28 Mart 2015 Cumartesi

Hiç

Carmen Laforet

 "Hiç", on sekiz yaşında bir kız olan Andrea'nın üniversite  edebiyat eğitimi için Barselona'ya daha önce samimi bağları olmadığı ve neredeyse hiç tanımadığı akrabalarının yanında yaşaması ile hayatında değişen ve alışılmadık olaylara tanıklık ediyor. Bunalımların, fakirliğin ve yasakların kol gezdiği bir evde kendi özgürlük alanlarını yaratmak için mücadele eden Andrea, bir taraftan da sıradışı akrabalarını günden güne tanıdıkça yaşamının bulunduğu noktaya inanmakta güçlük çekiyor.
Arkadaşlığın öneminden, aşka, sırlara, savaşın getirdiği inanılmaz yoksulluk ve sınıflar arası farka ve kadına şiddetin kabul edilemezliğinin nasıl olağanlaştığına kadar bir çok unsuru barındıran bu kitabın bu yıl okuduklarım içinde en akıcı anlatıma ve en etkileyici sona sahip olduğunu düşünüyorum. İnsanı sıkmayan, bir çırpıda okuma ve bitirme isteği uyandıran, zaman zaman şiirsel ve güzel tespitlerin barındığı bir roman.

Çocukluğumda tekrar tekrar gördüğüm bir rüyayı hatırlıyorum; o zamanlar sıska mı sıska, soluk benizli küçük bir kız, hani şu misafirlerin güzelliğine hiç övgüler düzmedikleri, anne babaların imalı kelimelerle kendi kendilerini teselli ettikleri çocuklardandım... Konuşmadan uzak, dalgın dalgın kendi başlarına oynuyor görünseler de, çocuklar bu kelimeleri endişeyle biriktirirler içlerinde: "Kesin büyüyünce güzel bir tip olacak", "Çocuklar büyüyünce insanı çok şaşırtırlar"...

Yol boyunca dalgındım, insanın ne kadar çok dolaşıyor gibi görünse de hep aynı kişilerin çevresinde hareket edip durduğunu düşündüm. 


Bana kalırsa, hep kendi kişiliğimizin aynı, kapalı, yolundan gideceksek koşmanın hiçbir anlamı yoktu. Bazı insanlar yaşamak için doğar, bazıları çalışmak için, bazıları da hayatı seyretmek için. Benim küçük ve değersiz bir seyirci rolüm vardı. O rolden çıkmam imkansızdı. 
Yazıyı hazırlarken yazarın hayatına biraz göz atmak için bir kaç sitede dolaştım ve çok hoşuma giden bir şeylere rastladım. Kitaptaki karakterlerden bazıları illüstrasyon haline getirilmiş. Okuduktan sonra bunları incelediğinizde kitaba sempatiniz daha bir artacak kesinlikle.


Andrea

Roman

Gloria 

Angustias
Ena ve Andrea

Tüm illüstrasyonlara buradan , kitap ile ilgili detaylı incelemelerin yer aldığı Metis'in kendi sayfasına da buradan ulaşabilirsiniz.
Sevgiler,
İlham Kedisi
Share:

24 Mart 2015 Salı

Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok

Erich Maria Remarque



"Savaş hepimizi mahvetti.Hakkı var. Bizler gençlik falan değiliz artık. Dünyayı fethetmek istediğimiz de yok. Kaçan kimseleriz. Kendi kendimizden kaçıyoruz. Kendi hayatımızdan kaçıyoruz. On sekiz yaşımızda dünyayı ve hayatı sevmeye başlamıştık. Sonra da aynı şeylere ateş etmek zorunda kaldık."




"...Öğleden sonra daha yatıştım. Korkum nedensizdi. Adı aklımı altüst etmiyor artık. Buhran geçiyor. Karşımdaki ölüye, "Arkadaş!" derken kendime daha hakimim şimdi. "Bugün sen, yarın ben. Fakat arkadaşım, eğer buradan kurtulursam, her ikimizin de hayatını parçalayan ne ise.. sözün kısası ikimize de kötülüğü dokunan o şeyle savaşacağım. Sana söz veririm arkadaşım, öyle bir şey bir daha başımıza gelmeyecek."



