Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Sabahları 5'te uyanmak (Kargalara selam olsun)

 Ey uykucu ahali ve çok sevgili kargalar! Toplanın yamacıma, neden sabah 5’te kalkıyorum, nereden çıktı bu iş ve nereden geliyor  bu motivasyon onu anlatmaya başlıyorum.  Birden fazla motivasyon kaynağım var aslına bakarsanız. Yapmak istediklerim, yarım bıraktıklarım, sabahın sessizliği, gün doğumunun güzelliği, kendime zaman yaratma ihtiyacım falan filan diye başlıklarım uzar gider.  Ama yine de hepsi birlikte toplanıp gelse bile beni yataktan çıkarmaya yetmiyordu. Uyanmak için tek bir şartım vardı; “havanın aydınlanması” .  Sabahın karanlığı bana geceleri uyanıp işe gittiğim günleri hatırlattığı için işi bırakmamla birlikte (bilmeyenler için mini bilgi, hostestim) fark etmeden yeni bir alışkanlık geliştirmiş oldum. Hatta bu alışkanlığın kendime koyduğum bir kural olduğunu sonradan fark edecektim; ''  artık hava aydınlanmadan uyanmana gerek yok, artık karanlıkta kalkmak zorunda değilsin,artık gece uykunu bölmek zorunda değilsin... '' Bunu kendime ödül olar...

Eve dönüş.

Canım blog! Eski dost! Upuzuuun ayrı kalışlara rağmen ilk buluşmada, sitemsizce konuşabildiğim candan dost! Eve dönüyorum. Az kaldı. Sen çayı koy. Konuşacak pek çok şey birikti.

Sekersiz 21 Gün

Ben geldim! Ne zaman araya zaman koysam dönüşüm muhteşem oluyor bilirsiniz. Şimdi de tam o dönüşlerden biriyle karşınızdayım. En son yazdığımda 2017’nin son günlerindeydik ve ben kendisine ne kadar teşekkür etsem az olduğunu ve çünkülerimi   detaylıca yazmıştım. (Yazıyı merak edenler buraya bi tık!) Ve ilk defa yeni başlayacak bir yıla, 2018’e, hiç bir sorumluluk yüklemediğim gibi, kendisini kollarımı kocaman açmış bir şekilde ve heyecanla beklediğimi söylemiştim. Söz yapmak istediklerimi senin üzerine yıkmayacağım, ne gerekiyorsa ben yapacağım demiştim. Haliyle yeni yıl da gelirken kasılmadı, ‘’oh be nihayet benden birşey beklemeyen bir insan var’’ diyerek rahat rahat geldi ve günlerini armağan etmeye başladı hayatıma. Ben de her yeni günde yavaş veya hızlı, duruma göre değişen adımlarla hayatıma dair daha önce yapmadığım şeyler yapmaya devam ettim. Yeni yılın ilk gününde Boston’a uçtum. İki gün boyunca oradaydım. Yılbaşı gecesi dozu kaçırılan yeme içme halleri çat diye ke...

Bir Saat Önce

Bi ara instagram hikayeleri adı altında bir seri yazıyordum blogda. Paylaştığım fotoğrafların veya fotoğrafın çekildiği günün biraz detayını yazıp hikayeleştiriyordum. Sonra, kendi kendime başlattığım bu akımı unuttum. Aslında keyif de veriyordu sıradan bi gün hakkında yazmak. Fotoğraf günlüğü tadındaydı ve benim için bazı günlerin özeti, hatırasıydı hatta o yazılar. Az önce de yaşadığım bi anın fotoğrafını çektim. Elimde Sevim Gözay'ın ''Sinemaskop Randevular'' kitabı. Hemen masada bana bakan bir kavanoz deniz kabuğu ve kurutulmuş çiçek hatıralarından bir tutamı da fotoğrafa iliştirdim. Çünkü önce o kavanoza baktım. Deniz kabuklarının olduğu sahili düşündüm. Sonra çiçeklerin beni karşıladığı günü. Bir bardakta inatla kurumayıp, her gelişimde beni karşılamalarını. Şimdi yine bir kavanozda bana bakarken, o her bir günü düşündürdükleri için elime bu kitabı aldım. Çünkü kitap da bana o günlerden bir günde hediye edilmişti ve o da bir hatıraydı. Tam da kitabın ...

