Ana içeriğe atla

Helsinki'ye uçtum!


Sıcağı sıcağına bildiriyorum arkadaşlar! Böylesine güncel bir postu kolay kolay bulamazsınız benden söylemesi. Hala Helsinki'deyken yazıyorum. Çünkü anladım ki döndükten sonra yazmak neredeyse imkansız bir hal aldı benim için. Gezdiğim yerler birikedursun bir tanesini yazabilmek için zaman yaratmak ve kafamı toplayıp detayları hatırlamaya çalışmak epey zor oluyor. Hala buradayken sizi de uçurayım diyorum buraya, ne dersiniz?
Bu ayın en beklenen yatısı Helsinki'ydi benim için. Bir gün buraya geleceğim aklımın ucuna bile gelmezdi. Hoş, aklımın ucuna gelmeyen başıma geliyor. Daha geçen ay Uganda'daydım. Sanki hep bunu hayal etmiştim de :) Her neyse, demem o ki sabırsızdım baya. Ödüm kopuyordu son anda bir değişiklik olacak ve uçuşu benden alacaklar diye. Tüm engelleri bir bir aştım, bir oraya bir buraya uçtum döndüm derken beklenen gün geldi çattı. Valizi hazırlamadan önce cevaplanması gereken malum soruyu hepimiz biliyoruz. Helsinki'de hava kaç derece?
-8. Hmm.. Tamam.. Kalın kazaklar, hırkalar, yün çoraplar var zaten bende. İşimi görmez mi ki? Göreceğiz...
Daha önce bırakın Finlandiya'da kalmayı herhangi bir uçuşunu dahi yapmamıştım. Arada bir yolcuları kendi dillerinde konuşurken dinledim de bir dil ancak ve ancak bu kadar yabancı olabilirdi. Bildiğim tek şey "Hei", ki o da tahmin edebildiğiniz üzere "Merhaba" demek. Bir de "Kiitos" demeyi öğrendim uçuştan önce ama hiç cesaret edip de kullanamadım, kendisi "Teşekkür ederim demek olur. 
2 saat 50 dakikalık sorunsuz ve oldukça keyifli geçen bir uçuşun ardından işte geldik buradayız. Hani 31 Aralık'ta İstanbulda bir iki gün kar yağmıştı da  hayat iptal olmuştu ya. Havaalanında kardan oluşmuş metrelerce kar öbekleri görüyorum ama uçuşlar ve hayat devam ediyor. Ben pencereden hayran hayran bakarken yolcucumla göz göze geliyoruz ve bana gözlerini devirerek kendi dilinde bir şeylerden yakınıyor. Hiç anlamadığım bu dilde ne demek istediğini anlıyorum bu kez, "Bıktım lan kar kıyamet ne bu  ülkenin hali yine" diyor adeta, hissediyorum.
Neyse efendim biz yolcumuzu uğurlayalım da gidelim otelimize. Bir an evvel hazırlanıp çıkmamız lazım, çok gezeceğiz bugün çok!
Otelimiz havalimanına çok yakındı. Helsinki havalimanından şehir merkezine nasıl gidilir diyenler işte cevabı. Terminal 1 veya Terminal 2; hangi çıkışı kullanırsanız kullanın bineceğiniz otobüs aynı. FinnAir otobüsleri bizim Havaş gibi bir şey. Tek bilet fiyatı 6,30 Euro ve sizi 30dakikada hızlı bir Helsinki turu ile merkeze götürüyor. Normal şartlarda (demek istediğim daha insancıl bir havada) metro kullanmak daha ekonomik olacaktır. Fakat kar yağışı sebebiyle metronun güvenilir olmadığını söylediler ve biz de risk almayalım dedik, Wifi de olan FinnAir otübüsümüzle yolculuğun tadını çıkardık. Her 20 dakikada bir havaalanı-merkez arasında gidiş dönüş olarak çalışan bu otobüsler diğer otobüslere kıyasla daha kısa sürede ulaşıyormuş. Bu da bir hatırlatma.
Pekala, ulaşım konusunda işinize yarayacak bilgiyi aldığınıza göre asıl konuya gelebiliriz. Burası acayip soğuk be blog! Ama öyle böyle değil. -8 ne ki diyeceksiniz. Siz nelerini görmüşsünüzdür de belki ama yok yani. Buranın soğuğu bambaşka. Hissedilen -13 deseler de ben diyorum ki -30! Hatta ve hatta diyorum ki yok mu arttıran! Giydiğim iki kazak üç çorap efendime söyleyeyim kabanı beresi bir işe yaramadı. Otobüsten indikten sonra keşfe başlamamızla bitirmemiz sadece beş dakika sürdü. 5 dakika sonra yüzümüze yüzümüze esen karla karışık rüzgarlar baktık ki zorlarsak bizi kardan adamlara dönüştürecek ilk gördüğümüz alışveriş merkezine daldık. "Forum" denen bu alışveriş merkezi metro istasyonuna ve pek çok orobüs durağına gidiş sağlıyor aynı zamanda. Yani yer altında oluşturulmuş bu yollar sayesinde daha az donarak gideceğiniz yere gidiyor ve ihtiyaç duyduğunuz şeyler için üste- yani şehre - çıkmanız gerekmiyor çünkü zaten alışveriş merkezindesiniz. Aktarma yapacağınız otobüs durağına geldiyseniz  o zaman size veda edeceğiz ve buzlu dünyaya doğru merdivenleri çıkacaksınız. Sistem takdire değer. Biz iyice ısındığımıza emin olduktan sonra giyinip kuşanıp tekrar yüzleşmeye gidiyoruz soğukla.
Bu kez 30 dakika yürüyoruz geziyoruz, fotoğraflar çekiyoruz.Azmediyoruz anlayacağınız. Ama hayatımda ilk defa öyle bir  üşüyorum ki! Ellerim donuyor donuyor ve donmaktan vazgeçip yanmaya başlıyor artık. Yanaklarım, dudaklarım buza yapıştırılmış gibi. Üşümek artık acı veriyor, ve ben böylesini ilk defa yaşıyorum. Eeeh diyoruz yetti artık, atıyoruz kendimizi sıcak ve yemek yiyebileceğiniz bi yere. Ve sonsuza kadar burada kalabiliriz diyoruz. Burada, bu yemek yediğimiz yerde. Yo yoo, Helsinki'de değil tabii ki!
Üçüncü bir atak yapamayacağız biz. Göze alabileceğimiz tek yol dönüş yolu, işte bu kadar. 
Beni bilen kış ve soğuk aşkımı da bilir. Fakat kış ile ilişkimi gözden geçirme kararı aldım. Ve İstanbul'dan binen şortlu yolcunun tam olarak ne hissettiğini de bu macera sonrası anladım. Öyle yani, heyecanlandınız siz de ama. Elle tutulur bir şey çıkmadı bu gezide. Yarın sıcak evime dönüyor olacağım. Size tek bir şey söyleyeceğim; İstanbul soğuk değil arkadaşlar, bunu unutmayın. Hiç soğuk olmadı...







