Ana içeriğe atla

Ben kim miyim?

Kısacık bir merhaba deyip ortadan kaybolduğumu sananlara sesleniyorum. Yanıldınız! :) En yakın zamanda geleceğimi söylemiştim ve evet en yakın zaman tam da bugün oluyor ve ben kendimi tanıtmaya geldim. Hoş buldum. İlk deneme yazımı blogumda paylaştığımdan beri sürekli sayfa ziyaret sayısını  izlemekten kendimi alamadım ne yalan söyleyeyim. Bir kaç da olsa bir yerlerde okunduğumu bilmek mutlu etti, devam etmem için de motive etti. Öyle ya da böyle artık tanışma vaktimiz geldi.
İsmim Arzu, nam-ı diğer "İlham Kedisi". Evimde ilhamımı aldığım 2 kedim var. Bahçemde mi? Mm şey, bahçemdeki son sayı 8. Yani ben ilhamımı kedilerden almayayım da kim alsın söyler misin lütfen sevgili okuyucu?
Liseyi ve üniversiteyi biricik şehir İzmir'de okudum ve yarı umutlu yarı umutsuz bir taze mezun olarak iş aramaktayım. Sizlerden farklı bi hikayem olduğu için açmadım bu blogu. Ben kendim gibi olan insanlarla tanışmak, onların hayatlarından bir iki mutluluk hikayesi okumak istedim, beni okuyanların da bende kendilerinden bir şeyler görmesini istedim. İnsanlar ne için paylaşır ki hayatlarını zaten?
Ama beni asıl cesaretlendiren, "Haydi Arzu artık gün blog açma günüdür" dedirten şey yaklaşık üç hafta önce yaptığım Sırbistan gezisiydi. Geçen yıl edindiğim günlüğüm kapağındaki "bon voyage" tasarımımın da etkisiyle bir günlükten öte gezi anılarımın yer aldığı bir defter olmuştu. İlk sayfaları İtalya macerama eşlik edip, sonrasında gelecek seyahat planları için sayfalarında kendimi ikna etmeye çalıştığım bir yer - ki yeni yıl dileklerim bile tamamen yurtdışı planlarımla ilgiliydi, belki ilerleyen günlerde paylaşırım da- ve en son sürpriz bir gezi planı olan Sırbistan ile bana yol arkadaşı oldu. Sonra orada öyle şeyler öyle şeyler oldu ki, her gün defterime not alıp unutmamak üzere ilk adımı başlatmış oldum. Sonra dedim ki, neden günlükler gizlenir? Halbuki içinde ne de faydalı bilgiler vardır, biri okusa hiç bilmediği bi şehirde o günlük sayesinde yolunu bile bulabilir. Sırbistan günlüğüm tam da bununla ilgili ipuçları içerdiği için ben de gelir gelmez paylaşmaya karar verdim.
Gün bu gündür sevgili okuyucu! Umarım okumaktan keyif alacağın yazılar yazarım. Zaman içinde blogumu kategorileştirmeyi düşünüyorum. Sadece bir gezi günlüğü olmayacak yani, çünkü malesef çok gezme şansı olan biri değilim. Kitaplar, filmler ve tabi ki kediler ile ilgili kendi hayatımdan, keşfettiklerimden veya merak ettiklerimlerimden konuşabilirim sizlerle ilerleyen zamanlarda. Ama önce şu blog düzenini de tam öğrenmeliyim.
Defterimden ve renkli kalemlerimden vazgeçemiyorum, o yüzden defterimin yeri benim için hep ayrı. Zaman zaman ondan kısımlar da paylaşıp sizinle duygularımı paylaşabilirim. Zaten Sırbistan ile ilgili gezi yazım fotoğraflarla şenlenerek tamamen onun üzerinden oluşacak
Bir fotoğraf da gelecek yazının ipucu olsun madem. Buraların hareketlenme zamanı geldi. :)
Sevgiler,
İlham Kedisi

Tašmajdan-Belgrade

Yorumlar

  1. Hello! İlk okuyucu yorumunu da bırakmış olayım, insana şevk geliyor yorum görünce :)
    Merakla bekliyorum yazılarını, Ankara'dan selamlar!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yuppiiiii nasıl bir gülümseme aldı beni bu ilk yorum sayesinde bir bilsen! Bloguma yorum geldiği günleri de mi görecektim diye pek bi sevinçliyim :)
      Takipte kalınız efenim, yeni bir yazıyla bir kaç güne burada buluşuyoruz!
      İzmir'den öpücükler :)

      Sil
  2. hoş geldin canım arkadaşım. buralar şimdi daha da renkli oldu. yazıların devamını sabırsızlıkla bekliyorum. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mutlu Keçimmm hep seni örnek aldım ben, biraz da o yüzden buralardayım hihih :) Beklemede kalınız hazırlıklara başlıyorum ;)

      Sil
  3. Merhaba diyeyim ben de:) Hoş bir blog olmuş, devam yazılarını merakla bekliyorum..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederiim motivasyonum tamamlandı artık devam etmem mi hiç :)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Meydan Okuyorum!

