Ana içeriğe atla

Bir Cumartesi


Merhaba canım blog!
Yukarıdaki kolajda bu cumartesi günümden ve instagram hikayelerimden dağınık bir bütün görmektesin. Çünkü yeni yazı serisi ''Instagram Hikayeleri'', tüm hızıyla devam ediyor!
Fotoğrafları görmeden önce, bu cumartesi neler yapmışım biraz anlatayım.
Tüm yorgunluğuma rağmen aslında epey aktif bir gün geçirdim. Öğleden sonra ingilizce dersim vardı. (Bahsetmedim sanırım ama IETS skorumu yükseltebilmek için yabancı bir hocadan özel ders alıyorum.) Tek boş günüm bu cumartesiydi. Bir yanım ''yat uyu allasen'' dese de duymazdan geldim. Her ne kadar zor da olsa kalktım o yataktan ve Taksim'e doğru yola koyuldum. Tam da planladığım gibi erken vardım ve çoktan yapmış olmam gereken ödevleri hızlıca 1 saat içinde yaptım. Bazı makaleler sonuç kısmına ulaşamamış da olsa... Yaptım mı yaptım!
Kurs sonrasıysa hep gezmeli, iyilikli güzellikli boş bir cumartesi işte.
 Taksim'den Galata'ya, oradan Karaköy'e ve oradan ise Beşiktaş'a sadece tabanvay yolu ile keyifli bir yürüyüş. Arada verilen çay ve fotoğraf molası vesaire vesaire....
Gelelim görsellerin detaylarına.
Beyoğlu sokaklarında daha önce hiç görmediğim bir bina ve çekirgeleri :)


Canım Galata!
İstanbul'da severek zaman geçirdiğim, görünce içimin açıldığı yerler belli; Cihangir, Karaköy ve Moda! Ama bir de Galata kulesi var ki, ne zaman görsem günüm güzelleşiyor sanki. İster gece çıksın karşıma, isterse gündüz... Başımı kaldırıp, ona şöyle bir baktığımda veya ara sokakta birden karşıma çıktığında mutlu oluyorum resmen. Etrafındaki kafeleri, kalabalık turist kafilelerini de seviyorum. Bir keresinde azmetmiş ve upuzun kuyruğa girmeyi göze alıp tepesine çıkmıştık. O manzarayı görünce daha da sevmiştim Galata Kulesi'ni işte!


Karaköy - 2 Cafe
Sakin ve zevkli dekorasyonu ve envai çeşit çaylarıyla aklımı başımdan alan, fotoğraf çekmelere doyamayıp akşamı ettiğim şirin; 2 Cafe. Bir de tiramisu yapıyorlar ki, akıllara zarar!



Tabi yaa, okullar açılıyor! O kadar uzaklaşmışım ki artık okuldan, bunu ancak markette gördüğüm kırtasiye reyonunun ciddi bir şekilde çeşitlendirilmiş olması ile anlayabildim.  Bayılırım kırtasiye alışverişine! İhtiyacım yok, kabul... Ama evde renkli kalemlerin, güzel kapaklı defterlerin bol bol bulunmasının kime ne zararı olacak, değil mi ya?
Güzel cumartesi gününün gecesini boğaz ağrısı ile, bir üşüme bir terleme halleriyle geçirince kapanışı kötü yaptım malesef. Hala tam olarak iyileşemesem de, iş-güç koşuşturmacalarına devam ediyorum. Ama bişey söyleyeceğim, hastalanmama sebep olan şey o kadar güzel ki... Boğazıma elimi sokup hunharca kaşıma isteğim olmasa, hiç üzgün değilim hastalandığıma.
Bu hastalığın sebebi; sıcak bir günde, ülkenin birinde maymunlarla ve kuşlarla cirit atarken bir anda bardaktan boşalırcasına yağan Muson yağmuru ve ben leylanın mutlu mesut yağmur altında sırılsıklam ıslanmayı kabul edişidir. Yer; Kuala Lumpur, Malezya.
 Ama hala aynı şeyi söylüyorum, ''İnsan hayatında kaç kere Muson yağmuruna yakalanır ki?''. Varsın hasta olayım, geçer elbet! :)


Sevgiler,
İlham Kedisi 


Not: Malumunuz bayramınız tabii, ama ben bu bayram seyran işleri ile ilgili ne hissettiğimi daha evvel şurada yazmıştım, hatırlarsanız. Ama yine de, bayramı seven herkesin bayramı pek kutlu, pek mutlu olsun! :)

Yorumlar

  1. Ne güzel gülümseye gülümseye yazıyı okuyordum ve bir anda ''Tabi yaa okullar açılıyor!'' cümlesini gördüm......Olsundu ya,sevdim yine de bu yazıyı ^_*

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hahah Anıl ya 😁😃 Açıldığı gibi kapanır da o meret üzülme sen! Hem bir de şu var, çalışma masan çok fotojenik. Yeni dönem, yeni yazılar falan filan ne bileyim iyi tarafından bakalım :) ^^

      Sil
    2. Teşekkür ederim bir nebze olsun yaşam enerjisine ihtiyacım vardı :DD ahah ♥

      Sil
  2. blogunuz çok güzelmiş siteme beklerim

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Meydan Okuyorum!