Sevgiler,
İlham Kedisi

Yorumlar

  1. Gerçekten benim de merak ettiğim kentlerden biri, bu yazıdan sonra iyice merak ettim :) Beklentimin aksine bana çok karlı gelmedi, yaşadığım kentten daha az hatta şu fotoğraflarda. Kışı çok fazla sevmeyen biri olarak yazın gitmeyi arzu ediyorum.. Ama fotoğraflar çok çekici gelmedi desem yalan olur!

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Meydan Okuyorum!

Ben geldiiim! Hem de öyle bir geldim ki, ellerim kollarım dolu bir şekilde! Evet, bir sürprizim var. Bu blogda daha önce yapılmamış yepyeni bir şey ile çıkageldim yine. 2017 hayatımda olduğu kadar blogumda da türlü türlü yeniliklere ev sahipliği yapıyor. Hazır lafı gelmişken şimdiye kadar çok sevdim kendisini, umuyorum aramız açılmaz diye de belirtiyor, yeni yılın kulağını ufacık bir çekiyorum. Her neyse, gelelim sürprizime... Hazır mıyız?  Ver trampetlerle gerilim müziğini hızlı hızlı;   ''  tıpıtıpıtıpı tııııııp''... Duyduk duymadık demeyin! Bu bir   CHALLENGE   , bir    SALANJ   bir   MEYDAN OKUMA  yazısıdır! İstenilen  herhangi bir şekilde adlandırmak ve hunharca katılmak serbesttir! Hodri meydan demeden önce konuyla ilgili bahsetmek istediğim şeyler var. Konumuz '' Apartman Sohbetleri ''. Ve konunun da, soruların da sahibi  İlker Gümüşoluk . YouTube'da videodan videoya zıpladığım bir gün, şans...

Sabahları 5'te uyanmak (Kargalara selam olsun)

 Ey uykucu ahali ve çok sevgili kargalar! Toplanın yamacıma, neden sabah 5’te kalkıyorum, nereden çıktı bu iş ve nereden geliyor  bu motivasyon onu anlatmaya başlıyorum.  Birden fazla motivasyon kaynağım var aslına bakarsanız. Yapmak istediklerim, yarım bıraktıklarım, sabahın sessizliği, gün doğumunun güzelliği, kendime zaman yaratma ihtiyacım falan filan diye başlıklarım uzar gider.  Ama yine de hepsi birlikte toplanıp gelse bile beni yataktan çıkarmaya yetmiyordu. Uyanmak için tek bir şartım vardı; “havanın aydınlanması” .  Sabahın karanlığı bana geceleri uyanıp işe gittiğim günleri hatırlattığı için işi bırakmamla birlikte (bilmeyenler için mini bilgi, hostestim) fark etmeden yeni bir alışkanlık geliştirmiş oldum. Hatta bu alışkanlığın kendime koyduğum bir kural olduğunu sonradan fark edecektim; ''  artık hava aydınlanmadan uyanmana gerek yok, artık karanlıkta kalkmak zorunda değilsin,artık gece uykunu bölmek zorunda değilsin... '' Bunu kendime ödül olar...

Osaka'ya Uçtum!

Turna kuşu bilinen en eski origami figürüdür. Aynı zamanda özel bir anlamı vardır. Bin tane turna kuşu yapan kişi bir dilek hakkına sahiptir. Japonlar güzel dilekleri için turna kuşu yapmayı sihirli bulurlar. Nereden mi biliyorum? Üniversite son sınıftayken keşfedip katıldığım bir origami atölyesinden. Bu atölyeden bana kalan turna kuşu figürü hiç unutmadığım, gözüm kapalı yaptığım bir şey oldu benim için. Origami kağıdı bulduğum zamanlarda şanslıydım. Ama çoğunlukla ya renkli bir kağıdı, ya bir gazeteyi, ya da eski bir kağıt parayı origamiye çevirdim. Hiç bir şey yapamadığım zamanlarda elime bir kağıt alıp katlamayı ve onu kuşa çevirmeyi sihirli buluyorum ben de. Turna kuşu sayım bin oldu mu bilmiyorum. Hala bir dilek hakkım oldu mu bilmiyorum. Büyük dileğim için en baştan oturup bin tane kağıt katlamaya başlasam iyi olur. Ama son zamanlarda evrene gönderdiğim mesajların bir şekilde iletildiğinin de farkındayım. Bundan çok önce, daha origami yapmaya bile başlamadan önce kendime -kend...