27 Mayıs 2016 Cuma

Paris'e Uçtum!

Paris!
Çıksa da uçsam diye en son dilediğim tarih, uçuş programımın belli olmasından bir gece önceydi. Hani öyle nolur Paris uçuşum olsun diye ağlayarak da uyumadım. Sadece kahve içtiğim kupada Paris yazısı vardı ve ben bir iç geçirmiştim.  Son bir kaç aydır yoğunlaştırılmış totem ve dileklerle dilediğim kısmını atlıyorum... 
 Ertesi gün uyandığımda mailde programı ve orada güzelim ışıldayan Paris uçuşunu gördüm. Hem de 32 saat kalınacaktı. Bu öyle her zaman denk gelmezdi. Genelde Avrupa'da kaldığımızda istirahat süremiz 14-18 saat oluyor.  Bazen gerçekten dileklerim dibimde bitiveriyor.
Günler birbirini kovalarken ben o uçak senin bu uçuş benim gidip geliyor ve beklenen güne yaklaşıyordum. Nihayetinde o gün geldi çattı ve ben müthiş bir motivasyonla işimi yaparken 3 saatlik İstanbul-Paris uçuşunun nasıl bittiğini bile anlamadım.
Gece varmıştık, o saatte çıkmayı düşünmedik. Ertesi gün komple bizimdi nasıl olsa. Ben de oturdum blogları arşınladım o gece. Az çok kesin görmek istediğim yerlere karar verdim.
Şunu bahsetmem gerek ki böylesine canım şehirlerde beraber geldiğiniz ekip güzelse tadından yenmiyor o geçen zaman. Yıllar geçse de unutmayacağım diyebileceğiniz insanlara rastlamak çok önemli. 4 saat önce birbirini hiç tanımayan insanlar, bir uçuşta kaynaşıp ertesi gün şehri keşfediyor, ortak anılara sahip oluyor. İşini herkes bir şekilde yapar da, ortak güzel anılara sahip olabilmeyi başarmak zor iş. Bu konuda şans sizden yana olmak zorunda ki günleriniz güzel geçsin. Nitekim benim öyleydi. Paris anılarımın güzel olması, şehrin büyüsünden olduğu kadar ekibin de güzelliğindendi. Buradan Paris ekibime selamlarımı ve -, öhöm tamam konuyu dağıtmak yok. Şehri keşfe çıkıyoruz!

Kaldığımız otel şehre değil de havalimanına yakın olunca bizi bekleyen müthiş bir ulaşım hattı vardı Paris'te. 16 bağlantı noktası olan bir metro. Ve aktarma yapılacak pek çok istasyon olunca, metro bileti konusunda en avantajlı olanı günlük bilet almak. 23,5 Euro ile biraz cep yaktığını düşünsek de gün boyu o kadar çok kullandık ki bence çoktan amorti etmişizdir.
Ortak bir gezi rotası oluşturduktan sonra ilk durağımızın Notre Dame olmasına karar veriyoruz ve havalimanındaki Terminal 3'ten ücretsiz shuttle-metro kullanarak Terminal 2'ye varıyoruz. Yani havalimanı. Dev metro ulaşım ağı haritamızı ve biletlerimizi burada temin ettikten sonra Aeroport Charles de Gaulle üzerinden mavi hattı takip ederek St. Michel Notre Dame'ya direkt varıyoruz.

Notre Dame Katedrali güney cephesi


Seine Nehri kıyısında bulunan gotik mimariye sahip Notre Dame Katedrali ile göz göze geldiğimizde ilk olarak nutkumuz tutuluyor. Havanın bulutlu oluşu ve hafif gri gökyüzü ihtişamına ihtişam katıyor ya da ben  zaten öyle etkilenmişim ki o noktada her ne olursa olsun bana anlamlı gelecek.
Hala bir Katolik katedrali olarak kullanıldığı için açık ve ziyaretçilerine içine tanıklık etme imkanı sunuyor. Biz etrafında ağzımız hayretten kulaklarımızda gezerken gezerken içini dönüşte görelim falan diyoruz ve ne yazık ki döndüğümüzde öyle bir şey mümkün olmuyor. Çünkü dönüş rotamızı değiştirmemize sebep olacak başka birşey etkiliyor bizi, ki birazdan!




