Ana içeriğe atla

Ben İyiyim.

BEN İYİYİM, ama ne kadar iyi olabileceğimi sizin tahmin etmenizi istiyorum.
Atatürk Havalimanı'nda patlama olduğu anda oradaydım. Aslında gün boyu orada, uçuş için nöbetteydim. Ve nöbetimin bitmesine iki saat kala Bodrum uçuşuna planlanmıştım. Normalde iki saat sonra evde olabilecekken, iki saat sonra Bodrum'daydım. Yolcu alıp döndük. İki saat sonra tekrar İstanbul'daydım. Uçağın planlı iniş saati 22:00 olmasına rağmen biz 21:30'da inmiştik ve buna seviniyorduk. Neden? Çünkü yarım saat önce evde olabilecektik. Çünkü yarım saat erken inmiş olmak sanki günümüze katılan ekstra bir yarım saat gibiydi. Veya hayatımızı çalacaktı o son yarım saat ama biz bunu bilmiyorduk. Yolcu indi, herşey bitti derken uçakta tekerlekli sandalyeli bir yolcumuzu alacak aracın gelmediğini öğrendik. Yolcumuz, refakatçisi ve torunu olan küçük kız ile oturduk uçakta aracın gelmesini bekledik. Söylendik bir taraftan: ''Hep böyle olurdu işte, erken gelirdin ama erken gidemezdin eve, hep bir şey çıkardı...'' vs. Küçük kız ile fotoğraflar çekildik, öpüştük, vedalaştık ve onları da uğurladık derken bir yolcu uçağa geldi. Öğrenci kimliğini uçakta unutmuş olabileceğini söyledi. Gidip baktık, aradık ama yoktu. Tekrar üzerini arayan yolcu, kimliğini şapkasının içinden buldu. Güzel olan şey de şapkasının başında olmasıydı.
Derken biz ''nihayet'' inebildik uçaktan. Uçak indikten sonra geçen tüm bu beklemeler ve oyalanmalar sadece 10 dakika...
Ekip aracı ile apronu terk ederken patlama olmuş. Biz hiç ama hiç bir şey duymadık. Ekip ile vedalaşırken, birbirimize teşekkürler ederken ikinci patlama olmuş. Biz yine duymadık. Valizlerimizi aldık ve her gün çıkış yaptığımız ama o gün patlamanın olduğu yer olan Dış Hatlar Geliş'e gidecekken kucağında kanlar içinde küçük bir kızı taşıyan güvenlik görevlisi bizden yardım istedi. Turnikeyi açtık, ona yolu açtık ama hala ne olduğunu bilmiyorduk. Ta ki, o güvenlik görevlisi: ''Başka çocuklar da var! Çok kan var! Yardım getirin haber verin! Patlama oldu!'' diyene kadar. O hiç duymadığım, hissetmediğim patlamayı bir anda beynimde hissettim o cümlelerle. Dünyam bu kadar sarsılmış mıydı daha önceden, hatırlamıyorum. Bulunduğumuz kat sadece uçuş ekiplerinin kullandığı bölüm olmasına rağmen saniyeler içinde nereden kaçıp giriş yaptığını anlayamadığım yaralı insanlar etrafımızdaydı. Delicesine titriyorlardı, kulaklarını tutuyor, ağlıyorlardı. O anki koşuşturmalardan tek hatırladığım çantamı, valizimi uzağa bir yere atıp insanlara su götürdüğüm ve oturmalarını söylediğimdi.
Bundan sonrası artık sadece 1 dakikaydı. Tüm çıkışlar kapatıldı, ekipler dışındaki herkes bizim olduğumuz alandan tahliye edildi. Ve ekiplerin ikinci bir emre kadar burada kalması istendi.Saat 22:00. Ekipten bir arkadaşımın dediği şey ile daha da irkildiğimi hatırlıyorum, ''Eğer 10 dakika uçakta beklemeseydik, biz orada olacaktık!''. 10 dakika bir ömür oldu bizim için. Ama ya diğerleri? Bir ömre mal oldu onlar için o dakikalar. Ne için, neden?
