30 Haziran 2015 Salı

Akordiyon ve soğan

Akşam üzeri sarı ışıklı mutfağımdayım. Bahçe kapısı açık. Arada bir kediler geçiyor kapının önünden beni dikizleyerek. Ben de yan yan onlara bakıyorum ama gözlerimin hiç hali yok. Burnumu çeke çeke soğan doğramakla uğraşıyorum çünkü. Müzik açmaya bile fırsat bulamadım eve geldiğimde, aşırı açım. Derhal bir şeyler yapıp yemeliyim. Böyle uğraşır dururken sokaktan kulağıma bir ses çalınıyor.
Bir müzik sesi... Akordiyon sesi bu! Çok uzakta ama yine de kesintisiz duyabiliyorum melodiyi. Bir müziğim eksik derken müziğim kendi ayağıyla çıkageldi bu akşam üzeri. Kim bilir kime yapılan bir jest dedim kendi kendime. Bir kutlama veya bir evlenme teklifi geldi nedense ilk aklıma. 
Derken yaklaşır oldu ses. Bizim sokaktaydı artık. Yok dedim gezerek teklif edilmez sonuçta bu başka bir şey. Şöyle bir baktım kapıdan elimin soğanıyla. Yanında çocukları ile akordiyon çalan bir baba. Her apartmanın ziline basıp yukarı bakan çocukları. Ve yukarıdan para sallayan bir kaç mahalle sakini.
Güzel bir akşam üzeriydi bizim sokakta. Herkes halinden memnundu. Bir parça İtalya havası girdi mutfağıma, öyle hissettim. Elimin soğanıyla hayallerim İtalya'ya bir gidip geldi. Artık şu domatesleri ekleyeyim de sıra patlıcanlarda. Lazanya başka bir akşam artık. Haberim olmadı geleceğinden sevgili akordiyon. İstanbul'da İtalya'yı hissedeceğimi nereden bilebilirdim?
Share:

26 Haziran 2015 Cuma

Bir Dizi: Fargo

Bu yazıyı yazarken Haziran'ın ne ara geldiğini ve neredeyse bitmek üzere olduğunu hiç fark etmediğimi gördüm.Günlerin sırasını karıştırdığım yetmezmiş gibi bir de başıma aylar çıktı, eyvah eyvah!
Hobilerimin üzerine gitme konusunda zamansızlık problemi yaşıyorum işten dolayı. En kısa zamanda yoluna koymam gereken bir sürü hobim var. Kitaplarım, odamda dekorasyon olmayı bekleyen origamilerim, kartpostallarım, yazılacak mektuplarım, filmler ve diziler... Bunların bir çoğu beklemede olsa da film ve dizi izleme konusunun üzerine inatla gitmeye çalışıyorum.
Bu arada bu zamana kadar hiç izlediğim dizilerden bahsetmemiştim değil mi? O zaman bir başlangıç yapalım bu konuya da.
Son zamanlarda inanılmaz keyif alarak izlediğim bir dizi var, ki kendisi "Fargo". Dizi 1996 yapımı Coen kardeşlerin filminden (Fargo) esinlenerek çekilmiş. Ki ben hala filmini izlemedim, önceliği diziyi bitirmeye verdim. Konusuna gelince suç, kara mizah türünde olan bu dizi, bu türü sevmeyenlere bile kendini sevdirme özelliğine sahip.
Her bölüm şu yazı ile başlıyor;
"Bu gerçek bir hikayedir. Bu filmde anlatılan olaylar 2006'da Minnesota'da yaşanmıştır. Geride kalanların isteği doğrultusunda isimler değiştirilmiştir. Ölenlere saygımızdan dolayı, geri kalan her şey olduğu gibi aktarılmıştır." 
Sonra o bölümde öyle şeyler oluyor ki baştaki yazıyı düşünüp ürperiyorsunuz. Bir de suçlu olan her karaktere duyduğunuz sempatiye inanamıyorsunuz. Gerçekliği ile ilgili bu yazı her bölümde üzerine basa basa çıksa da neyse ki düpedüz kurgu. Cinayetlerin gerçek olduğu ile ilgili söylentiler var ancak karakterler hayal ürünü. O yüzden katili gönül rahatlığı ile sevebilir, sempatik bulabilir hatta ve hatta Fargo temalı not defterleri kullanabilirsiniz. Ve öyle bir not defteri bulursanız pekala bana da alabilirsiniz. Bahsettiğim karakter Lorne Malvo rolünde Billy Bob Thornton' in ta kendisi olmakta.
 Ve Lester Nygaard rolünde Martin Freeman, nam-ı diğer Bilbo (Hobbit).

