20 Ağustos 2015 Perşembe

Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm

Zülfü Livaneli



Uzun süredir elimde dolaşatırdığım kitabımı nihayet bitirdim. Tatlı bir arkadaştan hediye gelen Zülfü Livaneli’nin Bir Kedi Bir Adam Bir Ölüm adlı sürükleyici ve çoğu yerde sizi düşünmeye sevk eden bir kitabı. Adından da anlaşılacağı üzerine olaylar bir cinayet planı üzerine kuruluyor. Ancak kitaptaki bir anlatım şekli oldukça farklı. Önce bir yazar tarafından  kahramanımızın romanlaştırılan hayatını okuyarak başlıyoruz. Her bölüm bittiğinde kahramanımız Sami, kalemini alıyor ve yazarın anlattıklarının kendi açısından nasıl geliştiğini bize birinci ağızdan anlatıyor. Bize de okuduklarımızı yeniden düşünme fırsatı veriyor. O yazara kızıp aslında olanları ve hissettiklerini anlatırken, hayatımızı birilerine ne kadar açarsak açalım duygularımızın en güçlü halleriyle sadece bize ait ve bizde kalıyor olduğunu düşünüyorum ben de. Bir uzaklaşıp bir yaklaşıyoruz yaşanan olaylara kitaptaki bu anlatım sayesinde. Ve güçlü bir şekilde işlenen öldürmek mi bağışlamak mı ikilemi...
Daha önce Livaneli okumamıştım. Bu kitapta bazı gündelik olaylara ve karakter özelliklerine yaklaşımı çok hoşuma gitti.  
Çok hoş bir insandır annem. Arkadaşları gibi o da her olayı mutfak zamanlamasına göre anlatır: “Tam fasulyemi ayıklayıp soğanımı soymayı bitirmiştim, tencereye koyacaktım ki sokaktan bir gürültü geldiğini duydum.” O sırada iki kişinin ölümü ile biten bir trafik kazasından söz etmektedir ama sizin bunu anlamanız biraz zaman alır. 
Burda hemen anneannem gözümün önüne geldi.  Eminim hepimizin hayatında en az bir tatlı insan var böyle fasulyem, barbunyam, böreğim zaman kavramlarıyla sohbetlerini detaylandıran. Bu gibi detaylarda sevdim Livaneli’nin anlatım tarzını. Bir başka kitabını daha okumak isterim, ne önerirsiniz?
Share:

19 Ağustos 2015 Çarşamba

Yaşam koçum

Pes! Özledim ve yettim gayrı!
Yeni hayatıma hala alışamadım be sevgili blog, bir türlü ayak uyduramıyorum. Neye yetişmeye çalışsam bir şey eksik kalıyor. İşte de böyle özel hayatımda da. Ve sen sevgili blog, özel hayatımda eksik bıraktıklarımın başındasın sanırım şu son zamanlarda. Ne yapıcam böyle bilmiyorum. Bir yaşam koçum olsa keşke...Şimdilik sadece komidinimin üzerinde küçük bir koç figürü var o kadar. Bir başlangıç sayabilir miyiz bunu da?


