız için mi ayrılmak zor geliyor. Hüzün bizi iyice yakalamadan bir şey yapmalı. Biz de gezimizde tanıştığımız ve size daha önce de bahsettiğim tatlı çiftimiz ile buluşmaya karar veriyoruz. Ve böylece Belgrad'da son gecemizi bu maceraya aynı uçakta birbirimizden habersiz başlamış ve yine aynı uçakta bitireceğimiz ama bu sefer birbirimizi tanımakla kalmayıp, güzel paylaşımlarda bulunduğumuz  Fatih ve İlknur'la güzel bir kafede geçiriyoruz. Geride bıraktığımız kedilerimiz olmasa hiç birimiz dönmek istemiyoruz aslında. Sohbetimiz adeta dünya haritasını masaya sermişiz gibi sürüp gidiyor. Hayallerimizle bir o ülkedeyiz bir bu ülkede. Daha görülecek çok yer var ve biz daha yeni başladık.

Başka bir şehirde güne uyanmanın en güzel tarafı ne biliyor musunuz? Bizdeki gerçeklere uyanmak. Ben kendi gerçeklerime uyandığımda ve içimdeki değişimi hissettiğimde Subotica'daydım, Palic'teydim. İçimde gizlediğim hayallerimi yeniden gün ışığına çıkardı bu gezi. İnsan hiç gerçekleştiremediği hayallerine küser mi dedim kendi kendime. Ne zaman bu kadar çabuk pes eder oldum? Madem ki Sırbistan'da uyandım, başka bir ülke ile devam edebilirim bu uyur-uyanık güzel rüyaya. Siz de bir düşünün, hayalleriniz iç dünyanızda uyandığında siz hangi şehirde, hangi ülkede olacaksınız acaba? O heyecanı şimdi benimle birlikte hissettiniz işte!

Sevgiler, 
İlham Kedisi
Share:

3 yorum:

  1. Sizinle tanışmak ve birlikte vakit geçirmek harikaydı gerçekten :) Sanırım ayarlamaya çalışsak; uçaklar, hostel ve güzergahlar bu kadar denk gelmezdi!

    Subotica'yı beğenmenize çok çok sevindik. Bizim için de oranın yeri ayrı oldu gerçekten. Sırbistan'da çok turistik olmayan ve saklı kalmış tatlı, kendi halinde bir şehir! Umarız da hep öyle olur :) Lake Palic ise epik bir güzellik gerçekten!

    Blog şahane bu arada! Özellikle Sırbistan yazıları o kadar detaylı ve güzel ki, resmen oradaki her bir yer ve an tekrar canlanıyor adeta :) Bu güzel ülke ve şehirleri tekrar ziyareti hak ediyor ve aynen dediğin gibi, evde bizi bekleyen pofuduklarımız olmasa sanırım hiç dönmek istemezdik..

    Bir gün, bir yerde yine görüşmek üzere, sevgiler :)

    İlknur&Fatih

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili İlknur ve Fatih :) Yorumunuz beni o kadar mutlu etti ki anlatamam çok çok teşekkür ederim! Siz bizim gezimizi güzelleştiren insanlarsınız. Karşılaşmasak Subotica bilmediğimiz duymadığımız bir yer olarak kalacaktı. Bu yazı olmayacaktı. Belki blog da olmayacaktı eğer İlknur'a söz vermeseydim. Çok şey kaybetmiş olacaktık yani ama tek bir karşılaşma ile neler neler kazandık şimdi! Dediğiniz gibi, hiç belli olmaz yine rotalarımız çakışır belki ve yine görüşürüz :) İkinize de kucak dolusu sevgiler.

      Sil
    2. Biz de çok çok teşekkür ederiz :) Seninle ve Deniz'le tanışmak bizim de gezimizi daha da keyifli bir hale getirdi ve harika anılarla eve döndük. İyi ki tanıştık ve iyi ki hem siz hem de biz Subotica'yı es geçmedik bu seyahatte. Ayrıca ufacık da olsa bir katkımız olduysa ne mutlu senin şahane blog'una! Bizim yıllardır yapamadığımız seyahat anılarını ölümsüzleştirme işini bu kadar okunası bir dille yazıya dökmen süper bir şey gerçekten. Takipteyiz!

      Sil

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Hakkımda

Fotoğrafım

Siz şimdilik beni blog yazan bir İlham Kedisi olarak tanıyın.

İlham'ın İzleyenleri

Bu Blogda Ara

Yazılardan haberim olsun dersen buraya mail adresini bırakabilirsin.

Severek okuduklarımdan

Instagram

E-Mail

ilhamkedisi@gmail.com