Ana içeriğe atla

Son Bir Ay



Başlamadan önce, bu yazının geçen hafta yazıldığını, ancak sonuca bağlayamadan bir takım meşguliyetler sebebiyle ortada kaldığını belirtmek isterim. Yüzünü gören cennetlik diyenler için de tam şuraya bir tane çiçekçi kız fotoğrafı iliştiriyorum.

***
Bir ay olmuş! Varsın olsun sevgili blog... Her ne kadar ara vermiş gibi görünsem de, değil öyle. Hala aklım fikrim yazmakta. Sadece burayı ihmal ettim, hepsi bu.
Yalnız bu bir aylık süreçte neler yaptığımdan bahsedebilmek için önce bir zihnimi toparlamam lazım. Ya da, dur bakayim.. Şu instagram hikayelerindeki fotoğrafları mı toplasam onun yerine acaba? Daha kolay olur hem hatırlaması, hem de seriye kaldığımız yerden devam etmiş oluruz. Oldu bu iş!

Kışın gelişi havanın soğumasından değil de Yeşilköy sahildeki insan sayısının azalmasından belli oluyor benim için. İster cumartesi olsun, ister pazar bu aralar bir sakinlik var ve bu, kış demek... Geçen yıl yine bu mevsimde, sadece geceleri çıkıp yürüyüş yapıyordum. Sırf insan olmuyor o saatte diye. Bu yıl da geceleri aynı tempoya girmekle beraber, ek olarak sabahları erken kalkarak da yürüyüşe çıktığım oluyor. Yine sırf insan olmuyor diye. Spora da yazıldım, mis!
Yalnız benim bu gece-gündüz yürüyüşleri ilk turda genelde kedi sevmeli, fotograf çekmeli olmasından ötürü pek faydalı olmasa da, neyse ki ikinci tur tam gaz ve hedef odaklı geçiyor.




Diğer bir konu ise, İstanbul'da sonbahar. Çok ama çok güzel değil mi?
Bir rüzgarla kollarını açarak yere atlayan sarı, turuncu yapraklar ve bu sayede yerlerde boylu boyunca uzanan o güzelim renk uyumu. Buna hayran olan bir ben olamam. Sadece şu yapraklar yüzünden, başımı göğe kaldırmaz oldum. Gözümü, gönlümü mutlu eden her detay yerde çıtırdayan ve renkten renge bürünen o yapraklarda. Eskiden kışı çok severdim ama, sanırım bu da değişiyor.


Ben yazmaz iken günler geceleri, uçaklar ise beni kovalıyordu. Ülkeler ve ben havalarda uçuşuyorduk.



Bu hızlı temponun içinde ben de hızlıca anı biriktirme peşindeyim, sevgili blog. Gidemediğim bir Afrika uçuşunun yerine, Paris uçuşu verildikten bir kaç saat sonra ben ertesi sabah için valiz hazırlamaya başlamıştım bile. Evet, Afrika yerine Paris... Her şeyin bir ikamesi var sonuçta bu hayatta, öyle değil mi?

Paris'e Uçtum! diye yazmıştım ya daha önce hani burada. Bu kez o zamanki gezime sığdıramadığım ve göremediğim için içimde kalan Moulin Rouge'a yol aldım dosdoğru. Listede Moulin Rouge'u da oldu-bitti-görüldü şeklinde işaretledikten sonra Eiffel ile bir kere daha kavuşalım istedim. Gecenin soğuğunda Paris metrosunun karmaşasında Eiffel'e gittim ve bu macerayı da böylece bitirdim.

Hayal meyal hatırladığım bir Colombo, Sri Lanka maceram da oldu. Hayal meyal hatırlıyorum, çünkü kaldığımız sürenin kısıtlı olması sebebiyle yakınlardaki bir marketten çay ve hindistan cevizli bir takım yağlar almaktan başka bir şeye zaman kalmadı. O esnada gördüğüm tuktuk arabaları bu anıma katıyor ve ne kapsam kardır diyorum.


Ekim'de karpuz yemenin keyfi ise bir başkadır. 

TukTuk dediğimiz arkadaş bu yeşil olan 
Ama sanmayın ki TukTuk tek çare...
Son yazdığımdan beri geçen sürede ve İstanbul'da ayaklarımın yere bastığı günlere iki konser, bir tiyatro, bir festival, iki buçuk kitap sığdırabildim. Hani çok parlak olmasa da fena durumda değilim bence. Yok ya aslında parlak bir durum bu düşününce. İki sinema filmi bile var aralarında, bak şimdi aklıma geldi.





Sonuç olarak bu darmadağınık bir yazı oldu, farkındayım. Bunun nedeni ise yazar kişisinin hayatının zaten bir dağınık düzen içinde kavrulup gidiyor olması. Hani o bakımdan, bu yazıda yaşamımın izleri var falan, öf sustum!

Başın dönmeden sonuna kadar okuduysan eğer, canımsın yani ne diyeyim.


Sevgiler,
İlham Kedisi

ROMANTİKLİ NOT:
 Bir de yanında olamadığım için göklerde kutlanan bir doğum günü vardı. Söylemezsem olmaz...












Yorumlar

  1. Bence çok güzel bir paylaşımdı doğrusu...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlk yorum gereken motivasyonu sağladı. Yihuuuu!
      Teşekkürler :))

      Sil
  2. paris demek :) ölmeden gitmeliyim o şehre :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ölmeden önce başta Paris'e (madem ki öyle diliyorsun) ve daha nicelerine gidebilmeni ve unutulmaz anılar biriktirebilmeni tüm kalbimle diliyorum :))
      Bol şans!

