12 Eylül 2016 Pazartesi

Bir Cumartesi


Merhaba canım blog!
Yukarıdaki kolajda bu cumartesi günümden ve instagram hikayelerimden dağınık bir bütün görmektesin. Çünkü yeni yazı serisi ''Instagram Hikayeleri'', tüm hızıyla devam ediyor!
Fotoğrafları görmeden önce, bu cumartesi neler yapmışım biraz anlatayım.
Tüm yorgunluğuma rağmen aslında epey aktif bir gün geçirdim. Öğleden sonra ingilizce dersim vardı. (Bahsetmedim sanırım ama IETS skorumu yükseltebilmek için yabancı bir hocadan özel ders alıyorum.) Tek boş günüm bu cumartesiydi. Bir yanım ''yat uyu allasen'' dese de duymazdan geldim. Her ne kadar zor da olsa kalktım o yataktan ve Taksim'e doğru yola koyuldum. Tam da planladığım gibi erken vardım ve çoktan yapmış olmam gereken ödevleri hızlıca 1 saat içinde yaptım. Bazı makaleler sonuç kısmına ulaşamamış da olsa... Yaptım mı yaptım!
Kurs sonrasıysa hep gezmeli, iyilikli güzellikli boş bir cumartesi işte.
 Taksim'den Galata'ya, oradan Karaköy'e ve oradan ise Beşiktaş'a sadece tabanvay yolu ile keyifli bir yürüyüş. Arada verilen çay ve fotoğraf molası vesaire vesaire....
Gelelim görsellerin detaylarına.
Beyoğlu sokaklarında daha önce hiç görmediğim bir bina ve çekirgeleri :)


Canım Galata!
İstanbul'da severek zaman geçirdiğim, görünce içimin açıldığı yerler belli; Cihangir, Karaköy ve Moda! Ama bir de Galata kulesi var ki, ne zaman görsem günüm güzelleşiyor sanki. İster gece çıksın karşıma, isterse gündüz... Başımı kaldırıp, ona şöyle bir baktığımda veya ara sokakta birden karşıma çıktığında mutlu oluyorum resmen. Etrafındaki kafeleri, kalabalık turist kafilelerini de seviyorum. Bir keresinde azmetmiş ve upuzun kuyruğa girmeyi göze alıp tepesine çıkmıştık. O manzarayı görünce daha da sevmiştim Galata Kulesi'ni işte!


Karaköy - 2 Cafe
Sakin ve zevkli dekorasyonu ve envai çeşit çaylarıyla aklımı başımdan alan, fotoğraf çekmelere doyamayıp akşamı ettiğim şirin; 2 Cafe. Bir de tiramisu yapıyorlar ki, akıllara zarar!



Tabi yaa, okullar açılıyor! O kadar uzaklaşmışım ki artık okuldan, bunu ancak markette gördüğüm kırtasiye reyonunun ciddi bir şekilde çeşitlendirilmiş olması ile anlayabildim.  Bayılırım kırtasiye alışverişine! İhtiyacım yok, kabul... Ama evde renkli kalemlerin, güzel kapaklı defterlerin bol bol bulunmasının kime ne zararı olacak, değil mi ya?
Güzel cumartesi gününün gecesini boğaz ağrısı ile, bir üşüme bir terleme halleriyle geçirince kapanışı kötü yaptım malesef. Hala tam olarak iyileşemesem de, iş-güç koşuşturmacalarına devam ediyorum. Ama bişey söyleyeceğim, hastalanmama sebep olan şey o kadar güzel ki... Boğazıma elimi sokup hunharca kaşıma isteğim olmasa, hiç üzgün değilim hastalandığıma.
Bu hastalığın sebebi; sıcak bir günde, ülkenin birinde maymunlarla ve kuşlarla cirit atarken bir anda bardaktan boşalırcasına yağan Muson yağmuru ve ben leylanın mutlu mesut yağmur altında sırılsıklam ıslanmayı kabul edişidir. Yer; Kuala Lumpur, Malezya.
 Ama hala aynı şeyi söylüyorum, ''İnsan hayatında kaç kere Muson yağmuruna yakalanır ki?''. Varsın hasta olayım, geçer elbet! :)


Sevgiler,
İlham Kedisi 


Not: Malumunuz bayramınız tabii, ama ben bu bayram seyran işleri ile ilgili ne hissettiğimi daha evvel şurada yazmıştım, hatırlarsanız. Ama yine de, bayramı seven herkesin bayramı pek kutlu, pek mutlu olsun! :)
Share:

6 Eylül 2016 Salı

Instagram Hikayeleri

Yepyeni bir içerikle karşındayım sevgili blog!

Bu aralar değişik bir şeyler yapma ihtiyacı içerisindeyim. Bu ihtiyaç doğrultusunda planlamaya çalıştığım bir kaç fikrim var aslında. Blogla alakalı ve alakasız olarak farklı bir kaç fikir... Tam oturtamadım bir plana. O yüzden şimdilik bunları geçelim ve  basit bir içerik fikri olan bu yazının konusuna gelelim!

Konumuz, instagram günlükleri, nam-ı diğer instasnap'ler. Daha önce hiç bahsetmedim ama instagramı olabildiğince aktif kullanıyorum.