Ben geldiiim! Hem de öyle bir geldim ki, ellerim kollarım dolu bir şekilde! Evet, bir sürprizim var. Bu blogda daha önce yapılmamış yepyeni bir şey ile çıkageldim yine. 2017 hayatımda olduğu kadar blogumda da türlü türlü yeniliklere ev sahipliği yapıyor. Hazır lafı gelmişken şimdiye kadar çok sevdim kendisini, umuyorum aramız açılmaz diye de belirtiyor, yeni yılın kulağını ufacık bir çekiyorum. Her neyse, gelelim sürprizime... Hazır mıyız?  Ver trampetlerle gerilim müziğini hızlı hızlı;   ''  tıpıtıpıtıpı tııııııp''... Duyduk duymadık demeyin! Bu bir   CHALLENGE   , bir    SALANJ   bir   MEYDAN OKUMA  yazısıdır! İstenilen  herhangi bir şekilde adlandırmak ve hunharca katılmak serbesttir! Hodri meydan demeden önce konuyla ilgili bahsetmek istediğim şeyler var. Konumuz '' Apartman Sohbetleri ''. Ve konunun da, soruların da sahibi  İlker Gümüşoluk . YouTube'da videodan videoya zıpladığım bir gün, şans...

Sabahları 5'te uyanmak (Kargalara selam olsun)

 Ey uykucu ahali ve çok sevgili kargalar! Toplanın yamacıma, neden sabah 5’te kalkıyorum, nereden çıktı bu iş ve nereden geliyor  bu motivasyon onu anlatmaya başlıyorum.  Birden fazla motivasyon kaynağım var aslına bakarsanız. Yapmak istediklerim, yarım bıraktıklarım, sabahın sessizliği, gün doğumunun güzelliği, kendime zaman yaratma ihtiyacım falan filan diye başlıklarım uzar gider.  Ama yine de hepsi birlikte toplanıp gelse bile beni yataktan çıkarmaya yetmiyordu. Uyanmak için tek bir şartım vardı; “havanın aydınlanması” .  Sabahın karanlığı bana geceleri uyanıp işe gittiğim günleri hatırlattığı için işi bırakmamla birlikte (bilmeyenler için mini bilgi, hostestim) fark etmeden yeni bir alışkanlık geliştirmiş oldum. Hatta bu alışkanlığın kendime koyduğum bir kural olduğunu sonradan fark edecektim; ''  artık hava aydınlanmadan uyanmana gerek yok, artık karanlıkta kalkmak zorunda değilsin,artık gece uykunu bölmek zorunda değilsin... '' Bunu kendime ödül olar...

Bir Dizi: Fargo

Bu yazıyı yazarken Haziran'ın ne ara geldiğini ve neredeyse bitmek üzere olduğunu hiç fark etmediğimi gördüm.Günlerin sırasını karıştırdığım yetmezmiş gibi bir de başıma aylar çıktı, eyvah eyvah! Hobilerimin üzerine gitme konusunda zamansızlık problemi yaşıyorum işten dolayı. En kısa zamanda yoluna koymam gereken bir sürü hobim var. Kitaplarım, odamda dekorasyon olmayı bekleyen origamilerim, kartpostallarım, yazılacak mektuplarım, filmler ve diziler... Bunların bir çoğu beklemede olsa da film ve dizi izleme konusunun üzerine inatla gitmeye çalışıyorum. Bu arada bu zamana kadar hiç izlediğim dizilerden bahsetmemiştim değil mi? O zaman bir başlangıç yapalım bu konuya da. Son zamanlarda inanılmaz keyif alarak izlediğim bir dizi var, ki kendisi " Fargo ". Dizi 1996 yapımı Coen kardeşlerin filminden (Fargo) esinlenerek çekilmiş. Ki ben hala filmini izlemedim, önceliği diziyi bitirmeye verdim. Konusuna gelince suç, kara mizah türünde olan bu dizi, bu türü sevmeyenlere bile k...