Diziye damgasını vuran motto, "Ya onlar yanlış, sen doğru yoldaysan?".

Diziyi seyretmiş veya seyretmekte olanlardan benzer dizi-film önerilerini bekliyorum. İzlememişseniz de hemen izlemenizi öneriyorum.
Sevgiler,

İlham Kedisi
Share:

21 Haziran 2015 Pazar

Gökkuşağı ve Venedik

20.06.2015 
Ben ilk defa gökkuşağını yakından gördüm. Uçağımız henüz Denizli'ye inmişken kokpitten haberi geldi, sağ tarafta mükemmel bir gökkuşağı var diye.Tertemiz bir hava ve gökkuşağı.

Kaynak

21.06.2015 
Ben İlk Defa, Venedik'teyim.
Dün gece yerel saat ile 1'de Venedik' in ışıltısını gökyüzünden seyrederek iniş yaptık. İlk defa gecenin karanlığına, gökyüzündeki kara bulutlara karşın bir şehrin ışıltısını bu kadar uzun soluklu izledim ve hayran kaldım. Ve bu sabah tüm yorgunluğuma rağmen yalnız başıma şehir merkezine indim, sokaklarında gezdim, gondola binmesem de binenleri izledim bir duvarın üstünde oturarak. İlk defa bir şehirde tek başıma turisttim ve bunu çok sevdim.

Kaynak


Share:

19 Haziran 2015 Cuma

Ben ilk defa...

Nereden başlasam nereden başlasam... Hmm buldum tamam önce bir kısa özet geçeyim sonra yeni bir serinin haberini vereyim size.
Roma dönüşü iki günlük tatilim vardı. Uçuşlardan çok yorgun geldiğim her sefer diyorum ki "İki günlük tatilim bi gelsin evden dışarı çıkmıcam!". Sonra o boş günler geliyor ve ben dışarıdan eve girmiyorum. Hele bu son iki günde gerçek manada eve girmedim. İki günde iki farklı arkadaşımda kaldım. İlk gün uçuştan gelir gelmez attım kendimi sokağa Üsküdar'a gittim. Ufak çaplı bir kız gecesi yaptık. Temamız yorgunken ne kadar sohbet edebiliriz idi. Lakin pek uzun sürmedi, kelimeler ağızda hebele hübele edince hepimiz uyku moduna geçtik ve bir gecemiz böylece bitti.
Ertesi gün de yine Üsküdar'da bu kez Mutlu Keçi'de kaldım. Yazılarında bahsettiği şu çatı katı evi bizzat görmek istedim. Çatı katı odalara bayılırım. Mutlu'nun evine ise aşık oldum. Terasta içimiz titreyene kadar inat ettik yıldızlara karşı dertleştik, sohbet ettik. Azıcık dertliydik ikimiz de. Kahveler çikolatalar derken açıldık, kendimize geldik.Hayatlarımızın nereden nereye geldiği hep şaşırdığımız bir nokta. Hayat boyu da şaşıracağız galiba... Ama işin keyfi tam da  burada değil mi sizce de?
Sabah uyandığımda çatı katındaki bu sevimli evin penceresinden şöyle bir baktım etrafa. Gürültücü martıları yakaladım göz ucuyla. Çoğu zaman hayatın akışına öyle bir kapılıyorum ki kendimi hissetmiyorum. Kendimi hissetmekten kastım; o an, o bulunduğum yer ve o ana kadar değişen her şey. Tüm bunları bilmek ve hissetmek farklı şeyler. Hissettiğiniz an zihnizin hiç olmadığı kadar berraklaştığı bir an. Bilmiyorum size de oldu mu... Bir martı sesi, odaya giren ışık hüzmesi veya kapınızda uyuyan bir kedi. Bunlardan biri bir işaret çakar ve siz anı hissedersiniz. Bu sabah pencereden bakarken üç saniyede böyle bir hisse kapıldım işte. Sonra yine hayatın akışına kattım kendimi ve İstanbul'un kalabalık bir gününde bir yakadan diğerine, evime doğru yola çıktım.

Gelelim "yeni bir seri"ye... Mutlu Keçi unutmamış ve daha önce yapmayı planladığım şeyi hatırlattı bana. Nereden ve ne zaman başlayacağımı bilmiyordum ama dünden sonra bu başlangıcı vermem gerektiğini fark ettim. Yeni bir hayata başlamışken yazabileceğim en iyi başlık "Ben İlk Defa" olur diye düşünüyordum.

