18 Ağustos 2016 Perşembe

Almaty'e Uçtum!

Sevgili blog,
Seni çok sevdiğimi ama defterimin yerinin apayrı olduğunu biliyorsun değil mi? Biliyorsun, çünkü arada bir bu gerçeği başına kakıyorum. Eski bir alışkanlık deftere yazmak... Az evvel ilk yazıyı yazdığım tarihe baktım da 2013, Temmuz'a ait. Ki bu ilk defterim değildi, ilk yazım kim bilir nerede ve ne zamana ait. Başka defterler de bitirdim, evet. Ama 3 yıldır çok az da yazsam benimle bu kadar çok gezen, nereye gitsem çantanın veya valizin bir köşesinde yer alan başka bir defterim olmamıştı. Bu defterimin arasında, gittiğim yerlerden topladığım yapraklar, kokladığım çiçekler, biletler, bir broşür, Uganda'ya ait seçim kağıdı (valla var) ve hatta bir tane de milli piyango bileti var- amortisiz. Sanki blogda fotoğraflarla kaydedebildiğim anılara ait ruhları da defterime hapsediyorum gibi bir his aslında bunları yapmamın sebebi. O güne ait çiçeğin kokusu, rengi defterin yaprağında iz bırakıyor ve bu bana daha canlı bir şey gibi geliyor. Ama yine de defterime çok yazamıyorum. Bugün bu günah çıkartmayı neden yapıyorsun dersen, az önce kendisiyle çok güzel kavuştuk da o yüzden.

Şu an Almaty, Kazakistan'dan bildiriyorum. Burası Türkiye'ye göre 3 saat önde. Ayrıca rakamlarla bir gerçeği daha açıklamak istiyorum ki, o da an itibariyle 26'ncı saatimi tamamlarken hala uykusuz olduğum. Neden mi? Sana yazıyorum çünkü sevgili blog. Sen de kıymetini bil işte, hemen bozulma. İstesem fosur fosur uyurdum ama iki çocuğuyla da eşit ilgilenmeye çalışan bir anne fedakarlığı benimkisi (güldüm!)...
Sabah aşırı kafası karışık bir kahvaltıdan sonra hava almak için attık kendimizi Almaty sokaklarına. Ama dedim ya uykusuzluktan gözümüz görmüyordu pek birşey... Yoksa burada gezilecek öyle güzel yerler varmış ki... Öyle güzel doğaya doyabileceğimiz yerler, manzaralar falanlar ama hal yok hal, naparsın. Keşke daha fazla zamanımız olsaydı diyerekten acımızı içimize gömüyoruz ve ufak bir şehir turundan sonra benim sabahtan beri planladığım şeyi yapıyoruz; en güzel parkı bulup çimlere boylu boyunca uzanmak! Oh be, huzur varmış...


Dilini bilmediğim bir yerde, turist olma özgürlüğü aşırı tatlı bir şey!
böyle yazıyorum defterime.
O kadar uykum var ki aslında. Otele gitsem süper rahat yatağım beni bekliyor uyutmak için. Ama burayı bırakıp gitmek istemiyorum. Böylesine temiz bir hava, nasıl bırakılır ki?
Bu nasıl bir hava biliyor musun? Bir yaz sabahı hayal et, ama henüz güneşin doğmadığı hızlı geçen saatlerden birini. Bir tatlı serinlik vardır o yaz sabahında. Asla üşümezsin ama hafif ürperirsin. İşte o yaz sabahı, bu şehirde öğle vaktinde burada. Hayal ettiğin o yaz sabahında buradaki kadar temiz hava dolar mıydı burnuna, onu bilemiyorum yalnız...

Tabii ki hemen önümdeki yapraklardan birini defter arasına koydum. Gece onunla beraber İstanbul'a dönüyoruz. Zaten sararıp gitmiş yaprağın hayatını İstanbul'da iyice karartayım diye düşünüyorum.
Bir de saçma sapan çizimler yaptım bu kez deftere. Aşırı reziller ama yaptım yani, silinmez artık.
Ulan şu huzuru alıp ülkeye götüremiyoruz ya, ne diyeyim ben!
Kim yazmışsa bunu deftere, hiç benim üslubum gibi değil. Neyse...
Artık yazıyı kapatıp uyuma vakti. Siz güne daha yeni başlayadurun, benim pilim biteli iki gün oluyor.

