22 Şubat 2015 Pazar

Karasu ve Poyrazlar Keşfi

Son keşifler bunlar! Artık Adapazarı maceram sona erdi. On günü dolu dolu ve bir o kadar da keyifli, huzurlu geçirdim. Bana pek iyi geldi, umarım ben de birilerine iyi gelebilmişimdir :)
Perşembe gününü Karadeniz ile tanışmaya ayırdık ve düştük yollara. İlk durağımız Karasu! Dev dalgalarını etkileyici bulmam bir yana, epey korktum aslında. Kıştan ve müthiş rüzgarlı bu günden kaynaklanıyor sanmıştım dalgaların heybeti. Öyle değilmiş işte yazın da böyle olabiliyormuş. Tül gibi Ege'de yüzen, bunu bile zor zahmet öğrenen ben kendimi bu dalgalar ile yüzerken hayal edemedim. Bir fotoğraf çekilelim diye yaklaştık ama göreceğiniz üzere gönül rahatlığı ile poz veremedik bile. Ayaklarımızı yakalamaya çalışan dalgaları kontrol etmekten pes edip ancak bu fotoğrafı çekilebildik. Diyeceğim o ki, hey gidi Karadeniz heey!
Sanki dalgaların heybetine inat Karasu plajının kum taneleri incecik, ipek gibi. Dalgalar ile boğuştuktan sonra, hiç şüphesiz, başka hiç bir yerde bulamayacağınız huzuru bu kumlarda uzanarak bulabilirsiniz. Ek bir bilgi daha; Karasu Türkiye'nin en uzun sahili ve bu uzunluk bazı kaynaklarda 22 km olarak belirtiliyor (Bknz: burada).
Karasu'da sadece 3 dakika durduk. Buz gibi bir hava ve fırtına yüzünden 3 dakikada uyuştuk ve kendimizi arabaya nasıl attığımızı bilemedik. Bu hızlı tanışmayı gün sonunda taçlandırdık ama. Yazının sonunda göreceksiniz.
Bir sonraki durağımız, "Acarlar Longozu". Longoz ormanı da bu yıl tanıştığım bir doğa harikası, bir diğer adıyla "subasar ormanı". Nedir yahu bu longoz diyenleri detaylı bilgi için buraya alalım.

Acarlar Longozu
Baharda göl üzerindeki nilüferleri ile, çeşit çeşit ağaçları ve kuşları ile bambaşka bir cennete dönüşüyormuş burası. Ben kış manzarasının keyfini sürdüm. Karlarla kaplı, sonunun nereye gittiğini bilemediğim köprü üzerinde kısa bir yürüyüş yaptık biz de. Tertemiz hava ve sizi içine çeken derin bir sessizlik. Biraz kulak verdiğinizde ise uzaklardaki Karadeniz'in sesi. Ayak izleriyle boydan boya geçilmiş bu köprüde bir bahar günü kendimizi her şeyden uzakta kitabımızı okurken hayal ettik. Biraz sıkılınca da köprü boyunca yürümek ne kadar iyi gelirdi. O derin, serin huzuru içimizde az biraz hissedebilmek de iyi geldi ama.

Karasu'nun uzun sahili ile bir başka yerde bambaşka bir manzara ile yeniden buluştuk. Bu kez sahil boyu bembeyaz karlarla kaplıyken arka planda buz gibi dalgalanan Karadeniz'i düşünün. Sahile kar ne çok yakışmış. 


Perşembe gününü böylece bitirmiş olduk. Fotoğrafını çekemediğim daha onlarca güzel manzarayı yol boyunca seyrettim. Gün batımının suya yansıdığı bir yerde sırf manzarayı fotoğraflamak için durduk.Bu da ayrıca keyifli bir andı benim için.
Gölkent
Cuma günü şehrin üzerine sis çökmeye başladı. Evden merkeze gitmek için kullandığımız caddeyi bir hafta boyunca neredeyse her mevsimde görmüş gibiyim. Önce günlük güneşlik, derken yağmurlu, karlı ve sisli. Poyrazlar'a gittiğimizde ise artık sis yüzünden gerçek anlamı ile göz gözü görmüyordu. Ama bana sorarsanız görmese de olurdu. Böyle çok daha mistik, çok daha büyülü bir göl manzarasına şahitlik etmiş oldum. Bir de eriyen kar suları yüzünden göl taşınca karabataklar tarlada yüzmeye başlamış :)