Kedili Medili Bir Yazı

Herkese kocaman bir merhaba! Size Valencia'da bol güneşli, çılgın sıcaklı bir günde yazıyorum. Yazmak için illa ki bir yerlere mi gitmelisin Arzu, diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Evet, gitmeliyim. Artık memlekette yazamaz oldum. Durduğum, kaldığım yerlerde kendime zamanı yettirememe gibi bir problemim oluştu son zamanlarda. Elle tutulur hiç bir şey yapmıyor olmama rağmen zamanım yetmiyor. Çünkü boş zamanlarımın yüzde 80'ini (rakamı olabildiğince masumlaştırarak yazdım) uyumaya harcıyorum. Çünkü gelmiş geçmiş en yorgun, en bitkin zamanlarımı yaşıyorum. 12 saat uyuduğum günün sabahında bile dinlenmiş hissetmiyorum. Gün boyu tek düşündüğüm şey, gece uyuyacağım (daha doğrusu uyuyamayacağım) uyku oluyor. Kaç saat uyuyacağımı hesaplayıp üzüldüğüm koskaca bir iki hafta geçirdim. Ve sanırım bu iki haftalık süre, bu zamana kadar biriktirmiş olduğum yorgunluklarımın üzerine eklenince sonuç bu oldu. Uykulu gözlerle yaşayan, dokunsan ağlayacak, sonra da bir güzel uyuyacak olan bir Arzu… ...

Apartman Sohbetleri #Son

Artık meydan okumamı bitirsem iyi olacak galiba, ne dersiniz? Çok süründürmüşüm, çok uzatmışım gibi görünse de aslında tam da istediğim gibi oldu bu meydan okuma. Her gün yazılsın, şöyle yazılsın, böyle çizilsin diye kurallar koymadım hiç. Hatta istemediklerinizi cevaplamayın bile dedim, hatırlarsanız. Bu tamamlamak zorunda olduğumuz bir görev değildi çünkü. Bu bir ''Apartman Sohbeti'' idi. Ve tıpkı her apartmanın, her dairesinin misafir ettiği, tanık olduğu o uzun sohbetler gibiydi. Saatlerce süren kahvaltı sohbeti de olabilirdi bizimkisi, bir türlü bitmeyen kapı önü sohbeti de. Ama sanki, ''yahu saat geç oldu hayatta bırakmam, bu gece kalın bizde''li bir sohbetti bu meydan okuma. O yüzden herkes, canı ne zaman isterse katıldı ve canının istediği gibi bitirdi. O yüzden herkes tüm samimiyetiyle, pijamasıyla, kahvesiyle ve hatta ocaktaki yemeği ile çıkıp gelebildi. Sonuç olarak herkes çok sevdi. Ve ben de İlker Gümüşoluk'un YouTube'daki sohbetler...

Montreal'e Uçtum!

Blogda yazı yazma zincirini kıralı bir ayı geçmiş bile. Son bir ay içinde neler neler oldu bitti şimdi yazmaya kalksam ne kadar sürer acaba? Nisan ayı hayatımın en güzel bir ayıydı. Bana getirdiği bir sürü güzel anı, yeni bir yaş ve yeni başlangıçlar ile asla unutamayacağım kadar güzeldi. Yılın ilk yarısı bitmek üzereyken hala bana yenilik getiren şeyler oluyor etrafımda. İyi veya kötü diyemem bazıları için. Bana düşen tüm bunlara ayak uydurmak sadece. Daha detaylı yazıcam bu paragrafı, merak etmeyin. Blogda günlük tadında yazmak ve hayatımda olup bitenlerden bahsetmek de özlediklerim arasında. Ama önce sizi uçurmak istediğim bir yer var. Yaklaşık 10 saat uçsak, sonra 7 saatlik bir saat farkına girip Jetlag olsak ve tüm bunları Kuzey Amerika'da bulunan Avrupai bir şehirde doyasıya gezerek sonlandırsak nasıl olur? Öyleyse Montreal'e hoşgeldiniz. Burası Kanada'nın Paris'i! Kanada'da resmi dilin ingilizce olmasına rağmen, Montreal dünyada Paris'ten sonra frans...

İstanbul'da Turist Olmak

Hafta başında erkek kardeşim geldi İstanbul'a. Dün itibariyle biten eğitimlerim, o geldiğinde devam ediyordu. Haliyle evden sabah çıkıp akşam geliyordum. E gelince de yemek hazırla, bulaşıkları toparla derken iki sohbet ve hemen ardından uyku bastırsın, uyu çıkmazından kurtulamıyordum. O yüzden geldiğinde ilk iki günümüz öylesine heba oldu. Kaldı bize sonraki iki gün. İstanbul'a ilk gelişi değildi ama daha öncekilerde kıştı, yağmurdu, çamurdu çok öyle turist gibi gezememiştik. Her yere gitmiştik ama özellikli bir gezi olmuyordu hiçbiri. Bu kez havalar bahar gibiydi ve biz de İstanbul'da turist olmak nasıl bir duyguymuş bunu deneyimleyelim, her şeyi baştan alalım dedik.  Şapkamı, gözlüğümü de taktığıma göre artık bir turistim. Zaten bizimki de sarışın, renkli gözlü birşey. Oldu bu iş! İlk gün için çok yorucu olmayan ama tadı damağımızda kalacak bir rota çizdik. Yerebatan Sarnıcı, Sultanahmet, Gülhane Parkı ve oradan da ver elini Pierre Loti. İki yıldır İstanbul...