Ana içeriğe atla

Bir Saat Önce

Bi ara instagram hikayeleri adı altında bir seri yazıyordum blogda. Paylaştığım fotoğrafların veya fotoğrafın çekildiği günün biraz detayını yazıp hikayeleştiriyordum. Sonra, kendi kendime başlattığım bu akımı unuttum. Aslında keyif de veriyordu sıradan bi gün hakkında yazmak. Fotoğraf günlüğü tadındaydı ve benim için bazı günlerin özeti, hatırasıydı hatta o yazılar. Az önce de yaşadığım bi anın fotoğrafını çektim. Elimde Sevim Gözay'ın ''Sinemaskop Randevular'' kitabı. Hemen masada bana bakan bir kavanoz deniz kabuğu ve kurutulmuş çiçek hatıralarından bir tutamı da fotoğrafa iliştirdim. Çünkü önce o kavanoza baktım. Deniz kabuklarının olduğu sahili düşündüm. Sonra çiçeklerin beni karşıladığı günü. Bir bardakta inatla kurumayıp, her gelişimde beni karşılamalarını. Şimdi yine bir kavanozda bana bakarken, o her bir günü düşündürdükleri için elime bu kitabı aldım. Çünkü kitap da bana o günlerden bir günde hediye edilmişti ve o da bir hatıraydı.
Tam da kitabın arka kapağında söylediği gibi okumaya başlamadan önce yanına bir kahve yaptım. ''Sinemaskop Randevular'', Mario Levi, Yekta Kopan, Ahmet Ümit, Aylin Aslım gibi birbirinden farklı 27 isimle bir sinema filmi öncesi yapılan söyleşilerden oluşuyor. Sevim Gözay her bir isimle sadece söyleşi yapmamış. Önce onlarla sinemada bir film için buluşmuş. Kimisiyle ''Gravity'', kimisiyle ''Kış Uykusu'' veya ''Birdman'' izlemiş. Film öncesi kahvelerini içerlerken sohbet etmişler ve tüm bunların adı söyleşi olmuş, bir kitapta buluşmuş. Fikir o kadar sempatik ki... Bu da kitabı keyifli bir akşamın vazgeçilmezi yapıyor ister istemez. Her bir isimle, eski sinema filmlerinden, film izleme alışkanlıklarına, hatırladıkları ilk sinema filmine, yani özetle hatıralara gidiyoruz. İçinde öyle güzel sorular var ki. Okurken kendi kendinize söyleşi yapıyorsunuz siz de. Bir de hiç yoktan bir izlenecek filmler listeniz oluveriyor. Önerilerden yeni şeyler öğreniyorsunuz. Her biriyle sohbet edip, kahvenizi bitirdikten sonra onlara katılıp o günkü filmi izliyorsunuz. Tam da keyif akşamlarına yakışan cinsten bir akış değil de ne, söyler misiniz? Gün batımını oturduğum odadan öyle ferah bir manzaraya bakarak izleyememiş olabilirim bu akşam. Ama Fındık kedisinin kulaklarının ardından şöyle bir baktım kararan gökyüzüne. Alabildiğince uzanan, ferah bir oda manzaram yoksa da, bahçemden geçen irili ufaklı kediler var. Fındık kedisinin dikizlediği karşı dairede yaşayan bir kedi de var mesela. Hal böyle olunca, dışarı çıkıp bu akşamı öyle seyretmek yerine evde kalıp, bunları keşfetmek hatta bir de tutup yazı yazmak daha keyifli geldi bana.
Bu arada bu fotoğrafta gördüğünüz pişmaniye kılıklı kedi evden kaçmaya çalışıyor arkadaşlar. Sokak kapıyı falan açıyor ben uyurken. Ne zaman çöpü dışarı çıkarmak için kapıyı açsam, daha kapıyı açtığımdan bile emin değilken bu zibidi dışarı kaçmış oluyor. Yerden bitme haliyle hızlı adımlarla bir uzaklaşması var, görsen delirirsin. Bir de heyecandan mıdır, sevinçten midir nedir böyle kaçışlarda mırıl mırıl bi miyavlama haline giriyor normalde ince sesini hiç duymadığımız kedi. Hayır, tamam da neden kaçıyor? Zorla iyi şartlarda bakıldığı için mi yani? Bahçedeki bi kediyle de koklaşıyorlar zaten. Neden kaçıyor diye sormuştum dimi az önce, sorumu geri alıyorum. İkisinin de koca kulağını çekicem bi gün ya, hadi bakalım. Sevgiler, İlham Kedisi

Yorumlar

  1. Sevenleri ayırmayın sayın İlham Kedisi, bırakın aşıklar kavuşsun hayat kısa... :)

    YanıtlaSil
  2. Fotoğraflar çok huzurlu ve kitabı öyle hoş anlatmışsın ki ilgimi çekti :')!