Alandan çıkışımıza izin verildiğinda saat 03:00 sularıydı. Normal çıkışı kullanamayacaktık elbette, iç hatlardan uzunca bir yol gittik. Gittiğimiz yol boyunca ise mermi izleri, patlamış camlar, kan izleri... Bu yollar benim her gün geçtiğim yollar. Ellerim, ayaklarım tutmuyordu o manzarada orada olmaktan. İnsanın akıl sınırlarını zorluyor, alt üst ediyor böylesine bir korku.Yaşam nasıl hem bu kadar kıymetli olup, hem de bu denli basit olabilir?
Patlamanın ertesi günü evdeydim. Tüm gün olanı biteni düşündüm, ağladım, hasta oldum, yattım, haberleri izledim, daha kötü oldum. Onlarca telefon, onlarca mesaj aldım. ''İyi misin, nerdesin?'' derken cevap gelmeme ihtimalini reddeden onlarca insandan... Herkes ''sana sordum ama nedense orada olma ihtimaline en ufacık bile inancım yoktu, bir şey olmayacağına o kadar emindim ki, inanamıyorum şimdi'' dedi. İnsan asla kendisine bir şey olmayacağını düşünüyor. Kendisine ve sevdiklerine bir şey olmayacak. Aksi olduğunda da düşünecek bir şeyimiz kalmıyor işte.
Dün akşam uçuşa gelmek için yine Atatürk Havalimanı'ndaydım. Çünkü uçuşlar devam ediyor, çünkü artık her yer güvenli ve bir gün içinde herşey normalleşiyor. Benim de normal davranmam gerekiyor. Yine patlamanın olduğu kapıdan giriş yaptım dün. Suratım buz gibi, ellerim de... Ama yüreğim ağzımda ve alev alev olduğunu hissederek girdim oradan. Bir gece önce yerde gördüğüm o kan öbeklerini aradı gözüm. Bir damlasını göreceğim diye aklım çıktı. Yüreğim pır pır etmekten patlayacak. Bir an evvel kaçıp gitmek, uçacağım yere gelmek istedim. O gece boğazıma yerleşen yumruk hala duruyor, uzun bir müddet de duracak. Düşündükçe yutkunamıyorum. Nasıl nasıl nasıl nasıl!!!
Yine de yol boyu sohbet ettiğim Avrupalı yolcunun söyledikleri aklıma geliyor. ''Duruşunuz ve her şeye kaldığı yerden hızla devam ediyor olmanız takdire şayan bir durum. Bu sizin ne kadar güçlü olduğunuzu gösterir. Eğer ki Brüksel'de olduğu gibi uçuşlara 1 hafta ara verseydiniz, bu onların zaferi olurdu.'' dedi. Başta saçma bulsam da şimdi hak veriyorum ona sanırım. Yine de ona şunları söyledim, ''Burası bir çok kişi için havalimanı ama benim ofisim. Ben her gün evden çıkıp buraya geliyorum. Bu kadar çok gittiğim başka bir yer yok. Yeni yılımı, bayramımı, doğum günümü bile burada geçiriyorum çoğu zaman. Yani burası benim aynı zamanda ikinci evim. Düşünün, eğer mahallenizde, evinizde bir bomba patlasaydı hemen ertesi gece evinize dönüp uyuyabilir miydiniz?''. Gözlerimin içine baktı dolu dolu, yanıma oturdu ve : ''İşte bu yüzden hayranım bu yaptığınıza, insanların size ihtiyacı var...'' dedi.
Ben de bunu bildiğim için dün geldim işte o alana. İnsanların eve dönmeye ihtiyacı var. Şu eve dönme ihtiyacı ile insanlar ya ölüyor, ya yaşıyor. Bu yüzden insanların bize ihtiyacı var, bizim normal olmamıza ihtiyacı var ve bu yüzden biz de kaldığımız yerden devam etmek zorundayız.
Kayıplarımıza rahmet dilemekten başka hiç bir şey yapamıyorum, çok ama çok üzülüyorum. Hayatımız gerçekten incecik bir pamuk ipliğine bağlı, bizim haberimiz olmadan her geçen gün daha da inceliyor. Bu kadar ince bir iple hayata sımsıkı tutunmamız gerekiyor.
Yaşadığımız her geçen saniyenin kıymetine ve hepimize büyük geçmiş olsun. Dilerim son olsun!

