20 Aralık 2014 Cumartesi

Üçüncü Gün - "Zemun"

Şansımız var ki şu ana kadar havalar güzel gitti. E hani soğuk diyordun kat kat kazakla geziyordun diyecek olursanız, o tamam, ama yağmur yağmıyor gündüzleri biz gezerken. Yağacak ne kadar yağmur varsa biz uyurken yağıp bitiyor,  bu da bizim için hakikaten güzel bir şey. Şöyle bir haritamıza bakıyoruz. Yavaş yavaş yapacak bir şey kalmamaya başlıyor turist gözüyle. Rotamızı Belgrad'ın güneyine çeviriyoruz. Sıradaki yer, Zemun (Stari Zemun). 
Zeleni Venac - bir diğer adıyla Zelenjak- otobüslerin kalktığı yer. Burayı bulduktan sonra işiniz çok daha kolay. Zemun'a giden otobüslerden 15, 17 veya 84 numaraya binebilirsiniz. Ya da bi çılgınlık yapın bisiklet kiralayarak gidin. Biz kabanlar yüzünden robot gibi hareket etmek zorunda kalmasaydık bu seçeneği değerlendirebilirdik belki.
Çok uzun sürmüyor yol.Yanlış hatırlamıyorsam bindiğimiz otobüste duraklar anons edilmiyordu. Birçoğunda anons var, var da kime ne fayda. Bilmeyince duymuyor da insan ne dendiğini. Yine hislerimize güvenip atlıyoruz otobüsten, geldik bence.




Yağmurdan sonraya gözünü yeni açmış sokaklar, pırıl pırıl yıkanmış bizi bekliyor. İndiğimiz caddede tabelalar karşılıyor biz de hemen ara sokaklara dalıyoruz. Çok sakin. Kilisenin yanından geçiyoruz. Derin sessizlik. Hiç mi insan yok? Bir tane adam geliyor karşıdan ama diğer sokaktan dönüyor. Biz de turist turist yerleri gökleri inceleyerek Milennium Tower'a doğru yürüyoruz.





Yol boyunca nehir kenarında balık restoranları çoğunlukta. Ama hepsi bu havada kapalı. Bir iki kafe var açık, onlar da sinek avlıyor şimdilik. Yazın buralar çok daha başkaymış, bizse en başka zamanında gelmişiz.

Aşağıda dolaşırken gitmemiz gereken yerlere bir türlü çıkış yolu bulamıyoruz. Sonra tepeden uzanan bu yemyeşil yolu şans eseri görüyoruz. İyi ki de görüyoruz, yine bambaşka bi atmosferi yaşamamızı sağlıyor bu merdiven. Sarmaşık merdiven diyesim geldi bu güzelliğe. Tırmanmaya başlıyoruz. Bir tarafta yükseldikçe güzelleşen manzara ve her tarafta doğanın enfes renkleri, tertemiz hava. Şımarıyorum tabii merdiven bitmeden bir iki poz veriyorum hemen :)



 Yanlış yerlerden girdiğimiz için çok dolaştık etrafında ama bir türlü önüne çıkamadık Millenium Kulesi' nin. Biz haritamıza dalmış çıkacak yol ararken genç bir kıza rastlıyoruz, tam evine girmek üzere. Hemen soruyorum nerden çıkabiliriz en kestirme diye. Kız şöyle bir bakıyor bana. Elinde anahtarı, bedeni gitmeye dönük, yüzünde mahcup bir gülümseme.. Ah diyorum yapma bunu ingilizce bilmiyorum deme n'olur. Demiyor neyse ki. İngilizcem çok iyi değil diyor. Zemun' un bu sakinliğinde bırak ingilizce bilenini bulmayı insan bulamıyoruz o yüzden bu ingilizce bana yeter diyorum içimden. Gayet de güzel anlatıyor yolu. Sayesinde bir iki sokak sonra çıkıveriyoruz doğru yere.Nihayet bulduk
Milenijumska Kula- Zemun
The Millennium Tower

Milenijumska'nın duvarları 
 
Milenijumska'nın en üst katından Zemun manzarası
Sonra bize yine yollar. Şansımıza pazar kurulmuş. Bir kaç çeşit meyve alıp kahvaltı faslını da öylece atlıyoruz.



Zemun' un pek düşünceli kedileri :)

Bu arka sokaklar kaybolmaya değmez mi ama siz söyleyin? :)
Üçüncü gün Zemun ile bitti.