      Sil
  3. instagramdan gelenler.. :D heheh yeni yazıyı görünce çok sevindim ki sen çok ara verme bence ilham kediciğim seni okudukça daha bir motive oluyoruz çünkü. ^^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aman efenim aman efenim, ben de yorumlarınızla pek bir motive oluyorum. Teveccühünüz. Özlendiniz!

      Sil
  4. Özletmiştin kendini , bu kurgu çok iyi oldu çok da güzel oldu tamam mı ?

    YanıtlaSil
  5. Çok hoş bir yazı. Elinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmenize ayrı, yorum bırakmanıza apayrı sevindim. Teşekkür ederim :))

      Sil
  6. Ayy nasıl tatlı o arabalar öyle...
    İstanbulu bilmem ama Ankarada sonbahar gerçekten çok güzel, gelsene kuzum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaa hiç sorma, buralarda bu Tuktuklar Taksi işlevini görüyor. Daha ekonomikler ve tabii ki pazarlık da işliyor. Bir de minikliklerinden midir nedir, Speedy Gonzales gibi aralardan fırt fırt bir kaçışları var ki İstanbul'da bunlara trafik canavarı diyoruz biz aslında.
      Ankara'yı bu sonbaharda yakalayamam belki ama, geleceğim bak görürsün! Gelip kocaman öpücem seni!

      Sil
  7. Sonbahar çok yakışıyor İstanbul'a, efendim :)
    Hayat kısa kediler uçuyor ve market arabası fotoğrafına çok güldüm bu arada :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değil mi ya, yalnız olmadığımı biliyordum!
      Hayatın absürd güldüren anlık görüntülerinden iki kare :) Hele ki o kedinin bana bakışı ve adeta;
      ''Ne işin var aşağıda, gökyüzü çok güzel gelsene'' deyişi.
      Ben deli değilim, ben deli değilim, ben deli değilim, ben deli....

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Meydan Okuyorum!

Ben geldiiim! Hem de öyle bir geldim ki, ellerim kollarım dolu bir şekilde! Evet, bir sürprizim var. Bu blogda daha önce yapılmamış yepyeni bir şey ile çıkageldim yine. 2017 hayatımda olduğu kadar blogumda da türlü türlü yeniliklere ev sahipliği yapıyor. Hazır lafı gelmişken şimdiye kadar çok sevdim kendisini, umuyorum aramız açılmaz diye de belirtiyor, yeni yılın kulağını ufacık bir çekiyorum. Her neyse, gelelim sürprizime... Hazır mıyız?  Ver trampetlerle gerilim müziğini hızlı hızlı;   ''  tıpıtıpıtıpı tııııııp''... Duyduk duymadık demeyin! Bu bir   CHALLENGE   , bir    SALANJ   bir   MEYDAN OKUMA  yazısıdır! İstenilen  herhangi bir şekilde adlandırmak ve hunharca katılmak serbesttir! Hodri meydan demeden önce konuyla ilgili bahsetmek istediğim şeyler var. Konumuz '' Apartman Sohbetleri ''. Ve konunun da, soruların da sahibi  İlker Gümüşoluk . YouTube'da videodan videoya zıpladığım bir gün, şans...

Sabahları 5'te uyanmak (Kargalara selam olsun)

 Ey uykucu ahali ve çok sevgili kargalar! Toplanın yamacıma, neden sabah 5’te kalkıyorum, nereden çıktı bu iş ve nereden geliyor  bu motivasyon onu anlatmaya başlıyorum.  Birden fazla motivasyon kaynağım var aslına bakarsanız. Yapmak istediklerim, yarım bıraktıklarım, sabahın sessizliği, gün doğumunun güzelliği, kendime zaman yaratma ihtiyacım falan filan diye başlıklarım uzar gider.  Ama yine de hepsi birlikte toplanıp gelse bile beni yataktan çıkarmaya yetmiyordu. Uyanmak için tek bir şartım vardı; “havanın aydınlanması” .  Sabahın karanlığı bana geceleri uyanıp işe gittiğim günleri hatırlattığı için işi bırakmamla birlikte (bilmeyenler için mini bilgi, hostestim) fark etmeden yeni bir alışkanlık geliştirmiş oldum. Hatta bu alışkanlığın kendime koyduğum bir kural olduğunu sonradan fark edecektim; ''  artık hava aydınlanmadan uyanmana gerek yok, artık karanlıkta kalkmak zorunda değilsin,artık gece uykunu bölmek zorunda değilsin... '' Bunu kendime ödül olar...

Osaka'ya Uçtum!

Turna kuşu bilinen en eski origami figürüdür. Aynı zamanda özel bir anlamı vardır. Bin tane turna kuşu yapan kişi bir dilek hakkına sahiptir. Japonlar güzel dilekleri için turna kuşu yapmayı sihirli bulurlar. Nereden mi biliyorum? Üniversite son sınıftayken keşfedip katıldığım bir origami atölyesinden. Bu atölyeden bana kalan turna kuşu figürü hiç unutmadığım, gözüm kapalı yaptığım bir şey oldu benim için. Origami kağıdı bulduğum zamanlarda şanslıydım. Ama çoğunlukla ya renkli bir kağıdı, ya bir gazeteyi, ya da eski bir kağıt parayı origamiye çevirdim. Hiç bir şey yapamadığım zamanlarda elime bir kağıt alıp katlamayı ve onu kuşa çevirmeyi sihirli buluyorum ben de. Turna kuşu sayım bin oldu mu bilmiyorum. Hala bir dilek hakkım oldu mu bilmiyorum. Büyük dileğim için en baştan oturup bin tane kağıt katlamaya başlasam iyi olur. Ama son zamanlarda evrene gönderdiğim mesajların bir şekilde iletildiğinin de farkındayım. Bundan çok önce, daha origami yapmaya bile başlamadan önce kendime -kend...