Ana içeriğe atla

Aidiyet

İtiraf etmem gereken bir şey var...
Hakikaten de imkansız diye bir şey yokmuş. bir kere daha görmüş oldum. İnsan bir kere mecbur kalmayagörsün zaten, yapamayacağı şey yok. Başa gelen de çekiliyor en nihayetinde.
İstanbul... Hiç bir zaman, yaşamanın hayalini kurmadığım bir şehir. Hayal bile değil iken, evim olan bir şehir. Hayalini kurduğum onca şehre inat hem de.
Asla alışamayacağımı biliyordum, ama asla! Burada kurduğum her yeni düzende, eskiyi özlüyordum. Eski hayallerimi mesela.Ne bileyim işte... En basitinden, İzmir'de iş bulma hayalini düşündükçe üzülüyordum. Ya da İzmir'de sahip olduğum o düzenle, burada kurduğum düzeni kıyaslayınca hiç bir şey kesişmiyordu hayatımda ve ben bu yeni şehirle başa çıkamayacağıma daha da inanıyordum. Bu sırada İstanbul'a alıştın mı diye soranlara da böyle bir şeyin imkanı olmadığını anlatmaktan usanmıyordum.
Sonra...
Sonra ne oldu gerçekten bilmiyorum. Tam olarak ne zamandan sonra içinde bulunduğum resme uzaktan bakabilmeye başladım, hiç hatırlamıyorum. Ama uzaktan bakmaya başladıktan ve bunu fark ettikten sonra, şunu gördüm. Ben bu İstanbul resminde küçük bir noktayım. Küçük bir nokta da olsam, en tepeden bakarsam bu resme aitim. Girdiği sokaklarda yönünü bulamayan, kalabalık nereye dönerse oraya dönen şaşkın bir nokta belki ama, buraya ait.
Olmazdı ya, olmuş. İstanbul, beni evimde hissettirir olmuş.
Beni yeni bir ben yapmış. İçinde bana ait çokça şey barındırmış. Benim İstanbul'um beni güldürdüğü kadar ağlatmış da. Ama yine de hep evim olmuş. Her şey bittiğinde, bu şehirde evime gidip kapımı kapatmışım. Bu şehirde evime gitmişim işte. Bu bana huzur veren bir şey olmuş.
Hayalini kurduğum düzen resminin çokça parçasını İstanbul'da çizmişim. Uzaktan bakınca bunu fark ettim. Sonra renklerim olduğunu gördüm çizdiğim bu resimde. Ben seçerek boyamışım. Canım nasıl istediyse öyle. Renklerim, bu şehirde sevdiğim insanlarım. Düzen resmimin ortasında da kendi başıma yaşadığım bir ev, bir hayatı temsilen.
Tüm bu düşünceler darmadağınık zihnimde uçuşuyordu düne kadar. Bir kaç gün önce ailemin yanına gittiğimde her bir düşüncemin daha net farkına vardım. Utanmadan İstanbul'u özledim. Utanmadan erkenden geri döndüm.

Şimdi İstanbul sanmasın ki, onsuz yaşayamam. O kadar uzun boylu değil, yaşarım.
Sonra bir başka şehre daha alışırım. Sonra da bir başkasına...
İstanbul'a bile alıştıysam, bundan sonrası hiç de zor olmaz hem.

Yorumlar

  1. -Hayat biz planlar yaparken başımızdan geçenlerdir- :')

    YanıtlaSil
  2. Ay ne güzel yazmışsın canım Arzu :) Ben de Ankarayı fazla mı belledim diyorum, 2002den beri burdayım :)
    Öperimmm seniii

    YanıtlaSil
  3. Ben İstanbul da büyüdüm sevmiyordum , sevemiyordum İstanbul'u ama sonra bir yıl kadar uzak kalmak zorunda oldum o zaman İstanbul'u ne kadar sevdiğimi anladım , bu şehir garip bir şekilde kendini sevdiriyor :D

    YanıtlaSil
  4. Çok aşırı benzer hisleri İzmir'den İstanbul'a taşındığımda ben de hissetmiştim. 6 senenin sonunda bir farkla. Ben, hala İstanbul'dan nefret ediyorum ve buraya ait bir gelecek planlamıyorum. Her geri dönüşüm, ıslak tuvalet terliğine basmışım gibi oluyor. Çantamı alıp kaçacağım günlerin mücadelesini veriyorum.

    YanıtlaSil
  5. Sıcacık early grey çayımla beraber bugün tekrardan bir yazınızı daha keşfetmenin heyecanını yaşadık.Tam yazı bitimiyle beraber kulağımda 90'lardan kalma bir şarkı çınlamaya başladı! "Alışmak sevmekten daha zor geliyor" diyordu Seren Serengil ablamız yanılmyorsam Emrah ile beraber çektiği bir filmde..Alışmak azizim alışmak...Kimi zaman ilaç,kimi zaman zehirdir zira...İstanbulda yaşayan bir kendine münhasır "zat" olarak alışmamız gereken o kadar çok daha güzel şehirler var ki. Hayır! Yanlış anlaşılmasın,sevmiyorum demeyelim İstanbulu sevelim elbet alıştırmıyorda değil hınzır! ama bu alışkanlık ilaçmıdır ziyanmıdır peki bi tartışalısı olmakla beraber tabii ki subjektif farklılarda içermektedir..Ama bakınız orda alışalısı ve sığınılası bir osaka güzel bir alternatif olarak beklemektedir:)
    Daha güzel mevsimlerde daha güzel kara parçalarına alışacağımız günlerin özlemiyle...Sevgiler...