Dur bi dakika ya, bişey daha söylemem lazım! Parktan tam kalkarken şans eseri arkama baktığımda yavru bir sincap gördüm. Ben daha önce hiç sincap görmemiştim, çizgi filmler dışında. Tatlılığından kafayı yedim ve öylece kalkıp otele döndüm sonra işte.
Söyleyeceklerim bu kadardı.














Sevgiler,
İlham Kedisi
Share:

15 Ağustos 2016 Pazartesi

Dünden bir yazı

İnanmayacaksın ama, bugün ilk defa İstanbul'dan başka bir yere bir adım dahi kımıldamak istemiyorum. Neden böyle hissediyorum dersin? Çünkü kımıldamaya mecburum ve aksi gibi hiç halim yok. İtiraf et, bir an İstanbul'u delice sevdiğimi düşündün! Ama yok, öyle değil. İstanbul'da kalmak bir kereliğine de olsa cazip geliyor çünkü şu an daha zor ve bir o kadar da güzel gelen şeyler var.
Günlerden pazar bir kere.  Bir pazar gününe göre oturduğum sokak çok sakin görünüyor. Hep sakindir gerçi ama, bu kez sokaktan bir insan bile geçmedi. Bahçedeki ağaçlardan yaprak sesleri geliyor odama. Üşüsem de pencereyi kapatamıyorum. Tatlı bir esinti var günün kendisinde, doyabilmek imkansız.
Sadece anahtarımı ve cüzdanımı alıp, markete gitmek için evden çıkıyorum. Saçlarım karmakarışık, gözlerim hala uykulu. Bugünkü kombinimin adı; ''buralarda oturuyorum ya iki dakikalığına çıktım''.
Etiyopya'ya gideceğim bir kaç saat sonra. O yüzden valize yiyecek, içecek takviyesi yapmam lazım. Bahaneyle de bu güzelim, hafif soğuk sabahın rüzgarına yüzümü okşatıyorum. Saçlarımı ordan oraya atmasına izin veriyorum, düzeltmeyeceğim.
Bir kaç saat sonra valiz elimde tıngır mıngır gitmek değil de, bu pespaye halimle en yakın parka gidip bir banka oturmak istiyorum. Sadece bir saatliğine bile olabilirdi. Keşke biraz zamanım olsaydı... Ya da en azından bugün böyle hissederken Etiyopya'ya gitmek zorunda olmasaydım. İşimden yakınmıyorum, aksine çok seviyorum. Sadece bugün evimi bırakıp bir yere gitmek istemiyorum, hepsi bu. Gitmek zorunda olduğum için de anı yakalayamadığımı hissediyorum. Telafi edebileceğim başka, esintili bir pazar günü daha olacak mı yakınlarda? Öyle olacağını umuyorum...

*İyi yanından bakalım şimdi. Çok uygun fiyata, mükemmel bir kahve aldım. Dönüş valizim buram buram kahve kokuyor. Söyle o pazar gününe, geleceği varsa göreceği de var!


Şimdilik Etiyopya'dan bir fotoğraf


Kahvenin yanında bir şarkı dinlemek isteyen?

Sevgiler,
İlham Kedisi


Share:

11 Ağustos 2016 Perşembe

Kısaca Temmuz

Hadi şu Ağustos sıkıştırmadan Temmuz'u yazalım.
Bu Temmuz benim için kötü bir olayın ardından başladı. Umutla başlamasını çok dilemiştim. Burada da yazdım biliyorsunuz yaşananları. Temmuz geldi ve ben günleri bir bir bitirmeye heveslendim. Çünkü içlerinde bir gün vardı ki ben en çok onun gelmesini istiyordum. Çünkü o gün gelirse ben kaçacaktım.
Geldi ve geldiği gibi sabah 5'te evime, Kuşadası'na kaçtım. Sonra... Sonra bütün kayıtlı alarmları sildim. Saatimi kolumdan çıkardım, zamana karşı yarışacak halim yoktu, yeterdi. Yerine renkli ve nazar boncuklu yazlık bilekliklerden taktım. Ve inanır mısın iznin son gecesine kadar hep taktım.
Sonra aile yanında güneşli günler başladı. Burada fazla kalmayacaktım. İznin 4 günü buradaydı sadece. Koşuşturmalı şeyler yapmadık, yattık yuvarlandık ve güneşlendik. Bunaltıcı sıcaklarda daha başkası yapılamazdı zaten.
sabahları denize gittiğimiz yolu böyle bir kuraklıkta hayal edin




kardeş elinden portakallı tarçınlı dev kurabiyeler 3 gün boyunca sahilde erzak işlevi gördü :)