Share:

19 Mart 2015 Perşembe

Bir Mart Yazısı

Her ne kadar Mart ayı bitmeye yaklaştıysa da "Bu Ay" konulu bir yazı yazmadan edemeyeceğim.
Her ay "Kitaplıktan Notlar" adı altında bir post yayınlamak hedefimdi ancak şubat ve mart öylesine yoğun geldi ve geçti ki bir tane yazı yazabildiğim şubat ayı için bu kadarını bile şans olarak görüyorum. Blogu takip edenler dikkat etmiştir belki. Ben de utanarak itiraf edeyim hala aynı kitabı okuyorum. Okuyamıyorum da diyebilirim sanırım. İstanbul-İzmir trafiğinde hep çantamda bavulumda taşıdım ve havaalanı beklemeleri dışında okumaya hiç ama hiç fırsat ayıramadım. Bu konuda kendimi suçlu hissediyorum. Umarım nisan yazısında da hala aynı kitaptan bahsediyor olmayacağım. Hatırlamak isteyenler ve merak edenler şuradan okuduğum kitaba ulaşabilir.
Etkinlikler açısından çok zayıf geçse de son iki ayım, hayatımdaki gelişmeler epey yoğun. Öyle tahmin ediyorum ki, Nisan yepyeni bir hayat için tekrar beni İstanbul'a çağıracak. O yüzden Mart'ın son günlerini İzmir ile vedalaşarak, bol bol uyku depolayarak geçirmek istiyorum. Okumadığım kitaplardan sadece ilk 5 listesi yapıp yanımda götüreceğim. Çünkü bir yoğunluk biterken öbürü başlayacak ve ben yine bu okuma işlerine çok zaman ayıramayacağım sanırım. Ne olursa olsun okuyan insanlar! Size çok ama çok özeniyorum. Ben niye yapamıyorum bunu?
Onun dışında neler yapıyorum derseniz, İstanbul'dayken origami kağıtları almıştım bir paket. Bir kaç kitap ayracı ve değişik figürler yaptım. Özlemişim gerçekten.
Bak az daha unutuyordum. Dün çok acayip bir şey oldu. İzmir'e dönüş uçağım aktarmalı uçuş olduğu için pek çok yabancı yolcu ile birlikteydik ve yanımda oturan iki adam Hollandalı, ön koltuktakiler de İngiliz arkadaşlarıydı. Sürekli bir sohbet halindeydiler. Hele ki hemen yanımda oturan konuşmak için can atan cinsten. Nihayet beklenen oldu ve tüm arkadaşları uyuduğunda gözlerini bana çevirdi. İngilizce konuşup konuşmadığımı anlamak için bir soru sordu ve cevabını alınca gayet memnun bu kez başladı benimle sohbete. Biz gayet arkadaşça günlük sohbetler ederken adam bu kez kartını çıkarıp verdi. Bahsetmiştim bir işe girmek üzere olduğumdan. Yine de bir aksilik olursa yardımcı olurum iş bulmana filan dedi. Hatta hali hazırda bir iş de teklif etti. Güldüm ve 8 aydır iş aradığımı bir tane bile mülakata davet edilmediğimi tam vazgeçtiğimde de buradan haber aldığımı söyledim. Ve artık aramıyorken iş bulmama güldüm. Ne zaman aramayı bıraksan bir şeyler gelir seni bulur zaten dedi o da. Uçağımız indi. Tanıştığımıza memnun oldumlarla filan ayrıldık. Koridorda bu kez diğer sırada oturan başka bir adam ile göz göze geldik ve "Öğrenci misiniz?" diye sordu. Hayır filan derken bu sefer o demesin mi, "Ben şu firmanın sahibiyim efendim biz dış ticaret pozisyonu için birini arıyoruz ama ingilizce bilen birini bulamıyoruz, siz düşünür müsünüz ben bütün yol sizin beyefendi ile konuşmalarınızı dinledim de" diye! Haydaaa! Nasıl bi şaka bu? Ben 8 ay boyunca işi uzayda aramadım ki. Hatta belki bu adamın bahsettiği ilana başvurdum da çağırılmadım bile. Şimdiyse bir uçak yolculuğunda cebimde iki kartvizit ve iş teklifi ile buldum kendimi. Ben artık iş bulmuşken ve aramıyorken tam da dediği gibi işler beni bulmaya başladı. Gerçekten sersem gibi indim uçaktan. Gecenin iki buçuğunda olan tüm bu olaylar ya bir kamera şakasıydı ya da ben çok ciddi rüya gördüm de algılayamadım. O kadar alışmışım ki "bu kadar" da olamayacağına belki de ciddi değillerdir dedim. Ne olursa olsun çok acayipti bu olan şey. Ben kendime bir yol çizdim. Ve 3 ay önce çizmek istediğim yola dair teklifleri şimdi çizdiğim bu yolda aldım. Bu konu hakkında verebileceğim bir öğüt bir mesaj kesinlikle yok. Hala şaşkınım.
Neyse böyle işte. Unutmadan söyleyeyim, bilgisayarım bozuk olduğu için ödünç bilgisayar bulamadıkça yazamıyorum. Uzaklaştım gidiyorum sanılmasın eğer arayı açarsam. Ama uzaklaşmam. Ben nerede blog orada olacak bundan sonra!
Sevgiler,
İlham Kedisi
Share:

13 Mart 2015 Cuma

Konfetiler

Çok ara verdim çoook!
Nasıl alışmışım ben bu blogda yazma işine meğer. Unutup gittiğimden değil ama bilgisayarım bozulduğundan yazamıyorum sevgili dostlar. Günlüğümde takılıyorum bu süreçte de. Ama birazdan vereceğim haberi henüz ona da yazamadım.
En son yazımda Adapazarı'ndaydım ve hayatımın değişmesine yakınlaştığına dair bazı durumlardan bahsetmiştim. Motivasyonumun inişli çıkışlı günlerinden bir gündü hatırlarsanız.
Dönüşümün konfetilerle olması dileğimi hatırlayanınız var mı peki? Gün bu gündür! Tebrikleri alabilirim çünküüü mülakatları geçtim ve eğitime davet edildim.
Kuşadası'na taşınmayı beklerken hiç hesapta olmayan bir şehre. İstanbul'a taşınmak gündemime hop diye oturuverdi böylelikle. Kendimi mükemmel hissettiğim günlerdeyim. Bir zaferi kutlamayalı epey olmuştu sanırım. O yüzden bu postun altında kadehler tokuşturabilir, göklere balonlar bırakabilir ve konfetiler ile ortalığı dağıtabilirsiniz!
Nereden devam etsem hiç bilemiyorum bu yazıya. Bir günlüğüme göz atsak mı dersiniz...
7 Mart,2015 
...Bu arada Postcrossing de meyvesini vermeye başladı. Beş tane kartpostalım var şimdiden; Florida, Adelaide, Tayvan ve iki tane de Almanya'dan. Bu yıl bunun gibi dahil olduğum oluşumlar sayesinde ot gibi yaşamaktan kurtulup, güzel anılar biriktirip mutlu oluyorum. 2015'e dair yaptığım en güzel şeyler listemde şimdilik durum böyle. Merak ediyorum daha gelecek olan güzellikleri. Kartpostal değil tabii bahsettiğim; anılar, mutlu haberler mesela. Bu hafta içi mülakat sonucum da belli olur diye umuyorum. Bazı adaylara sonuçlar gönderilmeye başlanmış çünkü. Olursa sevinçten göklere uçacağım o kesin. Ama olmazsa? Mhmm, bu konuyu sonra konuşalım mı? Şimdilik güzel konular ve umutlar ile konumuzu kapatalım. :)
Demişim mesela en son defterimde. Bunu çok seviyorum işte. Bazen gelecek günleri düşünmekten, of acaba o nasıl olacak bu nasıl olacak diye tasalanmaktan çok yoruluyorum. Sık sık kendime o "önemli" günden bir sonraki günü düşündürmeye çalışıyorum. Asıl günü düşünmektense bir sonraki günün olmuş bitmişliği daha rahatlatıcı oluyor. Bir de geçmişten gelen haberler ile o günü yaşama hayalini seviyorum. Mesela sırf bu yüzden ikinci mülakata davet edildiğimde rast gele bir adres alıp Almanya'da birine kart gönderdim ve ona sürecimden bahsettim. Bu kart sana ulaştığında ben tüm süreci tamamlamış ve sana son durumu bildirebiliyor olacağım dedim. Ne zaman sonucun geldiği gün ile ilgili kötü düşüncelere kapılsam, kartın o kişiye ulaşacağı günü düşündüm. Ne zaman henüz sonucum gelmedi diye fenalık geçirsem, kartım da hala ulaşmadı ki diye hatırlamaya çalıştım. Ve işte şimdi her şey yerine ulaştı. Önce iyi haber bana, ardından da kart sahibine ulaştı.
Bu hafta yine İstanbul'da olacağım. Sağlık raporlarını teslim ve eğitime başlamak için gereken diğer işlemler için.Eğitimler de başarı ile tamamlandığında ben artık İstanbul'da yaşıyor ve çalışıyor olacağım. Umarım bir aksilik olmayacak ve her şey kutlama havasında sürüp gidecek hayatımda artık.
Üniversitede çok sevdiğim bir hocam vardı. Her derse girdiğinde başlamadan önce en az bir tane iyi haber duymak isterdi bizlerden. Büyük şeyler olmasını beklediğimiz için çoğu kez haber yok ki derdik. Sonra haberler "Kuzenim geldi hocam", "Ablam hamile hocam", "Yaz okulu açılcakmış hocam daha iyi haber mi olur" gibilerinden başlayıp yıl sonuna kadar sınıfımızda birikir olmuştu.İlla ki güzel şeyler oluyor da biz beğenmiyoruz sanırım. Söylemeye değer olması için ne olması gerek ki?
Sizde haberler neler bakalım? En az bir iyi haber ile birlikte bu yazının altında dans etmeye devam edebiliriz. Ah, tabii bir de konfetiler ile!
Sevgiler,

İlham Kedisi
Share:
Blogger tarafından desteklenmektedir.

İlham'ın İzleyenleri

Bu Blogda Ara

Yazılardan haberim olsun dersen buraya mail adresini bırakabilirsin.

Severek okuduklarımdan

Instagram

E-Mail

ilhamkedisi@gmail.com