Poyrazlar Gölü ve salkım söğütler

Poyrazlar Gölü

Poyrazlar Gölü
Cumartesi'den itibaren güneş artık epey gösterir oldu kendini. Dolu dolu geçirdiğim bu Şubat ayı, dolu dolu bir kışa da sahip oldu bu Adapazarı kaçamağı ile. Sona doğru yaklaşırken ben de artık sonuca yaklaşıyorum diye umut ediyorum. Yarın İstanbul için yine yollara düşeceğim. Çünkü beklenen mülakat Çarşamba günü. Şu süreci daha güzel bir şekilde geçiremezdim heralde. İkinci aşama için motivasyonumu İstanbul'da benzer hareketler ile sağlayabilirsem bir de, değmeyin keyfime.
Bende durumlar şimdilik bu kadar. Hala şans dilemeyenleriniz varsa, şans dileklerinizi severek kabul edebilirim :) Bir sonraki postun başlığı ne olacak, kim bilir?
İyi haberler ile görüşmek dileğiyle...
Sevgiler,
İlham Kedisi
Share:

18 Şubat 2015 Çarşamba

Kar Postası

Şimdi bir çoğunuza saçma ve imkansız gelecek bir şey söyleyeyim. Ben bu yaşıma kadar hiç lapa lapa yağan kar görmedim. Lapa lapa kar yağması lafını sadece bir deyimden ibaret sanar hatta ve hatta mecazi bir anlamı olduğunu düşünürdüm. Kaldı ki daha tipi şeklinde yağan kar falan hiç sözlüğümde yer almayan bir kavramdı. Ta ki düne ve bugüne kadar! Kendimi hiç bu kadar İzmir'li hissetmemiştim. Sabah gözümü karla açtığımda daha yüzümü yıkamadan fırladım sokağa. Eriyip gidecek diye de ödüm kopuyordu. Halbuki daha yeni başlıyormuşuz, ben ne bileyim. Gelmeden önce İzmir'de de bir iki kar tanesi uçuşmuştu gökyüzünde ama İzmirli kar taneleri yere düşmeyi pek sevmez bilirsiniz. Daha havada erirler, en fazla burnunuza konarlar. Ki bu da mutlu olmamıza yeterdi. Buradakilerin ise derdi tasası yerdeki boşlukları doldurmak ve santimetre rekorlarına koşmak. Hal böyle olunca benim de iki gündür tek derdim kabanımı kara bulamak, botlarıma su girene kadar karların içinde ayaklarımı sürümek, Elzem'in stratejik kar topu savaşı için daha hızlı nasıl kar topu yapar ve kendimi korurum diye düşünmek vesaire vesire... 



İlk gün sabahtan hızlıca yağıp durdu kar. Ama hızlıca olmasına rağmen yine çatılar, bahçeler beyaza bürünmüştü. Öğlene doğru yine günlük güneşlikti, ben de pencere kenarındaki keyif koltuğumdan ayrıldım. Meğer gökyüzü ertesi güne sürpriz hazırlıyormuş. İkinci gün uyandığımda gördüğüm manzaraya tek kelime ile aşık oldum. Ben kış insanıyım ama hiç gerçek kışı yaşamadım. Yaşamamıştım, diyeyim artık. Kısmen de olsa nasıl bir şey olduğunu biliyorum artık ve kışı sevmekle ne iyi ettiğimi hatırlatıyorum her fotoğrafta kendime. Bir kaç fotoğraf da ikinci günden ekliyorum ve benim için gelmiş geçmiş en mutlu kışın anısını ölümsüzleştiriyorum.