Beni arayan, mesaj atan tüm tanıdıklarıma binlerce kez teşekkür ederim. O gece sesimi duyan, seni seviyorum, çok korktum diyen herkese! Hele ki sadece yazılarımı okuyarak beni tanımasına rağmen blog vasitasıyla tanıştıklarımıza, bana mail atarak soranlara , iyiyim de nolur, diyenlere ne diyeceğimi bilmiyorum. Bu çok ama çok kıymetli bir şey! Tüylerim ürperiyor hayatıma dokunan insanların güzelliğini gördükçe. Ben iyiyim! Siz de iyi olun!
Sevgilerimle,
İlham Kedisi








Yorumlar

  1. Ayy canım, seni o gece o kadar merak ettim ki... İyi olduğunu hissediyordum ama nedense Havalimanındaymışsın gibi hissettim.,
    Yazını okurken de gözlerim sulandı, işyerinde olmasam ağlardım.
    Çok geçmiş olsun senin için ve hepimiz için.
    Anlamlı bir diyalog yaşanmış bahsettiğin yolcu ile.
    Dilerim bir daha hiç tekrarlanmaz böyle bir şey.
    SEni çok öperim ve sana sımsıkı sarılırım...

    YanıtlaSil
  2. İş yerinde gözlerim dolu dolu okudum yazını canım dostum. Seni çok seviyorum ve her ne kadar üzgün de olsam sevdiklerime bişey olmadığı için kendimi bir nebze de olsa iyi hissetmekten kendimi alamiyorum. O kadar zor günler ki başımızdakiler değil ama biz en azından birbirimize sahip çıkmalıyız. Bu karanlık günlerin artık son bulması tek dileğim.

    YanıtlaSil
  3. Yanıtlar
    1. Sevgili @cerenmus çok teşekkür ederim :( Hepimize büyük geçmiş olsun.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Meydan Okuyorum!

Ben geldiiim! Hem de öyle bir geldim ki, ellerim kollarım dolu bir şekilde! Evet, bir sürprizim var. Bu blogda daha önce yapılmamış yepyeni bir şey ile çıkageldim yine. 2017 hayatımda olduğu kadar blogumda da türlü türlü yeniliklere ev sahipliği yapıyor. Hazır lafı gelmişken şimdiye kadar çok sevdim kendisini, umuyorum aramız açılmaz diye de belirtiyor, yeni yılın kulağını ufacık bir çekiyorum. Her neyse, gelelim sürprizime... Hazır mıyız?  Ver trampetlerle gerilim müziğini hızlı hızlı;   ''  tıpıtıpıtıpı tııııııp''... Duyduk duymadık demeyin! Bu bir   CHALLENGE   , bir    SALANJ   bir   MEYDAN OKUMA  yazısıdır! İstenilen  herhangi bir şekilde adlandırmak ve hunharca katılmak serbesttir! Hodri meydan demeden önce konuyla ilgili bahsetmek istediğim şeyler var. Konumuz '' Apartman Sohbetleri ''. Ve konunun da, soruların da sahibi  İlker Gümüşoluk . YouTube'da videodan videoya zıpladığım bir gün, şans...

Sabahları 5'te uyanmak (Kargalara selam olsun)

 Ey uykucu ahali ve çok sevgili kargalar! Toplanın yamacıma, neden sabah 5’te kalkıyorum, nereden çıktı bu iş ve nereden geliyor  bu motivasyon onu anlatmaya başlıyorum.  Birden fazla motivasyon kaynağım var aslına bakarsanız. Yapmak istediklerim, yarım bıraktıklarım, sabahın sessizliği, gün doğumunun güzelliği, kendime zaman yaratma ihtiyacım falan filan diye başlıklarım uzar gider.  Ama yine de hepsi birlikte toplanıp gelse bile beni yataktan çıkarmaya yetmiyordu. Uyanmak için tek bir şartım vardı; “havanın aydınlanması” .  Sabahın karanlığı bana geceleri uyanıp işe gittiğim günleri hatırlattığı için işi bırakmamla birlikte (bilmeyenler için mini bilgi, hostestim) fark etmeden yeni bir alışkanlık geliştirmiş oldum. Hatta bu alışkanlığın kendime koyduğum bir kural olduğunu sonradan fark edecektim; ''  artık hava aydınlanmadan uyanmana gerek yok, artık karanlıkta kalkmak zorunda değilsin,artık gece uykunu bölmek zorunda değilsin... '' Bunu kendime ödül olar...

Osaka'ya Uçtum!

Turna kuşu bilinen en eski origami figürüdür. Aynı zamanda özel bir anlamı vardır. Bin tane turna kuşu yapan kişi bir dilek hakkına sahiptir. Japonlar güzel dilekleri için turna kuşu yapmayı sihirli bulurlar. Nereden mi biliyorum? Üniversite son sınıftayken keşfedip katıldığım bir origami atölyesinden. Bu atölyeden bana kalan turna kuşu figürü hiç unutmadığım, gözüm kapalı yaptığım bir şey oldu benim için. Origami kağıdı bulduğum zamanlarda şanslıydım. Ama çoğunlukla ya renkli bir kağıdı, ya bir gazeteyi, ya da eski bir kağıt parayı origamiye çevirdim. Hiç bir şey yapamadığım zamanlarda elime bir kağıt alıp katlamayı ve onu kuşa çevirmeyi sihirli buluyorum ben de. Turna kuşu sayım bin oldu mu bilmiyorum. Hala bir dilek hakkım oldu mu bilmiyorum. Büyük dileğim için en baştan oturup bin tane kağıt katlamaya başlasam iyi olur. Ama son zamanlarda evrene gönderdiğim mesajların bir şekilde iletildiğinin de farkındayım. Bundan çok önce, daha origami yapmaya bile başlamadan önce kendime -kend...