    YanıtlaSil
  6. Ben çok isteyerek geldim İstanbula fakat alışamıyorum bir türlü.İnşallah senin alıştığın gibi ben de alışırım.sevgilerr

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @BaşkabirÖzge, eminim alışırsın. Benimki bu kadar zoraki bir İstanbul macerası olmuşken, ben bile alıştıysam sen başlarkenki motivasyonun sayesinde çok daha güzel alışırsın emin ol. Bir anda oluyor, hiç anlamıyorsun bile :)
      İstanbul sana mutluluk getirsin, şans getirsin, en güzel anıları getirsin! Hoşgeldin kalabalığa :)
      Sevgiler benden de...

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Meydan Okuyorum!

Ben geldiiim! Hem de öyle bir geldim ki, ellerim kollarım dolu bir şekilde! Evet, bir sürprizim var. Bu blogda daha önce yapılmamış yepyeni bir şey ile çıkageldim yine. 2017 hayatımda olduğu kadar blogumda da türlü türlü yeniliklere ev sahipliği yapıyor. Hazır lafı gelmişken şimdiye kadar çok sevdim kendisini, umuyorum aramız açılmaz diye de belirtiyor, yeni yılın kulağını ufacık bir çekiyorum. Her neyse, gelelim sürprizime... Hazır mıyız?  Ver trampetlerle gerilim müziğini hızlı hızlı;   ''  tıpıtıpıtıpı tııııııp''... Duyduk duymadık demeyin! Bu bir   CHALLENGE   , bir    SALANJ   bir   MEYDAN OKUMA  yazısıdır! İstenilen  herhangi bir şekilde adlandırmak ve hunharca katılmak serbesttir! Hodri meydan demeden önce konuyla ilgili bahsetmek istediğim şeyler var. Konumuz '' Apartman Sohbetleri ''. Ve konunun da, soruların da sahibi  İlker Gümüşoluk . YouTube'da videodan videoya zıpladığım bir gün, şans...

Osaka'ya Uçtum!

Turna kuşu bilinen en eski origami figürüdür. Aynı zamanda özel bir anlamı vardır. Bin tane turna kuşu yapan kişi bir dilek hakkına sahiptir. Japonlar güzel dilekleri için turna kuşu yapmayı sihirli bulurlar. Nereden mi biliyorum? Üniversite son sınıftayken keşfedip katıldığım bir origami atölyesinden. Bu atölyeden bana kalan turna kuşu figürü hiç unutmadığım, gözüm kapalı yaptığım bir şey oldu benim için. Origami kağıdı bulduğum zamanlarda şanslıydım. Ama çoğunlukla ya renkli bir kağıdı, ya bir gazeteyi, ya da eski bir kağıt parayı origamiye çevirdim. Hiç bir şey yapamadığım zamanlarda elime bir kağıt alıp katlamayı ve onu kuşa çevirmeyi sihirli buluyorum ben de. Turna kuşu sayım bin oldu mu bilmiyorum. Hala bir dilek hakkım oldu mu bilmiyorum. Büyük dileğim için en baştan oturup bin tane kağıt katlamaya başlasam iyi olur. Ama son zamanlarda evrene gönderdiğim mesajların bir şekilde iletildiğinin de farkındayım. Bundan çok önce, daha origami yapmaya bile başlamadan önce kendime -kend...

Almaty'e Uçtum!

Sevgili blog, Seni çok sevdiğimi ama defterimin yerinin apayrı olduğunu biliyorsun değil mi? Biliyorsun, çünkü arada bir bu gerçeği başına kakıyorum. Eski bir alışkanlık deftere yazmak... Az evvel ilk yazıyı yazdığım tarihe baktım da 2013, Temmuz'a ait. Ki bu ilk defterim değildi, ilk yazım kim bilir nerede ve ne zamana ait. Başka defterler de bitirdim, evet. Ama 3 yıldır çok az da yazsam benimle bu kadar çok gezen, nereye gitsem çantanın veya valizin bir köşesinde yer alan başka bir defterim olmamıştı. Bu defterimin arasında, gittiğim yerlerden topladığım yapraklar, kokladığım çiçekler, biletler, bir broşür, Uganda'ya ait seçim kağıdı (valla var) ve hatta bir tane de milli piyango bileti var- amortisiz. Sanki blogda fotoğraflarla kaydedebildiğim anılara ait ruhları da defterime hapsediyorum gibi bir his aslında bunları yapmamın sebebi. O güne ait çiçeğin kokusu, rengi defterin yaprağında iz bırakıyor ve bu bana daha canlı bir şey gibi geliyor. Ama yine de defterime çok yazamı...