İmkansızlıklar içinde yapılmış bir Kardan Sezar ile mutlu pozumuz :)

Böyle bir manzaraya uyanan yaşlanır mı siz söyleyin?
Akşam üzeri yine tipi yağmaya başladığında ben ikinci kez atmıştım kendimi sokağa. Kulağımda müziğim ile yürüdüm yol boyunca. İyice üşümeden de dönmedim eve.
Öyle yani gördüğünüz üzere buralar çok güzel. İstanbul felç olmuşken, burada Söğütlü'de hayat bir harika, kış yaşanılası, manzara bakıp bakıp hayran olunası. Hah bir de, iyi ki ama iyi ki mülakat ertelenmiş diyebiliyorum şimdi. Bakın ben karla ne kadar da mesudum.
Sevgiler,
İlham ve Kar Kedisi :)
Share:

16 Şubat 2015 Pazartesi

Önce "İstanbul", Derken "Adapazarı"

Son gönderimden bu yana çok şey değişmiş olabilirdi. Ama gelin görün ki hala beklemedeyim ve hala beklenen değişim gerçekleşmedi. 2014'un son aylarından miras kalmıştı bana bu bekleme ve ertelenme. En azından 2015 yapmaz diyordum o da yaptı yapacağını. Önce uçak biletimi aldım ve heyecandan yerimde duramama sürecini böylece başlattım. İlk iptal mesajını uçak seferim için aldım ve kötü hava şartları yüzünden uçuşum ertelendi. Sonra onu bir gün öncesine taşıdım ama bu sefer de uçuştan bir gece önce mülakatın ileri bir tarihe ertelendiği ile ilgili mesaj aldım. Artık sonuca o kadar odaklıydım ki bu beklenmedik iptaller neye uğradığımı şaşırttı bana. Ne yapsam ne etsem daha ortada yeni bir tarih bile yokken gitsem mi İstanbul'a yine de derken, bir risk almaya daha karar verdim. Hayır bileti yakmadım, aldım bavulumu düştüm yollara. Her şey erteleniyor diye ben de kendi ellerimle planlarımı ertelemek istemedim ve bu kez dönüş tarihi belirsiz bir yolculuğa çıkmaya karar verdim.
Önce İstanbul'a gittim ve ucu ucuna yakaladığım karlı soğuk havanın mutluluğunu yaşadım az da olsa. Geceleri bile uykumdan uyanıp pencereye sırnaştım hep. Durmadan yağan kar gördüğüm mü var benim? Bir taraftan da beklemedeyim tabii, yeni mülakat tarihi için mail bekliyorum. Sonra aldım İstanbul'daki arkadaşımı da bu kez düştük Adapazarı yollarına. Planlar bekleyedursun biz zamanımızı değerlendiriyoruz. Mülakat maili de en beklenmedik esnada, yolculukta çıkageldi ve 25 Şubat'ta gideceğimi öğrendim. Yani koskoca on gün vardı daha. Ben yine bavulumu toplayıp geri mi dönsem kalsam mı derken, çok özlenen arkadaşların yoğun ısrarlarının da etkisiyle kalmaya karar verdim. İyi ki de kaldım. Biraz uzaklaşmak nasıl da iyi hissettirdi. Hafta sonu aynı eski günlerdeki gibi hep birlikteydik. Biraz yalnızlığa terk etmişim ben İzmir'de kendimi. Konuşulacak ne çok şey vardı. Gidilip seyrine doyulacak bir de Sapanca Gölü vardı.

Sapanca Gölü


İstanbul'dan sonra buranın yeşili ve temiz havası da kendime gelmemi sağladı. Yeşilden daha ala terapi düşünebiliyor musunuz?


Çark Caddesi

Bu sene sevgililer günü komedyasına Adapazarı'nda tanıklık etmek kısmetmiş. İzmir'de neredeyse her sokakta her caddede kırmızı kalpler, balonlar, hatıra fotoğrafı köşeleri görmek mümkündü. Burada ise tam tersine kırmızı bir ışık bile göremeyince sevinmiştim. Ta ki bu mağaza vitrinini görene dek! Benzerlerinden ayrı bir görseli olduğu için beğendim aslında ama günün anlamsızlığı ve önemsizliği sebebiyle puan vermeden es geçiyorum. Sonra vitrinin kerametinden midir nedir, eli çiçekli balonlu bir sürü kızımız meydanlarda boy göstermeye başladı. Bir de caddenin ortasında evlilik teklifi alan bir başka kızımız da oldu. Değmeyin keyfimize, yani bu sevgililer gününde de şaşırmadık. Sevginin bu kadar basitleştirilmesine ve erkekler tarafından bir etkinlik haline getirilmesi yetmezmiş gibi bayanlar tarafından da anlamlı bulunmasına bir şey demiyorum, demedim.
Neyse ben daha fazla konuşmayayım. Bu konu başka bir konuyu daha açacak ama konuşamayacak kadar kalbim acıyor. Düşünmekten ise beynim uyuşmuş. Tek diyeceğim insan gibi yaşayabileceğimiz bir ülke hayalinin ne kadınlardan ne erkeklerden ne de hayvanlardan nefes alan hiç bir canlıdan fersah fersah daha da fazla uzaklaşmamasını dilediğim.


