25 Kasım 2016 Cuma

Aidiyet

İtiraf etmem gereken bir şey var...
Hakikaten de imkansız diye bir şey yokmuş. bir kere daha görmüş oldum. İnsan bir kere mecbur kalmayagörsün zaten, yapamayacağı şey yok. Başa gelen de çekiliyor en nihayetinde.
İstanbul... Hiç bir zaman, yaşamanın hayalini kurmadığım bir şehir. Hayal bile değil iken, evim olan bir şehir. Hayalini kurduğum onca şehre inat hem de.
Asla alışamayacağımı biliyordum, ama asla! Burada kurduğum her yeni düzende, eskiyi özlüyordum. Eski hayallerimi mesela.Ne bileyim işte... En basitinden, İzmir'de iş bulma hayalini düşündükçe üzülüyordum. Ya da İzmir'de sahip olduğum o düzenle, burada kurduğum düzeni kıyaslayınca hiç bir şey kesişmiyordu hayatımda ve ben bu yeni şehirle başa çıkamayacağıma daha da inanıyordum. Bu sırada İstanbul'a alıştın mı diye soranlara da böyle bir şeyin imkanı olmadığını anlatmaktan usanmıyordum.
Sonra...
Sonra ne oldu gerçekten bilmiyorum. Tam olarak ne zamandan sonra içinde bulunduğum resme uzaktan bakabilmeye başladım, hiç hatırlamıyorum. Ama uzaktan bakmaya başladıktan ve bunu fark ettikten sonra, şunu gördüm. Ben bu İstanbul resminde küçük bir noktayım. Küçük bir nokta da olsam, en tepeden bakarsam bu resme aitim. Girdiği sokaklarda yönünü bulamayan, kalabalık nereye dönerse oraya dönen şaşkın bir nokta belki ama, buraya ait.
Olmazdı ya, olmuş. İstanbul, beni evimde hissettirir olmuş.
Beni yeni bir ben yapmış. İçinde bana ait çokça şey barındırmış. Benim İstanbul'um beni güldürdüğü kadar ağlatmış da. Ama yine de hep evim olmuş. Her şey bittiğinde, bu şehirde evime gidip kapımı kapatmışım. Bu şehirde evime gitmişim işte. Bu bana huzur veren bir şey olmuş.
Hayalini kurduğum düzen resminin çokça parçasını İstanbul'da çizmişim. Uzaktan bakınca bunu fark ettim. Sonra renklerim olduğunu gördüm çizdiğim bu resimde. Ben seçerek boyamışım. Canım nasıl istediyse öyle. Renklerim, bu şehirde sevdiğim insanlarım. Düzen resmimin ortasında da kendi başıma yaşadığım bir ev, bir hayatı temsilen.
Tüm bu düşünceler darmadağınık zihnimde uçuşuyordu düne kadar. Bir kaç gün önce ailemin yanına gittiğimde her bir düşüncemin daha net farkına vardım. Utanmadan İstanbul'u özledim. Utanmadan erkenden geri döndüm.

Şimdi İstanbul sanmasın ki, onsuz yaşayamam. O kadar uzun boylu değil, yaşarım.
Sonra bir başka şehre daha alışırım. Sonra da bir başkasına...
İstanbul'a bile alıştıysam, bundan sonrası hiç de zor olmaz hem.
Share:

15 Kasım 2016 Salı

Son Bir Ay



Başlamadan önce, bu yazının geçen hafta yazıldığını, ancak sonuca bağlayamadan bir takım meşguliyetler sebebiyle ortada kaldığını belirtmek isterim. Yüzünü gören cennetlik diyenler için de tam şuraya bir tane çiçekçi kız fotoğrafı iliştiriyorum.

***
Bir ay olmuş! Varsın olsun sevgili blog... Her ne kadar ara vermiş gibi görünsem de, değil öyle. Hala aklım fikrim yazmakta. Sadece burayı ihmal ettim, hepsi bu.
Yalnız bu bir aylık süreçte neler yaptığımdan bahsedebilmek için önce bir zihnimi toparlamam lazım. Ya da, dur bakayim.. Şu instagram hikayelerindeki fotoğrafları mı toplasam onun yerine acaba? Daha kolay olur hem hatırlaması, hem de seriye kaldığımız yerden devam etmiş oluruz. Oldu bu iş!