18.06.2015
"Ben ilk defa Mutlu Keçi'nin evinde kaldım. İlk defa onunla teras keyfi ve uzun upuzun sohbetler yaptık. Küçük bi hatıra bıraktım odasına. Değişen hayatlarımızda güzel biten günleri unutmayalım diye..."

Kaynak

Sevgiler,
İlham Kedisi
Share:

15 Haziran 2015 Pazartesi

Bir Fragman- Roma

İlham kedisi nihayet çocukluğundan beri hayalini kurduğu, nedenini bilmese de hep hayal dünyasında yazdığı hikayelere mekan belirlediği şehre kavuştu! Roma'dayım, a dostlar!
Günlerdir oradan oraya savrulurken gökyüzünde çizdiğim çizgilerin rotası iyice birbirine girmişti. Hani bir şekil çıksa o uçağın rotasından, ne çıkardı merak ediyorum. Artık nereye uçtuğumun çok farkında olmadan tek benimsediğim havalimanlarının evim olduğuydu. Havaalanından burnumu çıkardığım tek yer ise İstanbul iken bugün kendimi Roma'nın havasını solurken buldum.
Dün gece Roma uçuşum olduğunu ve orada kalacağımı öğrendiğimde ''evet'' dedim ''evet, artık evrenle aramızda çok sağlam bi iletişim var ve tüm mesajlarım doğru iletiliyor''. Hemen akabinde de evde halay havasına girdim çünkü söyledim ya, Roma benim hayal şehrimdi. Bundan üç yıl önce üniversitenin bir projesi ile İtalya'ya gittiğimde Floransa yakınlarındaydım ve Roma'ya gitmek için izin alamamıştım. O kadar yaklaştığım halde görememek çok canımı sıkmıştı. Gün bugünmüş. Hiç ummadığım bir günde ummadığım bir şey yaşadım. Çok sevdiğim İtalyancayı duydum sokaklarda bol bol. Nihayet dev İtalyan pizzasını yedim, Trevi çeşmesinin yakınında küçük bir restoranda. Peşimde sokak sanatçılarının akordiyon sesleri ile dar sokaklara girdim çıktım. Devasa bir dondurmayı erimesin diye bir çırpıda bitirdim.Yönümü hiç kestiremedim, sadece ayaklarım yürüdü ben takip ettim. Kartpostal aldım iki tane ve gönderdim. Merak ediyorum kartlar ulaştığında ben daha başka nerelere gitmiş veya tam o esnada nerede olacağım.
Biri beni yolda durdurup bugün günlerden ne dese hiç bilmiyorum. Zaman kavramım herkesinkinden farklı artık. Ben bir günü bitirdiğimde siz belki iki günü bitirmiş oluyorsunuz ve ben hızınıza yetişemiyorum. O yüzden ben artık günleri takip etmeyi bıraktım, mekanların peşinden gidiyorum. Uçuşlarım günlerim oluyor. Bir güne iki ülkenin iki şehrini yaşamayı sığdırdım. Bugün böyle bir gün. Şu an otel odasında bir kahve ve bir müzik ile Roma'da ilk ve (şimdilik) son  gecemi yazıyorum.Yarın tekrar görevli uçuşumla İstanbul'a dönüyorum. Gelecek rotamı hiç bilmiyorum, ama bugün bir hayali gerçekleştirdim onu biliyorum.
Bir gün buraya uzun vadeli gelmek ve burayı yaşamak istiyorum. Bugün bunun için bir fragmandı sadece. Hayatımın farklı ve beklenmedik anılara  sahip olmasını seviyorum. Daha biriktirecek çok anı var. Ve çok fotoğraf... Bugüne ait en sevdiğim fotoğafları şöyle bir kenara iliştireyim, hem yazıma renk gelsin hem de anılar yerini bulsun :)



:)




Sevgiler,
İlham Kedisi
Share:

5 Haziran 2015 Cuma

Her dilde "Merhaba"!