Sevgiler,
İlham Kedisi
Share:

7 Şubat 2015 Cumartesi

Beklenen Mülakat, Beklenen Yolculuk

Beklenen yolculuk geldi!
Ne güzel de dilemişim ben öyle. Ama tren yolculuğu olmayacak, biraz daha güncellenerek gerçekleşti dileğim. Perşembe gününe İstanbul uçağım var. Hem de yılın ilk mülakatı için çıkıyorum yola. Çok hayırlı bi iş için yani!
Ama iki gündür kalbim pır pır. Ben o bildiğiniz öğrencilerdenim. Heyecanından kaybeden, sınavda heyecanlanıp eli ayağına dolaşan zavallı canım öğrenci, benim o işte. Şimdi bir de mülakat deyince daha tuhaf heyecan basıyor. Sınav nerdeee, mülakat nerdee! Ama işte bi umut cuma gününe kadar heyecanımı tüketirsem diye düşünüyorum. Yani insan bir hafta boyunca heyecanlanamaz herhalde elbet azala azala yok olur. Sonra da eser o mülakatta fırtına gibi, dimi??
Bir de ben o bildiğiniz her duruma bir B planı olanlardanım. Mesela daha şimdiden süreç olumlu tamamlanırsa yapacağım bir A, olumsuz olursa yapacağım bir B planım da hazır bulunmakta. Her durumda beni mutlu edecek bir rota da çizdim İstanbul macerama ve ilk aşamadan sonra en yakın arkadaşımı alıp Sakarya'ya diğer en yakın arkadaşımın, sevgili "martı"mın yanına gideceğim. İşte bunu düşününce her ne olursa olsun, hayatıma gelen heyecana sevineceğimi biliyorum. Çünkü bu sayede en özlediklerime kavuşacağım.
Bir haftadır bloga gizli gizli uğrayıp kim ne yazmış okuyordum ama ben bir şey yazamıyordum. Çünkü çok yoğun bir şekilde almanca çalışmaktayım. Evet bu da mülakat için. Yıllar var ki kullanmadım almancamı. O yüzden işi sağlama alıp kelime gramer ne varsa çalışıyorum şimdi. Daha geçen haftaya kadar erken kalkamayan ben şimdi alarmdan önce zıplayıp oturuyorum kelime defterinin başına.
İşin ne olduğunu söylemesem de bana şans diler misiniz? Şimdi söylersem büyüsü bozulur gibi geliyor. Ama çok çok istediğim ve aylardır beklediğim bir haberdi bu. Eğer olursa artık blogda konfetilerin patladığı bir post ile açıklarım ve hep birlikte kutlarız diye düşünüyorum :) Aslında normal şartlarda bu kadarcık bile paylaşamazdım bu haberi çünkü ben başarısızlıklarıma karşı çok anlayışlı davranamıyorum. Yani burada heyecanımdan bahsetmişken sonra olumsuz olunca ne geriye dönüp okumak istiyorum yazdıklarımı ne de gerçekten "neyse ya napalım" diyebiliyorum. Geçmişimle yüzleşmeyi pek sevmiyorum anlayacağınız. Ama ne demiştim yeni yıla girerken? "Kendime yüklenmeyeceğim ve daha iyi davranacağım". Eh, işte tam sırası. Hem blogum bana her şeyden samimi geliyor. Nasıl ki sadece en yakın arkadaşlarımla paylaşıyorsam bu haberi, burada da yüzünü hiç görmediğim sesini hiç duymadığım yakın arkadaşlarım var ve ben onların beni anlayacağını biliyorum.
Alles wird gut! :)

Öyle yani... Bakalım neler olacak?

Sevgiler,
İlham Kedisi


Share:
Blogger tarafından desteklenmektedir.

İlham'ın İzleyenleri

Bu Blogda Ara

Yazılardan haberim olsun dersen buraya mail adresini bırakabilirsin.

Severek okuduklarımdan

Instagram

E-Mail

ilhamkedisi@gmail.com