Ana içeriğe atla

Dizili Cumartesi "Pushing Daisies"


İnsanın sıkıldığı zamanlarda geceyi beraber geçirebileceği dostları olması çok kıymetli bir şey... Eskiden arkadaşlarda kalmak haylazlık üzerine kurgulanmış bir şeyken şimdi tek derdimiz beraberken bir tatlı huzur sahibi olabilmek. Yaşlanıyor muyuz ne?
Uzun zamandır ilk defa haftasonu tatilim oldu. Hem de öyle tek tek değil, cumayı da içine alarak peş peşe ! Cumartesiyi pek bi mutlu keçiciğimle geçirdik. Keyifli bir akşam yemeği, pencereden bizi izleyen minnak kedileri beslememiz, sonucu olmayan uzun sohbetlerimiz, Kekik hanım ve bir dizi keşfi cumartesi gecemizin başlıklarıydı kısaca :)
Gelelim dizi keşfimize; "Pushing Daisies".
Birşeyler izlesek, ama ne izlesek? Şöyle çerezlik bir dizi olsa, beraber başlasak? Keçiciğim hemen blog arşivlerinden seçenekler sunmaya başladı ve konusunu okuduğunda hemen bu dizide karar kıldık.Türü kara mizah, polisiye olarak belirlenmiş. Konusu ise oldukça tuhaf.
Ned adındaki başrol karakterimizin çocukken keşfettiği ve iyi mi kötü mü olduğuna dizi boyunca karar veremeyeceğimiz doğa üstü bir gücü var. Bir dokunuşuyla ölüleri hayata döndürebiliyor. Fakat dirilttiği kişiye ikinci bir dokunuşu bu kişinin sonsuza dek ölmesi demek oluyor. Çocukken bu gücü bir oyun gibi gören Ned, talihsiz bir şekilde şunu da öğreniyor. Dirilttiği bir kişi 1 dakikadan uzun süre yaşarsa başka bir kişi ölmek zorunda ve bunun kim olacağı tamamen kötü bir sürpriz.
Başrollerini Lee Pace ve Anna Friel paylaşıyor.
                             

Dizide en keyif aldığım şey ise kesinlikle görüntüleri! Rengarenk ve masalsı sahnelerde geçen absürd komedi diyaloglar, hikayenin hiç alışkın olmadığımız tarzda işlenişi bir tarz bağımlılık yapabiliyor.
İşten yorgun argın geldiğiniz bir akşamüstü (yani her akşam üstü) yemeğinizin yanında iyi gidecek bir diziniz var artık. Ne yazık ki sadece iki sezonluk ve toplamda 22 bölüm.
Tadını çıkarın ve tabii ki yorumlarınızı da benimle paylaşın! :)
Sevgiler,
İlham Kedisi

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Meydan Okuyorum!

Ben geldiiim! Hem de öyle bir geldim ki, ellerim kollarım dolu bir şekilde! Evet, bir sürprizim var. Bu blogda daha önce yapılmamış yepyeni bir şey ile çıkageldim yine. 2017 hayatımda olduğu kadar blogumda da türlü türlü yeniliklere ev sahipliği yapıyor. Hazır lafı gelmişken şimdiye kadar çok sevdim kendisini, umuyorum aramız açılmaz diye de belirtiyor, yeni yılın kulağını ufacık bir çekiyorum. Her neyse, gelelim sürprizime... Hazır mıyız?  Ver trampetlerle gerilim müziğini hızlı hızlı;   ''  tıpıtıpıtıpı tııııııp''... Duyduk duymadık demeyin! Bu bir   CHALLENGE   , bir    SALANJ   bir   MEYDAN OKUMA  yazısıdır! İstenilen  herhangi bir şekilde adlandırmak ve hunharca katılmak serbesttir! Hodri meydan demeden önce konuyla ilgili bahsetmek istediğim şeyler var. Konumuz '' Apartman Sohbetleri ''. Ve konunun da, soruların da sahibi  İlker Gümüşoluk . YouTube'da videodan videoya zıpladığım bir gün, şans...

Sabahları 5'te uyanmak (Kargalara selam olsun)

 Ey uykucu ahali ve çok sevgili kargalar! Toplanın yamacıma, neden sabah 5’te kalkıyorum, nereden çıktı bu iş ve nereden geliyor  bu motivasyon onu anlatmaya başlıyorum.  Birden fazla motivasyon kaynağım var aslına bakarsanız. Yapmak istediklerim, yarım bıraktıklarım, sabahın sessizliği, gün doğumunun güzelliği, kendime zaman yaratma ihtiyacım falan filan diye başlıklarım uzar gider.  Ama yine de hepsi birlikte toplanıp gelse bile beni yataktan çıkarmaya yetmiyordu. Uyanmak için tek bir şartım vardı; “havanın aydınlanması” .  Sabahın karanlığı bana geceleri uyanıp işe gittiğim günleri hatırlattığı için işi bırakmamla birlikte (bilmeyenler için mini bilgi, hostestim) fark etmeden yeni bir alışkanlık geliştirmiş oldum. Hatta bu alışkanlığın kendime koyduğum bir kural olduğunu sonradan fark edecektim; ''  artık hava aydınlanmadan uyanmana gerek yok, artık karanlıkta kalkmak zorunda değilsin,artık gece uykunu bölmek zorunda değilsin... '' Bunu kendime ödül olar...

Osaka'ya Uçtum!

Turna kuşu bilinen en eski origami figürüdür. Aynı zamanda özel bir anlamı vardır. Bin tane turna kuşu yapan kişi bir dilek hakkına sahiptir. Japonlar güzel dilekleri için turna kuşu yapmayı sihirli bulurlar. Nereden mi biliyorum? Üniversite son sınıftayken keşfedip katıldığım bir origami atölyesinden. Bu atölyeden bana kalan turna kuşu figürü hiç unutmadığım, gözüm kapalı yaptığım bir şey oldu benim için. Origami kağıdı bulduğum zamanlarda şanslıydım. Ama çoğunlukla ya renkli bir kağıdı, ya bir gazeteyi, ya da eski bir kağıt parayı origamiye çevirdim. Hiç bir şey yapamadığım zamanlarda elime bir kağıt alıp katlamayı ve onu kuşa çevirmeyi sihirli buluyorum ben de. Turna kuşu sayım bin oldu mu bilmiyorum. Hala bir dilek hakkım oldu mu bilmiyorum. Büyük dileğim için en baştan oturup bin tane kağıt katlamaya başlasam iyi olur. Ama son zamanlarda evrene gönderdiğim mesajların bir şekilde iletildiğinin de farkındayım. Bundan çok önce, daha origami yapmaya bile başlamadan önce kendime -kend...