Ben geldiiim! Hem de öyle bir geldim ki, ellerim kollarım dolu bir şekilde! Evet, bir sürprizim var. Bu blogda daha önce yapılmamış yepyeni bir şey ile çıkageldim yine. 2017 hayatımda olduğu kadar blogumda da türlü türlü yeniliklere ev sahipliği yapıyor. Hazır lafı gelmişken şimdiye kadar çok sevdim kendisini, umuyorum aramız açılmaz diye de belirtiyor, yeni yılın kulağını ufacık bir çekiyorum. Her neyse, gelelim sürprizime... Hazır mıyız?  Ver trampetlerle gerilim müziğini hızlı hızlı;   ''  tıpıtıpıtıpı tııııııp''... Duyduk duymadık demeyin! Bu bir   CHALLENGE   , bir    SALANJ   bir   MEYDAN OKUMA  yazısıdır! İstenilen  herhangi bir şekilde adlandırmak ve hunharca katılmak serbesttir! Hodri meydan demeden önce konuyla ilgili bahsetmek istediğim şeyler var. Konumuz '' Apartman Sohbetleri ''. Ve konunun da, soruların da sahibi  İlker Gümüşoluk . YouTube'da videodan videoya zıpladığım bir gün, şans...

Sabahları 5'te uyanmak (Kargalara selam olsun)

 Ey uykucu ahali ve çok sevgili kargalar! Toplanın yamacıma, neden sabah 5’te kalkıyorum, nereden çıktı bu iş ve nereden geliyor  bu motivasyon onu anlatmaya başlıyorum.  Birden fazla motivasyon kaynağım var aslına bakarsanız. Yapmak istediklerim, yarım bıraktıklarım, sabahın sessizliği, gün doğumunun güzelliği, kendime zaman yaratma ihtiyacım falan filan diye başlıklarım uzar gider.  Ama yine de hepsi birlikte toplanıp gelse bile beni yataktan çıkarmaya yetmiyordu. Uyanmak için tek bir şartım vardı; “havanın aydınlanması” .  Sabahın karanlığı bana geceleri uyanıp işe gittiğim günleri hatırlattığı için işi bırakmamla birlikte (bilmeyenler için mini bilgi, hostestim) fark etmeden yeni bir alışkanlık geliştirmiş oldum. Hatta bu alışkanlığın kendime koyduğum bir kural olduğunu sonradan fark edecektim; ''  artık hava aydınlanmadan uyanmana gerek yok, artık karanlıkta kalkmak zorunda değilsin,artık gece uykunu bölmek zorunda değilsin... '' Bunu kendime ödül olar...

Osaka'ya Uçtum!

Turna kuşu bilinen en eski origami figürüdür. Aynı zamanda özel bir anlamı vardır. Bin tane turna kuşu yapan kişi bir dilek hakkına sahiptir. Japonlar güzel dilekleri için turna kuşu yapmayı sihirli bulurlar. Nereden mi biliyorum? Üniversite son sınıftayken keşfedip katıldığım bir origami atölyesinden. Bu atölyeden bana kalan turna kuşu figürü hiç unutmadığım, gözüm kapalı yaptığım bir şey oldu benim için. Origami kağıdı bulduğum zamanlarda şanslıydım. Ama çoğunlukla ya renkli bir kağıdı, ya bir gazeteyi, ya da eski bir kağıt parayı origamiye çevirdim. Hiç bir şey yapamadığım zamanlarda elime bir kağıt alıp katlamayı ve onu kuşa çevirmeyi sihirli buluyorum ben de. Turna kuşu sayım bin oldu mu bilmiyorum. Hala bir dilek hakkım oldu mu bilmiyorum. Büyük dileğim için en baştan oturup bin tane kağıt katlamaya başlasam iyi olur. Ama son zamanlarda evrene gönderdiğim mesajların bir şekilde iletildiğinin de farkındayım. Bundan çok önce, daha origami yapmaya bile başlamadan önce kendime -kend...