Ana içeriğe atla

Deliye Her Gün Malum.

Sakin sessiz Yeşilköy sokaklarına bir de yağmur serinliği ve temizliği eklenince bu bayram sabahı tadından yenmedi. Yağmurluğu kafamıza geçirip kahvaltıya gittik. İnsan yok, araba yok. Sadece koca göbekli martılar ve aç kediler var. Yağmura rağmen kahvaltımızı dışarıda yaptık. Ben enseme enseme bir kaç damla yedimse de mesele etmedim. Uzayıp giden kahvaltı seanslarına bayılırım.
Gün bayram olunca sohbet konusu da çocukluk bayramlarımızdı. Bayramlık faslı bayrama dair sevdiğim tek şeydi. Süslenip püslenip harçlık toplamaya gitmek de fena değildi ama her bir evde tekerrür eden Nasılsınız, Siz nasılsınız, Sen nasılsın çocum'lar çocukluğum boyunca darladı beni. Hani topladığım harçlık o kadar yüklü meblağlar olmuyordu zaten, bir de her seferinde aynı muhabbeti farklı eşyalı bir evde yapınca annemin babamın gözünün içine bakıyordum belli bir süre sonra. Babam da her evde aynı numara, benle göz göze gelince kocaman bir sırıtık yüzle ''Kalkalım mı?'' diye benden izin alırdı.Hani yani ben değil de çocuk sıkıldı zaar, kalkalım biz mademe geliyordu konu. Benim yaş belli bir zaman sonra bu numaraya gitmeyince aynı numaranın yardımcı oyuncusu kardeşim oldu. Böylece her bayram aynı evler ziyaret edildi, küçükler büyüdü, yaşlılar yaşlandı, bazen bir eksildi bazen bir çoğaldı farklı eşyalı farklı evler. Ama benim için hiç bir bayram o bayram havası dedikleri cinsten geçmedi. Olması gereken bir ritüeldi ve misyon tamamlanmalı gibiydi. Bugün hala bu böyle. Sakin geçen bayramlar en sevdiğim. Tıpkı sakin geçen günlerde olduğu gibi.
Sakin İstanbul ise en güzeli. İnsan hayatında kaç kere İstanbul sokaklarını ele geçirmiş gibi bir hisse kapılabilir ki?



Mutlu bayramlar hepinize :)

Sevgiler,
İlham Kedisi

Yorumlar

  1. Merhaba,

    Çok güzel bir yazıydı, kaleminize sağlık. Keşke her gün İstanbul böyle olsa :)

    YanıtlaSil
  2. 01:57 itibariyle yazılarınızı okurken bu soğuk bir istanbul kışında kalbinizden dökülenler ve samimiyetiniz insanin kalbini sıcacık yapmaya yeterince kafi geliyor gerçekten... Yeni demlediğim Early grey çayımla beraber 02.02 itibariyle yazılarınıza göz atmaya devam...



    Sevgiler...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Meydan Okuyorum!

Ben geldiiim! Hem de öyle bir geldim ki, ellerim kollarım dolu bir şekilde! Evet, bir sürprizim var. Bu blogda daha önce yapılmamış yepyeni bir şey ile çıkageldim yine. 2017 hayatımda olduğu kadar blogumda da türlü türlü yeniliklere ev sahipliği yapıyor. Hazır lafı gelmişken şimdiye kadar çok sevdim kendisini, umuyorum aramız açılmaz diye de belirtiyor, yeni yılın kulağını ufacık bir çekiyorum. Her neyse, gelelim sürprizime... Hazır mıyız?  Ver trampetlerle gerilim müziğini hızlı hızlı;   ''  tıpıtıpıtıpı tııııııp''... Duyduk duymadık demeyin! Bu bir   CHALLENGE   , bir    SALANJ   bir   MEYDAN OKUMA  yazısıdır! İstenilen  herhangi bir şekilde adlandırmak ve hunharca katılmak serbesttir! Hodri meydan demeden önce konuyla ilgili bahsetmek istediğim şeyler var. Konumuz '' Apartman Sohbetleri ''. Ve konunun da, soruların da sahibi  İlker Gümüşoluk . YouTube'da videodan videoya zıpladığım bir gün, şans...

Sabahları 5'te uyanmak (Kargalara selam olsun)

 Ey uykucu ahali ve çok sevgili kargalar! Toplanın yamacıma, neden sabah 5’te kalkıyorum, nereden çıktı bu iş ve nereden geliyor  bu motivasyon onu anlatmaya başlıyorum.  Birden fazla motivasyon kaynağım var aslına bakarsanız. Yapmak istediklerim, yarım bıraktıklarım, sabahın sessizliği, gün doğumunun güzelliği, kendime zaman yaratma ihtiyacım falan filan diye başlıklarım uzar gider.  Ama yine de hepsi birlikte toplanıp gelse bile beni yataktan çıkarmaya yetmiyordu. Uyanmak için tek bir şartım vardı; “havanın aydınlanması” .  Sabahın karanlığı bana geceleri uyanıp işe gittiğim günleri hatırlattığı için işi bırakmamla birlikte (bilmeyenler için mini bilgi, hostestim) fark etmeden yeni bir alışkanlık geliştirmiş oldum. Hatta bu alışkanlığın kendime koyduğum bir kural olduğunu sonradan fark edecektim; ''  artık hava aydınlanmadan uyanmana gerek yok, artık karanlıkta kalkmak zorunda değilsin,artık gece uykunu bölmek zorunda değilsin... '' Bunu kendime ödül olar...

Bir Dizi: Fargo

Bu yazıyı yazarken Haziran'ın ne ara geldiğini ve neredeyse bitmek üzere olduğunu hiç fark etmediğimi gördüm.Günlerin sırasını karıştırdığım yetmezmiş gibi bir de başıma aylar çıktı, eyvah eyvah! Hobilerimin üzerine gitme konusunda zamansızlık problemi yaşıyorum işten dolayı. En kısa zamanda yoluna koymam gereken bir sürü hobim var. Kitaplarım, odamda dekorasyon olmayı bekleyen origamilerim, kartpostallarım, yazılacak mektuplarım, filmler ve diziler... Bunların bir çoğu beklemede olsa da film ve dizi izleme konusunun üzerine inatla gitmeye çalışıyorum. Bu arada bu zamana kadar hiç izlediğim dizilerden bahsetmemiştim değil mi? O zaman bir başlangıç yapalım bu konuya da. Son zamanlarda inanılmaz keyif alarak izlediğim bir dizi var, ki kendisi " Fargo ". Dizi 1996 yapımı Coen kardeşlerin filminden (Fargo) esinlenerek çekilmiş. Ki ben hala filmini izlemedim, önceliği diziyi bitirmeye verdim. Konusuna gelince suç, kara mizah türünde olan bu dizi, bu türü sevmeyenlere bile k...