Ana içeriğe atla

Kışın İlk Günü


Silkelenmeye ihtiyacım var. Dışarıda da ne yağmur yağıyor ne kar... Benim hayatımda hareket yok bari penceremde olsa. Bir de bugün kış gün dönümü olacak. Dönmeyen talihimde mevsim dönse bari normale. Biraz yağmur sesi dinlesem sonra o temiz toprak kokusunu çeksem içime... Kışın ilk gününden çok şey mi istiyorum acaba?

Uzun süredir hayatıma plan işlemiyor. Uzun, upuzun bir süre oldu mu sahi? Bilemiyorum, zaman acayip bir kavram. Geçip gitsin istediğiniz ama saniye saniye geçen ve o her saniyesini yaşadığınızı hissettiğiniz anlar var ya, işte o anlar 1 dakika da olsa uzundur size. Benim de uzun sürem böyle bir süre. Alışıp gittiğiniz bir düzeni bozduğunuzda yerine yeni bir başlangıç gelir, değişim gelir ama bunun için illa ki bir yerden başlamak gerekir. Kalmazsınız o düzeni bozduğunuz yerde, kalamazsınız. Ben kalakaldım işte. Eylül ayından beri ha taşındık ha taşınacağız. Arkadaşlarımla İzmir'deki her buluşmam ufak çaplı bir veda. Her ay, e biz öbür ay taşınıyoruzlar, ama öbür ay yine aksilikler yine plansızlıklar ve aynı yere çakılıp kalmalar. Başta iyi geliyordu, gitmek istemiyorum çünkü İzmir'den. Ama zaman geçtikçe fark ettim ki ne bir başlangıç yapabiliyorum yeni hayatıma doğru, ne de eski düzenime devam edebiliyorum kaldığım yerden.  Eşyalarımın bir kısmı burda, bir kısmı diğer şehirde. Şimdi iki kedimi de getirdim İzmir'e diğerleri orda mesela. Aklımın bir kısmı burda, bir kısmı orda. Ortadaysa boşa geçip giden plansız günler. Ve ben şimdi ne orda ne de burda kendimi evimde hissetmiyorum. Sanki ben de plansız geçen günler ile ortada kalakalmış gibiyim. İşin kötüsü kaldığım o ortada iyice tembelleşiyorum. İnsan bir şey yapmadıkça daha da bir şey yapmak istemiyor. Tembellik keyifli geldiğinden değil, kendine uzaklaştığından kabuğuna çekilmeye başlıyor. Halbuki ben ne kadar sabırsızımdır, bir heyecan olsun bitsin isterim bazı şeyleri. Bana kalsaydı bu taşınma işi çoktan yapmıştım zaten. Çünkü bu erteleme beni de erteler oldu artık.  Sanırım en çok rahatsız olduğum nokta da, bu ertelemelerin hep kontrolum dışında olması. Kendi uyuşukluğum olsa tek mesele başa çıkarım onunla. Tamam biliyorum, o diyete pazartesi başlayamam ben de ama haftaya çarşamba başlarım mesela, madem kafama koydum. Kızarım kendime sonra oturur sözümü dinlerim. Ama dışsal etkenlere ne laf anlatılıyor ne de sözleri dinleniyor. Demem o ki bu boşvermişlik beni bu kadar sarmalamakla iyi  etmedi.

Buruşturup attıklarımın yerine yeni bir harekete geç listesi yapmam lazım. Aa yarın da pazartesi, başlangıç yapmak için mükemmel(!) bir seçim.

Neyse, ben içimdeki sesi çok susturamadım bugün kusuruma bakılmasın. Bi iç ses köşesi de olmuş oldu blogda. Sizin oralarda kıştan ne haber?
Ha bu arada, ne zaman mı taşınıyoruz? Öbür ay!

Sevgiler,
İlham Kedisi


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Meydan Okuyorum!