Artık bir konuyu açıklığa kavuşturmamızın vakti geldi, sevgili blog!
Son aylarda çoğu yazımda "iş"im ile ilgili küçük detaylardan bahsediyorum. Mülakata çağrıldığımdaki heyecanım, kabul mailimi aldığımdaki çılgın sevincim hep buradaydı. Sonra size dedim ki "Artık İzmir maceram bitti, iş sebebiyle İstanbul'a taşınıyorum". Hatta işe başlangıç öncesi iki ay eğitimim var da dedim. Ben bunları anlatır dururken söylemediğim tek şey işin ne olduğu idi. İki ay çok uzun bir süreçti. Eğitim boyunca neler ile karşılaşacağım belli değildi. İşe başladığımda nasıl olacağı ile ilgili de korkularım vardı.Diyeceksiniz ki ,şimdi bunlar yok mu? Evet yine var. Sanki söylersem büyü bozulacaktı ve bir şeyler yolunda gitmeyecekti. O yüzden kendime dedim ki "Her şey ilk güne bağlı. O 'ilk gün' güzel olacak ve ben artık bu heyecanımı da paylaşacağım".
İlk gün  1 Haziran'dı... 1 Haziran günü sabah 05:35'te kalktım. Geceden ütülediğim üniformamı giydim. Saçlarımı sımsıkı bir topuz yaptım. Makyajımı yapmam heyecandan buz tutmuş ellerim yüzünden normalden uzun sürdü. Yaka kartımı taktım, topuklularımı giydim ve hazırdım. Lyon, Fransa uçuşu kabin memuru olarak gerçekleştireceğim ilk uçuşumdu ve ben evden çıkarken hava güzel olmasına rağmen buz tutmuştum. Havaalanında ekip odasını nasıl bulacağım, evraklarım hazır mı, iyi görünüyor muyum gibi bir sürü düşünce beynimin içinde dönüp duruyordu. Ama o havaalanına girdiğim an her şey bir anda sıraya girdi sanki. Ve kendimi uçakta buldum.
Yolcular uçağa gelmeye başladığı andan itibaren, kendimi ve heyecanımı unuttum.O hareketlenme ile bulunduğum ortama ne zaman alıştığımı bile fark etmeden alışmış buldum kendimi.
Ara sıra işten fırsat buldukça bulutları izledim ve nerede olduğuma bir kere daha sevindim. Henüz gittiğim yerlerde kalmıyorum. Fransaya uçtum fakat Fransa'nın havasını sadece yolcu alımı sırasında körükteki boşluktan alabildim mesela. Ama insanları ile birebir iletişimde bulunmak ve bunu gökyüzünde küçük bir nokta gibi bir yerden bir yere uçarak yapmak... Bilmiyorum, bu farklı bir duygu. İnsanların size gülümseyiş şekillerinden bile haklarında ve uçuştan beklentilerine dair az çok bilgi edinebiliyorsunuz. Ve o ilk gülümseme uçuşun sonunda değişiyorsa bu kez memnuniyetlerini tahmin edebiliyorsunuz. Her rota, farklı yüzlerce insan demek. Ve her dilde "Merhaba" demek.
Bugün işte üçüncü günüm olacak ve bu kez bir gece uçuşum var. Dün eve dönüşte son kez kemerleri bağlayıp uçağın inişini beklerken kabine şöyle bir arkadan baktım. Minicik ayakları koltuk kenarında görünen küçük oğlan çocuğu, annesine elindeki ayıcığı uzatan lüle lüle saçlı İngiliz kız, yer görevlilerinin tavrından çok rahatsız olduğu için sinir küpü olarak uçağa binmiş olan en arkadaki o yaşlı çift, kızının doğumuna yetişmeye çalıştığını söyleyen anne ve diğerleri. Hepsi farkında olmadan canını bize emanet eden insanlar. Bir anda bu düşünce ile işimi sevdiğimi fark ettim ve evet dedim artık paylaşmaya hazırım.

kaynak


Her an beklenmedik bir olay yaşayabilirim tabii... Ama edindiğim ilk izlenimi asla unutmamak için buraya yazıyorum. İlk uçağa bindiğimde de anlamıştım ki ben bulutların üstünde olmayı, gecenin o müthiş ışıklarında yeryüzüne yükseklerden bakmayı seviyorum. Umarım her koşulda bu işin üstesinden gelebilirim. İşte motivasyonum bu yönde.
Artık benimle ilgili bir detayı daha biliyorsun, sevgili blog :)
Şaşırdın mı söyle bakalım? Şaşırmamalısın, sen benim heyecanıma ta en başından beri arkadaşlık ediyordun zaten. Artık uçağa binişlerde gözünüz beni arasın, hiç belli olmaz ne zaman denk geleceğimiz. :)

Sevgiler,
İlham Kedisi
Share:
Blogger tarafından desteklenmektedir.

İlham'ın İzleyenleri

Bu Blogda Ara

Yazılardan haberim olsun dersen buraya mail adresini bırakabilirsin.

Severek okuduklarımdan

Instagram

E-Mail

ilhamkedisi@gmail.com