Belgrad' da dördüncü günümüz yağmurun da etkisiyle geç başlıyor. Bugünkü tek planımız bisiklet kiralayarak Ada' ya gitmek.Yol üzerinde bir bisiklet tamircisinden 400 dinara yani yaklaşık 3 euroya kiraladık bisikletleri. Renkleri pek tatlı, bir de eski tiplerden. İncecik tekerlekli, vitesleri hatta belki frenleri de çalışmayan en eski tiplerden ama. Neyse hava kararmadan yola çıkmamız lazım zaten şimdi başka nereden bulucaz bisikletçi. Şöyle alıcı gözüyle bakıyorum, kırmızıyı kendime seçiyorum. Eflatun, kırmızı ve yeşil üç bisiklet çıkıyoruz yola. Bisikletlerin parasını da dönüşte vereceğiz, bisikletçi amca böyle bir kıyak geçmek istedi bize. Çok gitmedik, daha caddeden sahildeki bisiklet yoluna bile ulaşmadık ki arkamdan bir ses. Biri mi düştü desem, diyemem çünkü en arkadaki benim.Bir şey mi attılar, bomba filan?, yok daha neler ama hakkaten bomba gibi bi patlama sesi derken acı gerçekle yüzleşiyorum. Arka tekerlek patlamış! Ama ne patlama, derin yırtıklar içinde. Çok eskiymiş bisikletler harbiden. O ilk baştaki vintage sevdasını paat sesi alıp götürüyor. Tırım tırım, bisiklet elde geri dönüyorum. Kırmızı bisiklet yolda bıraktı. Yenisi geliyor, hmmm siyah pek hoş. Vitessiz, frensiz, tamamı emanet kara bisikletimle öyle ya da böyle gidiş dönüş 15 km'yi gidiyoruz ama. Yanımdan biri geçerse yavaşlayamıyorum tek sıkıntı o ama heyecan katıyor yolculuğuma. Yağmur da acımadı bu kez. Hele ki dönüş yolunda daha da vurdu ama olsun be. Şimdi bile hala gözümde o yollar.
Biz Ada'ya varana kadar hava karardı. Bisikletleri bırakıp hiç fotoğraf da çekemedim. O yüzden sanki dördüncü gün hayallerimde yaşanmış gibi biraz. Neyse ki gece Belgrad'da bir bara gittik canlı müzik dinlemeye. Güne dair tek fotoğraflar oradaki Irish Pub'dan.




Belgrad maceralarımız bitti. Sadece tek bir yer kaldı görmek istediğimiz, Nicola Tesla Müzesi. Onu da gitmeden bir gün önceye saklıyoruz. Artık rotamızı değiştirme vakti! Şimdilik aklımızda sadece Novi Sad var. Ah, güzel şehir Novi Sad... Ama sonradan orada tanıştığımız insanlar sayesinde, ki anlatsam inanmazsınız kimlerle tanıştığımıza, rotamıza can katacağız. Novi Sad, Karlofça ve Subotica. Bir sonraki yazımda ilk ikisine yer vermeyi planlıyorum. Subotica'yı tek başına ele alacağım çünkü döndüğümden beri hala ne zaman aklıma gelse ani bir özlem hissettiğim keşfedilmemiş bu şehri fotoğraflarıyla siz de yakından görün istiyorum.

Novi Sad'da görüşmek üzere!

Sevgiler,
İlham Kedisi

Share:
Yer: Zemun, Belgrad, Sırbistan

2 yorum:

  1. üf resmen canım çekti ya okudukça, subotica yazısını sabırsızlıkla bekliyorum. sırbistan'a yolumuz tekrar düşerse kesin gideceğim. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Subotica kesinlikle ama kesinlikle görülmesi gereken bir yer! Ne Belgrad gibi ne Novi Sad gibi. Küçücük ama kendi ruhu olan bir yer. Belki gitsen benim kadar etkilenmezsin ama nedense bende yeri bir başka oldu oranın :)

      Sil

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Hakkımda

Fotoğrafım

Siz şimdilik beni blog yazan bir İlham Kedisi olarak tanıyın.

İlham'ın İzleyenleri

Bu Blogda Ara

Yazılardan haberim olsun dersen buraya mail adresini bırakabilirsin.

Severek okuduklarımdan

Instagram

E-Mail

ilhamkedisi@gmail.com