Ana içeriğe atla

Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm

Zülfü Livaneli



Uzun süredir elimde dolaşatırdığım kitabımı nihayet bitirdim. Tatlı bir arkadaştan hediye gelen Zülfü Livaneli’nin Bir Kedi Bir Adam Bir Ölüm adlı sürükleyici ve çoğu yerde sizi düşünmeye sevk eden bir kitabı. Adından da anlaşılacağı üzerine olaylar bir cinayet planı üzerine kuruluyor. Ancak kitaptaki bir anlatım şekli oldukça farklı. Önce bir yazar tarafından  kahramanımızın romanlaştırılan hayatını okuyarak başlıyoruz. Her bölüm bittiğinde kahramanımız Sami, kalemini alıyor ve yazarın anlattıklarının kendi açısından nasıl geliştiğini bize birinci ağızdan anlatıyor. Bize de okuduklarımızı yeniden düşünme fırsatı veriyor. O yazara kızıp aslında olanları ve hissettiklerini anlatırken, hayatımızı birilerine ne kadar açarsak açalım duygularımızın en güçlü halleriyle sadece bize ait ve bizde kalıyor olduğunu düşünüyorum ben de. Bir uzaklaşıp bir yaklaşıyoruz yaşanan olaylara kitaptaki bu anlatım sayesinde. Ve güçlü bir şekilde işlenen öldürmek mi bağışlamak mı ikilemi...
Daha önce Livaneli okumamıştım. Bu kitapta bazı gündelik olaylara ve karakter özelliklerine yaklaşımı çok hoşuma gitti.  
Çok hoş bir insandır annem. Arkadaşları gibi o da her olayı mutfak zamanlamasına göre anlatır: “Tam fasulyemi ayıklayıp soğanımı soymayı bitirmiştim, tencereye koyacaktım ki sokaktan bir gürültü geldiğini duydum.” O sırada iki kişinin ölümü ile biten bir trafik kazasından söz etmektedir ama sizin bunu anlamanız biraz zaman alır. 
Burda hemen anneannem gözümün önüne geldi.  Eminim hepimizin hayatında en az bir tatlı insan var böyle fasulyem, barbunyam, böreğim zaman kavramlarıyla sohbetlerini detaylandıran. Bu gibi detaylarda sevdim Livaneli’nin anlatım tarzını. Bir başka kitabını daha okumak isterim, ne önerirsiniz?

Yorumlar

  1. Söz konusu Livaneli ise bütün kitaplarını okuyabilirsiniz. Hepsi birbirinden güzeldir. Ben özellikle Leyla'nın Evi, Son Kuşlar, Kardeşimin Hikayesi kitaplarını çok beğendim. Tavsiye ederim.

    YanıtlaSil
  2. Beni de Serenad çok etkilemişti:) 'Struma' vakası üzerine kurgulanmış bir roman. Tarihi bir olay içine kurgu karakterleri öyle güzel oturtmuş ki internette deli gibi gerçek olup olmadığını araştırmıştım:) Tavsiye ederim.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Meydan Okuyorum!

Ben geldiiim! Hem de öyle bir geldim ki, ellerim kollarım dolu bir şekilde! Evet, bir sürprizim var. Bu blogda daha önce yapılmamış yepyeni bir şey ile çıkageldim yine. 2017 hayatımda olduğu kadar blogumda da türlü türlü yeniliklere ev sahipliği yapıyor. Hazır lafı gelmişken şimdiye kadar çok sevdim kendisini, umuyorum aramız açılmaz diye de belirtiyor, yeni yılın kulağını ufacık bir çekiyorum. Her neyse, gelelim sürprizime... Hazır mıyız?  Ver trampetlerle gerilim müziğini hızlı hızlı;   ''  tıpıtıpıtıpı tııııııp''... Duyduk duymadık demeyin! Bu bir   CHALLENGE   , bir    SALANJ   bir   MEYDAN OKUMA  yazısıdır! İstenilen  herhangi bir şekilde adlandırmak ve hunharca katılmak serbesttir! Hodri meydan demeden önce konuyla ilgili bahsetmek istediğim şeyler var. Konumuz '' Apartman Sohbetleri ''. Ve konunun da, soruların da sahibi  İlker Gümüşoluk . YouTube'da videodan videoya zıpladığım bir gün, şans...

Sabahları 5'te uyanmak (Kargalara selam olsun)

 Ey uykucu ahali ve çok sevgili kargalar! Toplanın yamacıma, neden sabah 5’te kalkıyorum, nereden çıktı bu iş ve nereden geliyor  bu motivasyon onu anlatmaya başlıyorum.  Birden fazla motivasyon kaynağım var aslına bakarsanız. Yapmak istediklerim, yarım bıraktıklarım, sabahın sessizliği, gün doğumunun güzelliği, kendime zaman yaratma ihtiyacım falan filan diye başlıklarım uzar gider.  Ama yine de hepsi birlikte toplanıp gelse bile beni yataktan çıkarmaya yetmiyordu. Uyanmak için tek bir şartım vardı; “havanın aydınlanması” .  Sabahın karanlığı bana geceleri uyanıp işe gittiğim günleri hatırlattığı için işi bırakmamla birlikte (bilmeyenler için mini bilgi, hostestim) fark etmeden yeni bir alışkanlık geliştirmiş oldum. Hatta bu alışkanlığın kendime koyduğum bir kural olduğunu sonradan fark edecektim; ''  artık hava aydınlanmadan uyanmana gerek yok, artık karanlıkta kalkmak zorunda değilsin,artık gece uykunu bölmek zorunda değilsin... '' Bunu kendime ödül olar...

Bir Dizi: Fargo

Bu yazıyı yazarken Haziran'ın ne ara geldiğini ve neredeyse bitmek üzere olduğunu hiç fark etmediğimi gördüm.Günlerin sırasını karıştırdığım yetmezmiş gibi bir de başıma aylar çıktı, eyvah eyvah! Hobilerimin üzerine gitme konusunda zamansızlık problemi yaşıyorum işten dolayı. En kısa zamanda yoluna koymam gereken bir sürü hobim var. Kitaplarım, odamda dekorasyon olmayı bekleyen origamilerim, kartpostallarım, yazılacak mektuplarım, filmler ve diziler... Bunların bir çoğu beklemede olsa da film ve dizi izleme konusunun üzerine inatla gitmeye çalışıyorum. Bu arada bu zamana kadar hiç izlediğim dizilerden bahsetmemiştim değil mi? O zaman bir başlangıç yapalım bu konuya da. Son zamanlarda inanılmaz keyif alarak izlediğim bir dizi var, ki kendisi " Fargo ". Dizi 1996 yapımı Coen kardeşlerin filminden (Fargo) esinlenerek çekilmiş. Ki ben hala filmini izlemedim, önceliği diziyi bitirmeye verdim. Konusuna gelince suç, kara mizah türünde olan bu dizi, bu türü sevmeyenlere bile k...