    YanıtlaSil
  3. Kitabı çok merak ettim, fotoğraflar da çok güzel :).

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Meydan Okuyorum!

Ben geldiiim! Hem de öyle bir geldim ki, ellerim kollarım dolu bir şekilde! Evet, bir sürprizim var. Bu blogda daha önce yapılmamış yepyeni bir şey ile çıkageldim yine. 2017 hayatımda olduğu kadar blogumda da türlü türlü yeniliklere ev sahipliği yapıyor. Hazır lafı gelmişken şimdiye kadar çok sevdim kendisini, umuyorum aramız açılmaz diye de belirtiyor, yeni yılın kulağını ufacık bir çekiyorum. Her neyse, gelelim sürprizime... Hazır mıyız?  Ver trampetlerle gerilim müziğini hızlı hızlı;   ''  tıpıtıpıtıpı tııııııp''... Duyduk duymadık demeyin! Bu bir   CHALLENGE   , bir    SALANJ   bir   MEYDAN OKUMA  yazısıdır! İstenilen  herhangi bir şekilde adlandırmak ve hunharca katılmak serbesttir! Hodri meydan demeden önce konuyla ilgili bahsetmek istediğim şeyler var. Konumuz '' Apartman Sohbetleri ''. Ve konunun da, soruların da sahibi  İlker Gümüşoluk . YouTube'da videodan videoya zıpladığım bir gün, şans...

Osaka'ya Uçtum!

Turna kuşu bilinen en eski origami figürüdür. Aynı zamanda özel bir anlamı vardır. Bin tane turna kuşu yapan kişi bir dilek hakkına sahiptir. Japonlar güzel dilekleri için turna kuşu yapmayı sihirli bulurlar. Nereden mi biliyorum? Üniversite son sınıftayken keşfedip katıldığım bir origami atölyesinden. Bu atölyeden bana kalan turna kuşu figürü hiç unutmadığım, gözüm kapalı yaptığım bir şey oldu benim için. Origami kağıdı bulduğum zamanlarda şanslıydım. Ama çoğunlukla ya renkli bir kağıdı, ya bir gazeteyi, ya da eski bir kağıt parayı origamiye çevirdim. Hiç bir şey yapamadığım zamanlarda elime bir kağıt alıp katlamayı ve onu kuşa çevirmeyi sihirli buluyorum ben de. Turna kuşu sayım bin oldu mu bilmiyorum. Hala bir dilek hakkım oldu mu bilmiyorum. Büyük dileğim için en baştan oturup bin tane kağıt katlamaya başlasam iyi olur. Ama son zamanlarda evrene gönderdiğim mesajların bir şekilde iletildiğinin de farkındayım. Bundan çok önce, daha origami yapmaya bile başlamadan önce kendime -kend...

Almaty'e Uçtum!

Sevgili blog, Seni çok sevdiğimi ama defterimin yerinin apayrı olduğunu biliyorsun değil mi? Biliyorsun, çünkü arada bir bu gerçeği başına kakıyorum. Eski bir alışkanlık deftere yazmak... Az evvel ilk yazıyı yazdığım tarihe baktım da 2013, Temmuz'a ait. Ki bu ilk defterim değildi, ilk yazım kim bilir nerede ve ne zamana ait. Başka defterler de bitirdim, evet. Ama 3 yıldır çok az da yazsam benimle bu kadar çok gezen, nereye gitsem çantanın veya valizin bir köşesinde yer alan başka bir defterim olmamıştı. Bu defterimin arasında, gittiğim yerlerden topladığım yapraklar, kokladığım çiçekler, biletler, bir broşür, Uganda'ya ait seçim kağıdı (valla var) ve hatta bir tane de milli piyango bileti var- amortisiz. Sanki blogda fotoğraflarla kaydedebildiğim anılara ait ruhları da defterime hapsediyorum gibi bir his aslında bunları yapmamın sebebi. O güne ait çiçeğin kokusu, rengi defterin yaprağında iz bırakıyor ve bu bana daha canlı bir şey gibi geliyor. Ama yine de defterime çok yazamı...