Ana içeriğe atla

Uyku, Tatil, Saç ve Uyku

Böyle kirpiklerimden bile uyku akan bi an şu an. Malumunuz yine uykusuzum ama ayaktayım. Bir kaç saate her şeyi kapatıp uyurum diye düşünüyorum. Gece yolumuz uzun çünkü. Şimdiden başıma uyku gözlüğünü geçirdim, limon çayımı baş ucuma koydum. Yazıp, rahatlayıp, mışıl mışıl uyku çekmek önümüzdeki bir kaç saatin planı.
Velhasıl kelam, şu an Taşkent, Özbekistan'dan yazıyorum canım blog. Buraya ilk kez 1 yıl önce gelmiştim. O zaman geldiğimde 40 küsur dereceye rağmen atmıştım kendimi sokaklara bir daha nerde görcem ya diyerek. İyi de etmişim, çünkü yine geldim bunca zaman sonra ama adımımı atmadım bu kez sokağa. Yorgunluk, uykusuzluk ve biraz da tatil özlemi bu sefer bana otel keyfi yaptırdı. Geçen haftalarda yıllık izne çıktım, hiç söylemedim size ama hunharca gezdim. Hunharca gezi yazısı yazmam lazım haliyle, şimdi utanarak söylüyorum. Yakındır. Bu sefer söz verip yazamadıklarıma benzemeyecek merak etmeyin. Şahane görsellerim var çünkü harcamak istemiyorum. Demem o ki, bir yıldır izinsiz çalışırken yorulmadım yıllık izinde yorulduğum kadar ve ilk fırsatta dinlenmek için bugünü seçtim.
Önce indim spora bir güzel tempolu yürüyüş, bisiklet derken baktım 1 saati devirmişim. Gözümün önünde de havuz uzanıyor ışıl ışıl zaten. Vakit kaybetmeden hızlı bir duş alıp bu sefer de havuza indim. Nerdeyse 2 saat de orda yüzmeli güneşlenmeli şeyler. Oh yani, nihayet. Bir de güneşlenirken boş durmadım, binbir heyecanla yanımda getirdiğim saç açıcı spreyi denedim. İtiraf ediyorum, zaten en başından beri niyetim onu denemekti. Memnun kaldığım için de bahsetmeden geçemeyeceğim.
Bence bunu denemeyen bir tek ben kalmış olabilirim. Çünkü kime sorsam biliyor. Ben de son zamanlarda izlediğim vlogerların önerdiğini, çok severek kullandığını falan izliyordum. Loreal Paris Sunkiss saç açıcı sprey, böyle böyle benim aklıma yer etti.
Saçta ombreyi seven biri degilim, kendime hiç ama hiç yakıştırmıyorum. Bir keresinde denemiştim ve 2 hafta falan dayanabildim sadece.En sonunda gidip saçlarımı kestirdim onlardan kurtulayım diye. Sarı renk de hiç benlik değil. Ama o güneşte açılan, ışıltılı saçlar yok mu. Onlar benim özendiklerim işte. Doğal ve belli belirsiz. Bu spreyi kullanan herkes ağız birliği ile, ''saçı kademeli açar, kontrol sende, güneşte açılmış gibi'' vs. diye söylediği için bir deli cesareti ile gözümü kararttım ve bugün havuz kenarında durmaksızın saçlarıma fıs fıs fıs sıktım durdum. Uçlara ve aralara yoğunlukla sıktım ve göz ucuyla kurudukça rengi kontrol edip tekrarladım. Öncelikle şunu söyleyeyim, eli korkak alıştırmaya hiç gerek yok baya yavaş açıyor. Benim saçım koyu kumral ve hiç boya, perma vs. bir işlem olmadığı için daha da zor açmış olabilir tabii ama korktuğum gibi olmadı. Dahası açılan yerler daha çok tatlı bir bakırımsı sanki. Bana öyle geliyor. Işıkta daha belirgin şu an. Bir kaç gün böyle kullanayım da yine gaza gelirsem bir güneş seansı daha yaparım.
Kokusu biraz sert ama alışılıyor sonra. Saça zarar vermeden benim gibi ufak çaplı bir çılgınlık yapmak isteyenlere önerilir. Şimdilik fotoğraf koymuyorum ama onu da bi ara hatırlatın.
Başka başka... Bu aralar yine takıntılı bir şekilde kilomla haşır neşirim. 3 gün oldu başladım yine diyete. Yine evet. Ben bayadır diyet modundayım aslında. Onu da ayrıca bir yazıda anlatayım. Yoksa bu yazı baya kız muhabbetine dönebilir. Bir anda yüklenmeyeyim.
Zaten uyku da iyice çökmeye başladı, çöküyor, çö...