Sonra... Bundan sonrası müthiş bir gezgin ruh ile geçti. Ver elini Budapeşte, ver elini Prag!
canım bulutlar, gezimizin başlangıcı
Her güzel şeyin bir sonu olduğu doğru. İzin de bitti ve kaldığım tempoda hiç hız kaybetmeden devam ederken buldum kendimi ve bir de baktım ki Temmuz bitti.
Kitap okumayalı aylar oluyor, itiraf edeyim. O yüzden Temmuz'da ''Farklı''yı okumaya başladım. Bir gün kitapçıda oturup incelediğim bir kitaptı. Sonraki gün bir baktım ki İki Balıkcığım paylaşmış kitabı. Aa dedim, öyleyse almalıyım. Ve okumaya başlamalıyım. Yetişkin kitabı okuyacak halim yok. Bu kitap Tudem Yayınları'nın 12 yaş üstü kitaplarından. Heyecanlı ve merak uyandırıcı bir konusu var. Bitirince ben de yazacağım.

Yetişkin filmleri izleyecek halim de yok. Film izleyeceğimde animasyon izliyorum. En son izlediklerim, ''Inside Out'' ve ''Zootopia''. Aşırı tavsiye ediyorum ikisini de!
Temmuz'dan önce başladığım ve neredeyse her gece bir bölümünü nefes nefese izlediğim ''How to get away with murder'' dizisini bu ay hiç izlemedim. Daha sakin bir gidişata ihtiyacım var bu sıralar. Şaşkınlıktan beynim patlamasın da, huzur içinde bitireyim bir bölümü gibi bir ihtiyaç halindeyim. O yüzden hala kahvaltı seanslarıma ''Family Guy'' eşlik ediyor.

Geceden beri aşırı yorgunum. Kendimi yatağa atabildiğimde saat gece yarısını çoktan geçmişti. Uyandığımda yorgunluğa bağlı feci bir sırt ağrısı vardı. Asla geçmeyecek gibi bir şeydi. Yastıksız yattım bir süre ve baktım ki geçmiş. Otel odasında uyuşuk bir şekilde yaptığım kahvaltıdan beri hala yataktayım. Dönüşe kadar kalkmayı planlamıyorum.
Ağustos'u son gününde yazacağım. Ama şimdilik kendisiyle ilgili bir kararım var ki, o da şu harcama işlerini bir düzene sokmak. Gereksiz tek bir harcama bile yapmamak. Almamak diyemiyorum henüz ama adını sonra koyarız. Gerçekleştirmek istediğim yeni bir hedefim var. Bunun için de para şart azizim. Kabul edelim o olmadan olmuyor. Bir kaç gündür, para biriktirme ile ilgili tavsiye yazıları okuyorum ama hala ihtiyacım olan ipuçlarını yakalayabilmiş değilim. Bu konuda ve her konuda tavsiyelerinizi dinlemeye açığım.
Öyle işte, şimdi biraz Ağustos'a odaklanıp kıymetini bilelim diyorum.

**Pek tabii ki bu yazı iki gün önce yazıldı ve taslaklarda kaldı.. Fotoğrafları ekleyememiştim o sebeple gecikti. Nihayet döndüm evime dün gece. Yatağa öyle bir yapıştım ki, resmen evde olmayı özlemişim. Gezdikçe evine düşkün bir insan haline geliyorum ilginç bir şekilde.
Şimdiki moddan ve yazıyı düzenlediğim yerden bir fotoğraf ile bitirelim, değişiklik olsun. :)


Sevgiler,
İlham Kedisi
Share:

6 Ağustos 2016 Cumartesi

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu

Eskiden blogda ‘’şu sıralar ben’’ temalı yazılar yazma alışkanlığım vardı.Hatta bir ara her ay sonunda kısaca o ayı özetliyordum falan. Yazarken tekrara düştüğüm hissine kapılıp bıraktım bunu ben ama şimdilerde tekrar bir dönesim var. Bir de o zamanlar daha sık yazıyordum. Ama şimdi bahsetmediğim o kadar çok konu oluyor ki, sanırım o eski alışkanlık şu anda blogun en çok ihtiyacı olan şey. Mesela son zamanlarda epey meşgul olduğum ve blogda geçen gün dışında hiç bahsini etmediğim bir konu size: kilo verme konusu. 

