Sevgili blog,
Seni çok sevdiğimi ama defterimin yerinin apayrı olduğunu biliyorsun değil mi? Biliyorsun, çünkü arada bir bu gerçeği başına kakıyorum. Eski bir alışkanlık deftere yazmak... Az evvel ilk yazıyı yazdığım tarihe baktım da 2013, Temmuz'a ait. Ki bu ilk defterim değildi, ilk yazım kim bilir nerede ve ne zamana ait. Başka defterler de bitirdim, evet. Ama 3 yıldır çok az da yazsam benimle bu kadar çok gezen, nereye gitsem çantanın veya valizin bir köşesinde yer alan başka bir defterim olmamıştı. Bu defterimin arasında, gittiğim yerlerden topladığım yapraklar, kokladığım çiçekler, biletler, bir broşür, Uganda'ya ait seçim kağıdı (valla var) ve hatta bir tane de milli piyango bileti var- amortisiz. Sanki blogda fotoğraflarla kaydedebildiğim anılara ait ruhları da defterime hapsediyorum gibi bir his aslında bunları yapmamın sebebi. O güne ait çiçeğin kokusu, rengi defterin yaprağında iz bırakıyor ve bu bana daha canlı bir şey gibi geliyor. Ama yine de defterime çok yazamıyorum. Bugün bu günah çıkartmayı neden yapıyorsun dersen, az önce kendisiyle çok güzel kavuştuk da o yüzden.
Şu an Almaty, Kazakistan'dan bildiriyorum. Burası Türkiye'ye göre 3 saat önde. Ayrıca rakamlarla bir gerçeği daha açıklamak istiyorum ki, o da an itibariyle 26'ncı saatimi tamamlarken hala uykusuz olduğum. Neden mi? Sana yazıyorum çünkü sevgili blog. Sen de kıymetini bil işte, hemen bozulma. İstesem fosur fosur uyurdum ama iki çocuğuyla da eşit ilgilenmeye çalışan bir anne fedakarlığı benimkisi (güldüm!)...
Sabah aşırı kafası karışık bir kahvaltıdan sonra hava almak için attık kendimizi Almaty sokaklarına. Ama dedim ya uykusuzluktan gözümüz görmüyordu pek birşey... Yoksa burada gezilecek öyle güzel yerler varmış ki... Öyle güzel doğaya doyabileceğimiz yerler, manzaralar falanlar ama hal yok hal, naparsın. Keşke daha fazla zamanımız olsaydı diyerekten acımızı içimize gömüyoruz ve ufak bir şehir turundan sonra benim sabahtan beri planladığım şeyi yapıyoruz; en güzel parkı bulup çimlere boylu boyunca uzanmak! Oh be, huzur varmış...
Tabii ki hemen önümdeki yapraklardan birini defter arasına koydum. Gece onunla beraber İstanbul'a dönüyoruz. Zaten sararıp gitmiş yaprağın hayatını İstanbul'da iyice karartayım diye düşünüyorum.
Bir de saçma sapan çizimler yaptım bu kez deftere. Aşırı reziller ama yaptım yani, silinmez artık.
Dur bi dakika ya, bişey daha söylemem lazım! Parktan tam kalkarken şans eseri arkama baktığımda yavru bir sincap gördüm. Ben daha önce hiç sincap görmemiştim, çizgi filmler dışında. Tatlılığından kafayı yedim ve öylece kalkıp otele döndüm sonra işte.
Söyleyeceklerim bu kadardı.