 Madem sevgili koç için odaya girmiş ve bir fotoğraf çekmiş bulundum, odamdan bir kaç fotoğraf daha ekleyeyim mi ne dersiniz? Pek çok hobi ve alışkanlıklarımı İstanbul'a gelirken yanımda taşımamış olsam gerek. Çünkü bana ait olan ve keyif almamı sağlayan çoğu şeyi yapamıyorum. İşin kötüsü yerine yenilerini de koymuş değilim. Ama bu her şey için geçerli değil neyse ki... Pek azı benimle ve bunlardam biri kartpostallarım!
Buraya taşındığımda ilk kontrol ettiğim ve sevindiğim şey kişisel bir posta kutumun oluşuydu. Her gün mutlaka kontrol ettiğim ve eğer şanslıysam içinde dünyanın bi ucundan benim için çıkagelmiş bir kart ve bana yazılmış bir kaç satır hayat hikayesi bulduğum bu posta kutusu sayesinde motivasyonum hala ayakta.
Bir gün oturdum ve şu ana kadar Postcrossing'den aldıklarımı, zamanında arkadaşlarımdan gelenleri ve sevip kendi aldıklarımı saydım. Hepsini önüme açtım ve karşımda duran boş duvara baktım. Yapmak istediğim şeyi biliyorum. İhtiyacım olanlar; bir kaç çivi, keten ip, minik mandallar ve çekiç. Hepsi vardı da bir çekiç yoktu. O gün sırf bu iş için çarşıya çıktım ve çekiç aldım. Bu detaya girdim çünkü çekiç var mı diye sorduğum bir dükkanda var ama böyle deyip bana balyozu gösteren satıcı geldi aklıma. Tövbeler olsun !
Her neyse, gelelim sonuca. Ta taa taa!

Yenisi geldikçe bir mandalla ucuna ekliyorum ve böyle uzayıp gidiyor bu kartpostaldan sarmaşık. Odamın dekorasyon işi bitmedi hala. Yarım kalan şeyler var. Mesela yeni yıl yazısında bahsetmiştim ışıklı bir köşe istiyorum diye. Bakalım sıra onda. Sonra dev bir dünya haritası istiyorum tam yatağımın baş üstüne.
Son zamanlarda odamda hayalini kurduğum tek bir şey var, "kış" ! Çünkü penceremden bakarken hiç yağmur yağmadı ben buraya geldim geleli. Hiç rüzgar esmedi yanaklarıma. Bir de düşünüp heyecanlandığım bir kar manzarası var. Mesela bir gün uçuşa gitmek için kalkmışım ve bir de bakmışım ki kar yağıyor. Ya da ne bileyim ben gelene kadar bahçede kar tutmuş falan. Yaz çok uzadı çok, ondan hep bunlar. Sevemedim hiç şu mevsimi.


Bahçedeki kedilerim hiç yaklaşmıyordu bana. O kadar kedi olsun bi bahçede ama beni görünce jet olup kaçışsınlar! Sonra bir gün bir şey oldu ve bir tanesi arkadaş olmamızın uygun olabileceğini düşünerek bana sokuldu. Tedirginliğini atması iki gün sürdü ama şimdi bahçeye çayımı gazetemi alıp çıktığım zamanlarda kucağıma kurulacak ve mırmır titreşimini açacak kadar samimiyetimizi arttırdık. Bu da benim için güzel bir haber çünkü kedisiz bir yeni yaşam benim için en alışılmayacak şey. Kedi yok, ilham yok, yeni yazı yok gördüğünüz üzere. :)

Bahçedeki kedimin adı Behlül bu arada. Tanışınız lütfen :)

Bu barışmanın şerefine ben de temizmama.com 'dan 15 kg (yıllık stok olarak) kedi maması sipariş ettim ve şimdi her gün bahçede ziyafet var. Bu da mutluluk sebeplerim arasında.
Dağınık ve uzun bir yazı oldu ama yazarken fark ettim ki aslında çok da kötü bi durumda değilmişim. Keyifli uğraşlar için uğraşlarım varmış. Birebir eskisiyle uyuşmuyor olması bende bir eksiklik hissine sebep oluyordu ama şimdi bakıyorum da iyiymiş be yine de :) Bak keyfim geldi yerine iyi oldu yazdığım.Sonuna kadar dayanıp okuyanlar oldu mu bilemiyorum ama uzun süre sonra sahalara dönünce uzatmadan olmazdı dimi ama?
Sevgiler,
İlham Kedisi
Share:
Blogger tarafından desteklenmektedir.

İlham'ın İzleyenleri

Bu Blogda Ara

Yazılardan haberim olsun dersen buraya mail adresini bırakabilirsin.

Severek okuduklarımdan

Instagram

E-Mail

ilhamkedisi@gmail.com