Dukan diyetini bilmeyen yok dimi?En azından duymayan kalmamıştır. Diyetin ana maddesi protein ağırlıklı beslenme. Ama bu konuda yetkili bir ağız olmadığım için detayına girmeyeceğim.
Her neyse, ben Mart ayında bir sabah bir uyandım. Bir de ne göreyim! Nasıl kilo almışım nasıl kilo almışım anlatamam. Zayıflamam lazım fikri bana şak diye geldiği için sanki o kiloları da şak diye alıvermişim gibi hissettim. Halbuki ciddi bir yayma söz konusuydu tatlıları, hamur işlerini yerken. Ama ben ''iyi'' olduğumu düşünüyordum ve pek rahatsız olmuyordum. Sonra üzerine gecesi gündüzü olmayan bir çalışma düzeni, hooop uykusuzluklar, daha az hareket eklendi derken işin ucu kaçmaya başladı. Sevdiğim ve uzun zamandır görüşemediğim insanların ilk karşılaşmamızda söylediği ilk şeylerden biri de '' bakıyorum kilo almışız ooo'' falan olunca bir sabah obez gibi hissederek uyandım işte ben. Boy-kilo endeksi muhabbetine göre sınıfta kalan biri olmadım hiçbir zaman ama insanın kendini daha iyi daha güzel hissettiği bir kilo vardır ya, ben ondan 7 kilo uzaklaşmıştım. Bir de bölgesel kilo alma gibi bir problemim olduğu için ne aldıysam ortada yani, anladın sen. Şimdi yazınca bile inanamadım ya, 7 kilo ne zaman aldım ben öyle... Hatta 8'e geçişi gördüm gibi tartıda. Sanırım o sabahın bir gece öncesi olabilir.

Derhal Dukan Diyeti'nin kitabını aldım (uygulayan birinin önerisiyle), iki günde kitabı yuttum ve sonrasında alıştıra alıştıra diyete başladım. Neden piyasada bir çok diyet varken bunu seçtim ondan bahsedeyim kısaca. Bunu seçtim çünkü, Dukan izin verdiği besin listesi için '' ne zaman istersen ne kadar istersen ye'' diyor. Ne zaman istersen demesi benim gece 3'te uçuşa gittiğimde yemek yediğime pişman olmamamı sağlıyor. Ne kadar istersen ye demesi de, aç gözlülüğümü teselli ediyor yalan yok.
İlk 1 ay çok sıkı ve yasaklı bir dönemdi ama gerçekten süper azmettim ve kitabın da söylediği gibi ilk bir haftada 3 kiloyu verdim . Sonra diyetin diğer aşamasına geçtim, ama kilo vermem çok yavaşladı. Tartıda çok ufak oynamalar oluyordu,ki Dukan bunun normal olduğunu söylüyor ama sabırsız bünyelerde bu diyetten soğumaya sebep oluyor. Ki bende öyle oldu ve sıkı sıkıya uygulamamaya başladım. Sonra üzerine diş teli taktırınca onun da etkisiyle verdim 2 kilo daha, ooh. Ortaya karışık bir zayıflama hikayesi ile bende şu an verilmesi gereken sadece 2 kilo daha kaldı. O da hedeflediğim kiloya ulaşabilmem için yani. Onu bir türlü veremiyor gibiyim. Bir de yıllık izin gezilerinde o tövbeler ettiğim, ağzıma sürmediğim ekmekleri,kekleri löp löp yemelere doyamayınca kilo vermek yine hayal olur gibi oldu. Ama yok öyle! İşte yine 3 gün falan oldu başladım Dukan diyetine. Şu yaz geçse, dondurma falan kalmasa piyasada benim için daha kolay olcak da neyse. Bu sefer bir haftadan daha fazla uzatmayacağım zaten diyeti. Delice sıkıldım.