Kışın gelişi havanın soğumasından değil de Yeşilköy sahildeki insan sayısının azalmasından belli oluyor benim için. İster cumartesi olsun, ister pazar bu aralar bir sakinlik var ve bu, kış demek... Geçen yıl yine bu mevsimde, sadece geceleri çıkıp yürüyüş yapıyordum. Sırf insan olmuyor o saatte diye. Bu yıl da geceleri aynı tempoya girmekle beraber, ek olarak sabahları erken kalkarak da yürüyüşe çıktığım oluyor. Yine sırf insan olmuyor diye. Spora da yazıldım, mis!
Yalnız benim bu gece-gündüz yürüyüşleri ilk turda genelde kedi sevmeli, fotograf çekmeli olmasından ötürü pek faydalı olmasa da, neyse ki ikinci tur tam gaz ve hedef odaklı geçiyor.




Diğer bir konu ise, İstanbul'da sonbahar. Çok ama çok güzel değil mi?
Bir rüzgarla kollarını açarak yere atlayan sarı, turuncu yapraklar ve bu sayede yerlerde boylu boyunca uzanan o güzelim renk uyumu. Buna hayran olan bir ben olamam. Sadece şu yapraklar yüzünden, başımı göğe kaldırmaz oldum. Gözümü, gönlümü mutlu eden her detay yerde çıtırdayan ve renkten renge bürünen o yapraklarda. Eskiden kışı çok severdim ama, sanırım bu da değişiyor.


Ben yazmaz iken günler geceleri, uçaklar ise beni kovalıyordu. Ülkeler ve ben havalarda uçuşuyorduk.



Bu hızlı temponun içinde ben de hızlıca anı biriktirme peşindeyim, sevgili blog. Gidemediğim bir Afrika uçuşunun yerine, Paris uçuşu verildikten bir kaç saat sonra ben ertesi sabah için valiz hazırlamaya başlamıştım bile. Evet, Afrika yerine Paris... Her şeyin bir ikamesi var sonuçta bu hayatta, öyle değil mi?

Paris'e Uçtum! diye yazmıştım ya daha önce hani burada. Bu kez o zamanki gezime sığdıramadığım ve göremediğim için içimde kalan Moulin Rouge'a yol aldım dosdoğru. Listede Moulin Rouge'u da oldu-bitti-görüldü şeklinde işaretledikten sonra Eiffel ile bir kere daha kavuşalım istedim. Gecenin soğuğunda Paris metrosunun karmaşasında Eiffel'e gittim ve bu macerayı da böylece bitirdim.

Hayal meyal hatırladığım bir Colombo, Sri Lanka maceram da oldu. Hayal meyal hatırlıyorum, çünkü kaldığımız sürenin kısıtlı olması sebebiyle yakınlardaki bir marketten çay ve hindistan cevizli bir takım yağlar almaktan başka bir şeye zaman kalmadı. O esnada gördüğüm tuktuk arabaları bu anıma katıyor ve ne kapsam kardır diyorum.


Ekim'de karpuz yemenin keyfi ise bir başkadır. 

TukTuk dediğimiz arkadaş bu yeşil olan 
Ama sanmayın ki TukTuk tek çare...
Son yazdığımdan beri geçen sürede ve İstanbul'da ayaklarımın yere bastığı günlere iki konser, bir tiyatro, bir festival, iki buçuk kitap sığdırabildim. Hani çok parlak olmasa da fena durumda değilim bence. Yok ya aslında parlak bir durum bu düşününce. İki sinema filmi bile var aralarında, bak şimdi aklıma geldi.





Sonuç olarak bu darmadağınık bir yazı oldu, farkındayım. Bunun nedeni ise yazar kişisinin hayatının zaten bir dağınık düzen içinde kavrulup gidiyor olması. Hani o bakımdan, bu yazıda yaşamımın izleri var falan, öf sustum!

Başın dönmeden sonuna kadar okuduysan eğer, canımsın yani ne diyeyim.


Sevgiler,
İlham Kedisi

ROMANTİKLİ NOT:
 Bir de yanında olamadığım için göklerde kutlanan bir doğum günü vardı. Söylemezsem olmaz...












Share:
Blogger tarafından desteklenmektedir.

İlham'ın İzleyenleri

Bu Blogda Ara

Yazılardan haberim olsun dersen buraya mail adresini bırakabilirsin.

Severek okuduklarımdan

Instagram

E-Mail

ilhamkedisi@gmail.com