Sevgiler,
İlham Kedisi

Yorumlar

  1. diyet ve sağlıkı beslenme temalı yazılarını dört gözle bekliyorum ilham kediciğim :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mutlu Keçi Hanımcığım siz pek iyi biliyorsunuz zaten o süreci bizzat baş destekçilerimdendiniz.Bakalım ne kadar iradeliyim Asuman yiyecek miyim yoksa diyete devam edebilecek miyim diye beni denediğiniz gün dün gibi aklımda efenim :)))

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Meydan Okuyorum!

Ben geldiiim! Hem de öyle bir geldim ki, ellerim kollarım dolu bir şekilde! Evet, bir sürprizim var. Bu blogda daha önce yapılmamış yepyeni bir şey ile çıkageldim yine. 2017 hayatımda olduğu kadar blogumda da türlü türlü yeniliklere ev sahipliği yapıyor. Hazır lafı gelmişken şimdiye kadar çok sevdim kendisini, umuyorum aramız açılmaz diye de belirtiyor, yeni yılın kulağını ufacık bir çekiyorum. Her neyse, gelelim sürprizime... Hazır mıyız?  Ver trampetlerle gerilim müziğini hızlı hızlı;   ''  tıpıtıpıtıpı tııııııp''... Duyduk duymadık demeyin! Bu bir   CHALLENGE   , bir    SALANJ   bir   MEYDAN OKUMA  yazısıdır! İstenilen  herhangi bir şekilde adlandırmak ve hunharca katılmak serbesttir! Hodri meydan demeden önce konuyla ilgili bahsetmek istediğim şeyler var. Konumuz '' Apartman Sohbetleri ''. Ve konunun da, soruların da sahibi  İlker Gümüşoluk . YouTube'da videodan videoya zıpladığım bir gün, şans...

Sabahları 5'te uyanmak (Kargalara selam olsun)

 Ey uykucu ahali ve çok sevgili kargalar! Toplanın yamacıma, neden sabah 5’te kalkıyorum, nereden çıktı bu iş ve nereden geliyor  bu motivasyon onu anlatmaya başlıyorum.  Birden fazla motivasyon kaynağım var aslına bakarsanız. Yapmak istediklerim, yarım bıraktıklarım, sabahın sessizliği, gün doğumunun güzelliği, kendime zaman yaratma ihtiyacım falan filan diye başlıklarım uzar gider.  Ama yine de hepsi birlikte toplanıp gelse bile beni yataktan çıkarmaya yetmiyordu. Uyanmak için tek bir şartım vardı; “havanın aydınlanması” .  Sabahın karanlığı bana geceleri uyanıp işe gittiğim günleri hatırlattığı için işi bırakmamla birlikte (bilmeyenler için mini bilgi, hostestim) fark etmeden yeni bir alışkanlık geliştirmiş oldum. Hatta bu alışkanlığın kendime koyduğum bir kural olduğunu sonradan fark edecektim; ''  artık hava aydınlanmadan uyanmana gerek yok, artık karanlıkta kalkmak zorunda değilsin,artık gece uykunu bölmek zorunda değilsin... '' Bunu kendime ödül olar...

Bir Dizi: Fargo

Bu yazıyı yazarken Haziran'ın ne ara geldiğini ve neredeyse bitmek üzere olduğunu hiç fark etmediğimi gördüm.Günlerin sırasını karıştırdığım yetmezmiş gibi bir de başıma aylar çıktı, eyvah eyvah! Hobilerimin üzerine gitme konusunda zamansızlık problemi yaşıyorum işten dolayı. En kısa zamanda yoluna koymam gereken bir sürü hobim var. Kitaplarım, odamda dekorasyon olmayı bekleyen origamilerim, kartpostallarım, yazılacak mektuplarım, filmler ve diziler... Bunların bir çoğu beklemede olsa da film ve dizi izleme konusunun üzerine inatla gitmeye çalışıyorum. Bu arada bu zamana kadar hiç izlediğim dizilerden bahsetmemiştim değil mi? O zaman bir başlangıç yapalım bu konuya da. Son zamanlarda inanılmaz keyif alarak izlediğim bir dizi var, ki kendisi " Fargo ". Dizi 1996 yapımı Coen kardeşlerin filminden (Fargo) esinlenerek çekilmiş. Ki ben hala filmini izlemedim, önceliği diziyi bitirmeye verdim. Konusuna gelince suç, kara mizah türünde olan bu dizi, bu türü sevmeyenlere bile k...