Daha önce de kilo vermeye niyetlenip, bunu başardığım bir dönem olmuştu. Üniversitedeydim. Ama o dönem çok üzerine düşmeden yapabilmiştim bunu. Oysa ki o zaman bana sorsalar aşırı diyet yapıyordum da şimdi yaptıklarım ile kıyaslayınca anlıyorum bi cacık değilmiş. Ekmeği kesmem yetmiş resmen. Ama tatlıdan ödün vermediğimi hatırlıyorum. Her akşam o dondurma yeniyordu mesela, ama o kadardı sadece. Çaydan kahveden şekeri o zamanlar kesmiştim. Sonra bu alışkanlık oldu. Bir de okula yürüyerek gidip geliyordum, ekstra olarak. Günlük en az 1 saat yürüyüş demek oluyor bu da. Sonuc olarak çok zorlamadan, biraz daha kaliteli bir hale sokmuştum alışkanlıklarımı. 
Yaşımın geçtiği falan yok ama gittikçe zorlaşıyor bu kilo verme işi onu söyleyeceğim.  Bir kaç kez diyet geçmişiniz olduysa vücut direnç göstermeye başlıyor bu bilinen bir geçek. Kilo vermeme, hatta şu ne yesem yarıyor moduna geçme gibi bir savunma mekanizması geliştiriyor kendince- ki böyle savunma olmaz olsun.
Şu yaşta ne işin var kilo vermelerle falan demeyin. Benim derdim maymun iştahımla aslında. Yaşamak için yemek yemek değil benimkisi, bildiğin zevk alıyorum yerken içerken. Tok da olsam, canımın çektiğini yemezsem ölecek gibi oluyorum. Gözüm doysa gönlüm doymuyor. Diyet kilo verdirmiyor belki şu anda ama ben aslında iştahımı terbiye etmeye de çalışıyorum. Mesela yanımda şu Moda’daki meşhur Çikolata dükkanından Asuman tatlısını alıp -tekrar ediyorum ‘’yanımda’’- bir iştahla öve öve yiyen arkadaşlarım var, yok değil (kim-olduğunuzu-bilirsiniz-siz). Ama ben yemiyorum ve yemediğim için ölmüyorum. .
Nitekim şu an baya zorlanıyorum kilo vermekte. Hatta 1 gram bile veremiyorum ama kısmet yani.. Çok kısa bir süre daha devam edeceğim baktım olmuyor, o fazlalığı seveceğim.
Bir uygulayıcı olarak tamamen deneyimlerim doğrultusunda Dukan’ı önerdiğimi söyleyebilirim. Sağlık yönünden incelemelerini bilemeyeceğim. Bir kitap ile diyet yapmak ne kadar doğru tartışılır tabii ama benim gibi inatçı biri sadece sonuca odaklanıyor böyle bir konuda. O da başarılı.

Dip Not: Bu yazıyı taslaklara kaydedeli neredeyse bir hafta olacak. En güncel modumu paylaşıyorum : ''Valla bıraktım artık diyeti uğraşamıcam.''. Yürü be! En minimum halim bu demek ki, olmuyor daha fazla bişey. Zorlamanın da anlamı yok. Bir de aşırı sıkıldım. Bundan sonrası egzersiz ve düzenli yürüyüşe bakar, daha fazlası değil.
(İştah genel anlamda bastırıldı ama hedefime ulaşmışım.)

Bu arada bir site keşfettim bu Dukan ile alakalı. Bireysel diyet danışmanlığı yapıyorlar Dukan diyeti uygulamak isteyenlere. Ama ben siteyi ideal kilo hesaplamak için kullandım. Dukan hesabına göre hazırlanmış bazı sorular ile sizin olabileceğiniz kiloyu ve diyete nereden başlamanız gerektiği ile ilgili bir yol çiziyor. Sitedeki bu hesaplama yöntemi ücretsiz ve detaylı sonucu mailinize atıyorlar. Dileyen bu sonuca göre diyet programı satın alabiliyor vs. Benim siteyi önerme sebebim, oldukça dürüst bir şekilde ''yaşınız genç bu yüzden daha fazla kilo vermekle uğraşmayın'' demiş olması. Ve şu an olduğum kiloda çakılı kalmamın normal olmasını açıklaması. Dürüst yönlendirmelerinden ötürü göğsümü gere gere reklamlarını yapıyorum.

Buyrun inceleyin efenim;

http://www.regimedukan.com.tr/kay%C4%B1t


 Görsellerin etkisine öldüm bittim, bu sebeple linklerini ayrıca paylaşıyorum.



Sevgiler,
İlham Kedisi

http://designyoutrust.com/2013/06/illustrator-john-holcroft/
http://imgur.com/gallery/gSpkawI

Share:
Blogger tarafından desteklenmektedir.

İlham'ın İzleyenleri

Bu Blogda Ara

Yazılardan haberim olsun dersen buraya mail adresini bırakabilirsin.

Severek okuduklarımdan

Instagram

E-Mail

ilhamkedisi@gmail.com