Şimdilerde instagram ''snapchat''te olan özellikleri de aldı ve bu sayede ben sadece instagramı kullanmak için yeni bir bahane daha edindim. Ve diyorum ki, paylaştığım fotoğraflı hikayeleri blogda da ara ara paylaşayım. Olur mu? Oldu bu iş!


Geçen haftalarda bir pazar günü ''işe gitmek istemiyom ben bu pazar'' diye ağlak ağlak yazmıştım hatırladın mı? Kendime bir cumartesi pazar dilemiştim, burada. Dileğim kabul oldu ve aylar sonra ilk kez hafta sonu boştum. Ard arda, evet! Baya normal mesai düzeninde çalışmak gibi bir şeydi. Cuma günü Pakistan'dan geldim. Doğru ya, Cumaydı bugün, aaa! Öyleyse bunu derhal değerlendirmeli, normal çalışanların yaptığı gibi cuma akşamı dışarı çıkmalıydım.





Hemen normal arkadaşlarımdan birini aradım ve şu meşhur cuma gecesi dışarı çıkma olayına el attım.






( Şöyle gerçekler vardı. Sabaha kadar ucuş yapmıştım, gece uyumamıştım ve gün içinde de sadece 3 saat uyumuş, hemen kendimi sokağa atmıştım. Yine de normallerin arasına karışabildim, fark edilmedim.)







Beer Hall.

Akaretler'deki bu yerin atmosferini çok ama çok seviyorum. İçerideki turistlerin çokluğundan ve country stilinden dolayı, bir an için dışarısının İstanbul olduğunu unutabiliyorsunuz. Keşke müzikleri de daha güzel olsa....







 Klasik bir ''Beer Hall'' sorunsalı, yer bulamamak...
 Yine de bir saat direndik köşelerde ve sonunda başardık!





Cuma gecesini erken bitirip, cumartesi sabahına uyandım. Daha doğrusu cumartesi öğleden sonrasına. Hatta utanmasam, cumartesi akşam üzerine. Aşırı uyudum gerçekten. 




İlla yaşanacak bu cumartesi ya, çıktım dışarı kahvaltılık bir şeyler almaya. Sonra da kendimi şımartmalık güzel bir kahvaltı hazırladım. Daha önce ''Big Chef''de denediğim patlıcan közlemeli omletin aynısının daha bile güzelini yaptım. Fırından tahinli de aldım. Dahası var... Üşenmedim ve her şeyi bahçeye taşıdım. Oh be, cumartesi varmış!






Ne olursa olsun, fazla evde durmaya alışkın olmayan bünyem evde kendine iş çıkarmaya girişti. Evi temizledi. Yetmedi. Odasının panosundakilerden tut da kitaplıktaki kitapların sırasına kadar baştan bir düzen ve sıralama işine girişti. Yetmedi. Salonda bir takım çerçeve asmalı işlere girişti.  Çelikten duvarlarımıza çivi girmek bilmedi. En az 5 çiviyi yamulttuktan sonra sonuç tatmin ediciydi.






Daha da yapacak bir şey bulamayınca, blogda okumalara giriştim. O bitti, sonra Prag ve Budapeşte yazılarını yazdım. Ama görselleri hala anlamadığım bir sebepten ötürü bilgisayarda bulamayınca yine paylaşamadım ve taslaklarda kaldı. Mecburen uyudum.














Pazar günü hava mis gibiydi. Yine müthişli bir kahvaltı yaptım. Keyfim yerindeydi. Pek tabii ki, ben yine evde duramadım. Hani ben evde kalayım, hiç çıkmayayım falan istiyordum. Yalanmış...







Cuma günkü normal arkadaşımı aradım. O da evde sıkılıyormuş, normal olarak. Nişantaşı'na gidip boş boş gezmeye karar verdik. Tamamen plansız, bol muhabbetli bir akşam üstü geçirdik.










City's Nişantaşı'nın üst katındaki ''Mahalle''.

Gelmiş geçmiş en lezzetli zeytinyağı ve zeytinli ekmek ile burada bu Pazar tanıştık!











Bu mağaza ise hayalimdeki evin duvarlarına sahip. Güzel çerçeveler alıp, böyle bir dekorasyon yapmayı çok istiyorum. Belki bir gün... Çaktığım çivilerin kırılmadığı bir evde daha kolay olur sanki. :)








Normal-miş gibi geçen bir haftasonunun ardından anormal yaşantıma geri döndüm. Gece kuşluğu da diyebiliriz belki. Şu yazıyı kaydettiğim saat bile durumu açıklıyor zaten, ben hala niye konuşuyorsam :)
Neyse işte, özetle iyi geldi bu hafta sonu bana. Instagram hikayeleri ile de böylece kalsın burada. Fena durmadı sanki? :)


Sevgiler,
İlham Kedisi
Share:
Blogger tarafından desteklenmektedir.

İlham'ın İzleyenleri

Bu Blogda Ara

Yazılardan haberim olsun dersen buraya mail adresini bırakabilirsin.

Severek okuduklarımdan

Instagram

E-Mail

ilhamkedisi@gmail.com