Ben geldiiim! Hem de öyle bir geldim ki, ellerim kollarım dolu bir şekilde! Evet, bir sürprizim var. Bu blogda daha önce yapılmamış yepyeni bir şey ile çıkageldim yine. 2017 hayatımda olduğu kadar blogumda da türlü türlü yeniliklere ev sahipliği yapıyor. Hazır lafı gelmişken şimdiye kadar çok sevdim kendisini, umuyorum aramız açılmaz diye de belirtiyor, yeni yılın kulağını ufacık bir çekiyorum. Her neyse, gelelim sürprizime... Hazır mıyız?  Ver trampetlerle gerilim müziğini hızlı hızlı;   ''  tıpıtıpıtıpı tııııııp''... Duyduk duymadık demeyin! Bu bir   CHALLENGE   , bir    SALANJ   bir   MEYDAN OKUMA  yazısıdır! İstenilen  herhangi bir şekilde adlandırmak ve hunharca katılmak serbesttir! Hodri meydan demeden önce konuyla ilgili bahsetmek istediğim şeyler var. Konumuz '' Apartman Sohbetleri ''. Ve konunun da, soruların da sahibi  İlker Gümüşoluk . YouTube'da videodan videoya zıpladığım bir gün, şans...

Sabahları 5'te uyanmak (Kargalara selam olsun)

 Ey uykucu ahali ve çok sevgili kargalar! Toplanın yamacıma, neden sabah 5’te kalkıyorum, nereden çıktı bu iş ve nereden geliyor  bu motivasyon onu anlatmaya başlıyorum.  Birden fazla motivasyon kaynağım var aslına bakarsanız. Yapmak istediklerim, yarım bıraktıklarım, sabahın sessizliği, gün doğumunun güzelliği, kendime zaman yaratma ihtiyacım falan filan diye başlıklarım uzar gider.  Ama yine de hepsi birlikte toplanıp gelse bile beni yataktan çıkarmaya yetmiyordu. Uyanmak için tek bir şartım vardı; “havanın aydınlanması” .  Sabahın karanlığı bana geceleri uyanıp işe gittiğim günleri hatırlattığı için işi bırakmamla birlikte (bilmeyenler için mini bilgi, hostestim) fark etmeden yeni bir alışkanlık geliştirmiş oldum. Hatta bu alışkanlığın kendime koyduğum bir kural olduğunu sonradan fark edecektim; ''  artık hava aydınlanmadan uyanmana gerek yok, artık karanlıkta kalkmak zorunda değilsin,artık gece uykunu bölmek zorunda değilsin... '' Bunu kendime ödül olar...

Osaka'ya Uçtum!

Turna kuşu bilinen en eski origami figürüdür. Aynı zamanda özel bir anlamı vardır. Bin tane turna kuşu yapan kişi bir dilek hakkına sahiptir. Japonlar güzel dilekleri için turna kuşu yapmayı sihirli bulurlar. Nereden mi biliyorum? Üniversite son sınıftayken keşfedip katıldığım bir origami atölyesinden. Bu atölyeden bana kalan turna kuşu figürü hiç unutmadığım, gözüm kapalı yaptığım bir şey oldu benim için. Origami kağıdı bulduğum zamanlarda şanslıydım. Ama çoğunlukla ya renkli bir kağıdı, ya bir gazeteyi, ya da eski bir kağıt parayı origamiye çevirdim. Hiç bir şey yapamadığım zamanlarda elime bir kağıt alıp katlamayı ve onu kuşa çevirmeyi sihirli buluyorum ben de. Turna kuşu sayım bin oldu mu bilmiyorum. Hala bir dilek hakkım oldu mu bilmiyorum. Büyük dileğim için en baştan oturup bin tane kağıt katlamaya başlasam iyi olur. Ama son zamanlarda evrene gönderdiğim mesajların bir şekilde iletildiğinin de farkındayım. Bundan çok önce, daha origami yapmaya bile başlamadan önce kendime -kend...