Seni çok sevdiğimi ama defterimin yerinin apayrı olduğunu biliyorsun değil mi? Biliyorsun, çünkü arada bir bu gerçeği başına kakıyorum. Eski bir alışkanlık deftere yazmak... Az evvel ilk yazıyı yazdığım tarihe baktım da 2013, Temmuz'a ait. Ki bu ilk defterim değildi, ilk yazım kim bilir nerede ve ne zamana ait. Başka defterler de bitirdim, evet. Ama 3 yıldır çok az da yazsam benimle bu kadar çok gezen, nereye gitsem çantanın veya valizin bir köşesinde yer alan başka bir defterim olmamıştı. Bu defterimin arasında, gittiğim yerlerden topladığım yapraklar, kokladığım çiçekler, biletler, bir broşür, Uganda'ya ait seçim kağıdı (valla var) ve hatta bir tane de milli piyango bileti var- amortisiz. Sanki blogda fotoğraflarla kaydedebildiğim anılara ait ruhları da defterime hapsediyorum gibi bir his aslında bunları yapmamın sebebi. O güne ait çiçeğin kokusu, rengi defterin yaprağında iz bırakıyor ve bu bana daha canlı bir şey gibi geliyor. Ama yine de defterime çok yazamıyorum. Bugün bu günah çıkartmayı neden yapıyorsun dersen, az önce kendisiyle çok güzel kavuştuk da o yüzden.
Şu an Almaty, Kazakistan'dan bildiriyorum. Burası Türkiye'ye göre 3 saat önde. Ayrıca rakamlarla bir gerçeği daha açıklamak istiyorum ki, o da an itibariyle 26'ncı saatimi tamamlarken hala uykusuz olduğum. Neden mi? Sana yazıyorum çünkü sevgili blog. Sen de kıymetini bil işte, hemen bozulma. İstesem fosur fosur uyurdum ama iki çocuğuyla da eşit ilgilenmeye çalışan bir anne fedakarlığı benimkisi (güldüm!)...
Sabah aşırı kafası karışık bir kahvaltıdan sonra hava almak için attık kendimizi Almaty sokaklarına. Ama dedim ya uykusuzluktan gözümüz görmüyordu pek birşey... Yoksa burada gezilecek öyle güzel yerler varmış ki... Öyle güzel doğaya doyabileceğimiz yerler, manzaralar falanlar ama hal yok hal, naparsın. Keşke daha fazla zamanımız olsaydı diyerekten acımızı içimize gömüyoruz ve ufak bir şehir turundan sonra benim sabahtan beri planladığım şeyi yapıyoruz; en güzel parkı bulup çimlere boylu boyunca uzanmak! Oh be, huzur varmış...
Dilini bilmediğim bir yerde, turist olma özgürlüğü aşırı tatlı bir şey!
böyle yazıyorum defterime.
O kadar uykum var ki aslında. Otele gitsem süper rahat yatağım beni bekliyor uyutmak için. Ama burayı bırakıp gitmek istemiyorum. Böylesine temiz bir hava, nasıl bırakılır ki?
Bu nasıl bir hava biliyor musun? Bir yaz sabahı hayal et, ama henüz güneşin doğmadığı hızlı geçen saatlerden birini. Bir tatlı serinlik vardır o yaz sabahında. Asla üşümezsin ama hafif ürperirsin. İşte o yaz sabahı, bu şehirde öğle vaktinde burada. Hayal ettiğin o yaz sabahında buradaki kadar temiz hava dolar mıydı burnuna, onu bilemiyorum yalnız...
Tabii ki hemen önümdeki yapraklardan birini defter arasına koydum. Gece onunla beraber İstanbul'a dönüyoruz. Zaten sararıp gitmiş yaprağın hayatını İstanbul'da iyice karartayım diye düşünüyorum.
Bir de saçma sapan çizimler yaptım bu kez deftere. Aşırı reziller ama yaptım yani, silinmez artık.
Ulan şu huzuru alıp ülkeye götüremiyoruz ya, ne diyeyim ben!
Kim yazmışsa bunu deftere, hiç benim üslubum gibi değil. Neyse...
Artık yazıyı kapatıp uyuma vakti. Siz güne daha yeni başlayadurun, benim pilim biteli iki gün oluyor.Dur bi dakika ya, bişey daha söylemem lazım! Parktan tam kalkarken şans eseri arkama baktığımda yavru bir sincap gördüm. Ben daha önce hiç sincap görmemiştim, çizgi filmler dışında. Tatlılığından kafayı yedim ve öylece kalkıp otele döndüm sonra işte.
Söyleyeceklerim bu kadardı.
Sevgiler,
İlham Kedisi
Hiç bir zaman sadece doğadan keyif almayı beceremeyen bir insan olarak yazıyorum , ne zaman bir manzara görsem yanımda rakım olsun isterim , nerede güzel bir sohbet bulsam yanında tütünüm olsun isterim fakat ilham kedisinin sözleri doğayı zararlı alışkanlıklar ile marine etmeye gerek olmadığını bana anlatıyor , teşekkürler aynen devam ))
YanıtlaSilBak şimdi öyle bir konuya değindin ki, defterimdeki bir cümleyi okumuşsun gibi... " Şu an hiç bir şeyim yanımda değil. O kadar ki, altıma serebileceğim bir ceketim bile yok.Aslında bir o kadar da hiç birşeye ihtiyacım olmadığını hissediyorum."
SilTeşekkürler benden efenim :))
Güzel yerlermiş :)
YanıtlaSilÇook daha güzel yerleri vardı ama ben gidemedim. Umarım bir dahakine :)
SilOh oh içim açıldı valla. Gezdiğin yerler ruhuna şifa olsun canım. Ve ne güzelsin maşallah sana ❤
YanıtlaSilBu ne güzel bir dilek böyle 😊 Okuyunca bile içim serinledi💜 Çoook teşekkür ederim, güzel olan sizsiniz :)
SilÇok güzel paylaşımlar teşekkürler...
YanıtlaSilAsıl ben teşekkür ederim yorumunuz için her zaman beklerim ☺️ 😊
SilBenim de böyle bir defterim var adına ''Anı Defteri'' diyorum.Gittiğim yerlerden veya günlük hayattan anı olabilecek ne varsa alıp bu deftere yapıştırıyorum.Mesela abimin lise mezuniyeti konfetilerine açıp dokunmak geçmişe dönüş gibi geliyor :D
YanıtlaSilÇok sevdim fotoğrafları ve bu sıcacık yazıyı!!^^
Bak bunun adı, anı koleksiyonculuğu ve bu en güzel alışkanlık! Anı defterin bana da ilham oldu, " anı albümü " adını verebilirim ben de bu topladıklarımı yapıştıracağım bir başka deftere 😍 (Eyvah defterine de rakip çıktı) ! Bu defter bitince yenisinde böyle bir kısım açabilirim belki (Defterin pabucu dama atılıyor). Baskı almaya üşenmesem fotoğraflarla da şenlendirirdim, güzel de olurdu ama neyse bu fikrin üzerine biraz gideyim ben 🤔 :) Teşekkür ederim ya! ^^
Sil:)) Senin gibi benimde çantamda dolaşan bir defterim ve arasında biriktirdiğim yapraklarım var. Deftere karşı suçluluk hissediyorsan deftere yazıp buraya da okuyabileceğimiz şekilde resmini paylaşabilirsin. Buda değişik olabilir.
YanıtlaSilaaa süper fikir ya! Neden olmasın ki :)) Bi denemeli bunu da :))
SilHiç not defterim olmadı biliyor musun? Sondaki çizimlerin beni benden aldı gerçekten :) Çok güzel bir yazı olmuş ferahlattı beni :)
YanıtlaSilİyi kötü herşeyi paylaşmaya söz verdim bi kere bloga, çizimler de buna dahil 😁😁 teşekkür ederim :) serinliği hissettirebildiysem daha ne isterim!
SiloH MİS, TEMİZ havayı görüp ben de içime çektim :)) Sen hep yaz!
YanıtlaSilÖperimmm
Sen de hep oku benim yazılarımı :) Bol bol yazalım ikimiz de :) İyi geldi dimi temiz hava, en çok ihtiyacımız olan şey! Ben öptüm gitti bile :*
SilYıpranmış not defterlerimi seviyorum. Ama şimdiki zamanda değil. Mutlaka hatıra olduğunda, çok sevimli geliyorlar. Böyle tadını çıkara çıkara yaşamış gibi.
YanıtlaSilAynen katılıyorum. Eskiden yıpranan deftere, kitap kapağına falan inanılmaz kafamı takar ve üzülürdüm. Ama şimdi her biri yaşanmışlığı anımsatıyor, daha çok seviyorum benimle yıpranan sayfaları :)
Sil