Seine Nehri üzerinden geçen tekneleri görünce biz de araştırıyoruz ve BatoBus Paris firması ile nehrin üzerinden 9 istasyon boyunca farklı bir ulaşım alternatifi ve farklı bir Paris turu atmosferi yaşamaya karar veriyoruz.Geçilen 9 istasyon boyunca istediğiniz yerde inebilir ve istediğiniz diğer bir istasyondan tura devam edebilirsiniz. Dilerseniz her istasyonda inip bir sonraki tekne ile turu tamamlayabilirsiniz. Geçilen istasyonlar sırasıyla şöyle,

  1. Notre Dame
  2. Jardin des Plantes- Cite de la Mode
  3. Hotel de Ville
  4. Louvre
  5. Champs-Elysees
  6. Beaugrenelle
  7. Tour Eiffel
  8. Musee d'Orsay
  9. Saint-Germain-des-Pres   ve sonra tekrar başladığımız nokta Notre Dame'e dönülüyor.

    Biz Tour Eiffel'e kadar inmeden devam ettik. Görmek istediğimiz tüm bu noktaları önce nehrin üzerinde ilerlerken seyrettik. Bu sırada Paris bulutlarını dağıtmaya başladı, hava güzelleştikçe güzelleşti. Bize de teknede temiz hava ve manzara ile keyif sarhoşu olmak kaldı.




Hemen ekleyeylim BatoBus biletleri 20 Euro. Eğer öğrenciyseniz ve herhangi bir öğrenci kartı yanınızda ise öğrenci indirimi yapıyorlar ve 11 Euro oluyor. 
Gelelim mi Eiffel'e? Gelelim bence de!

Hep bu anı hayal edip bir türlü poz verememek nedir bilir misiniz?

canım *Tour Eiffel

Eiffel tam hayal ettiğim gibi. Ne büyüklüğüne şaşırdım ne ihtişamı az geldi ne de hayal kırıklığına uğradım. Tamı tamına böyle bir Eiffel ile tanışmayı beklemişim hep. Memnun oldum!
Çokça fotoğraf çektik tabii ki o yüzden buralarda geçirdiğimiz saatlerdeki tek aktivitemiz buydu. Gece de mi gelsek Eiffel'e diye konuşmaya başladık. Dediler ki, ''Eiffel'i hiç gece ışıklarında gördün mü?'' Cevap belliydi, hayır. Yorgunluk ve ertesi gün bizi bekleyen yoğun tempo ince eleyip sık dokumamıza neden oluyordu.Gün boyu tartışılacak konu buydu, uyku mu Eiffel mi?

Şimdi soluklanacağımız yer, Luxemburg Bahçeleri.
Eiffel'in yakınlarındaki Trocadero metro istasyonundan yeşil hattı takip ederek son durak Nation'da iniyoruz. Rar-B hattı ile Nord yönüne giderek aktarma yapıyoruz. Luxemburg Bahçelerine ulaşmak için ineceğimiz istasyonun adı Denfert Rochereau.
Şimdi bu kadar fransızca istasyon adını okurken darlanıyorsunuz ama gidince ve o metro haritasını elinize alınca görürüm ben sizi. 
Neyse, fotoğrafları oynatalım.

Luxemburg Sarayı ve üzerinde yüzen bayraklar


Elinde kitabı, gazetesi ile sandalyelere kurulmuş her yaştan her milletten insan. Çimlerin üzerinde değil kumların üzerindeler. Sakin sohbetler, yürüyüş yapanlar, koşanlar, turistler... Karmaşa beklediğin bir ortamda acayip bir huzur ve denge.
Uyum sağlamamak elde değil. Çekiyoruz bir sandalye de kendimize ve biraz dinleniyoruz bu bahçede.


Tartışmamız hala gece Eiffel'e gitmek veya gitmemek.  Derde bak hele...
Hayır ise, nedenleri ile bir uzun sohbet. 
Artık Louvre müzesini ve Champs Elysees'i görmek istiyoruz. Ve üzgünüm ki buradan sonra büyük bir özenle yazdığım ulaşım ve aktarma notlarım en nihayetinde beynimi yakıyor ve kendimi yolu bilenlerin akışına bırakıyorum. O yüzden kağıdımda buraya nasıl geldiğimiz ile ilgili tek bir cümle yazıyor: ''aynı rotadalar''. Yani diyor ki, hee hee düz gitcen burdan devam.
Louvre








Champs Elysees boyunca yürürken artık aramızda açlık savaşları baş göstermeye başlamıştı. Önce cadde boyu turumuzu tamamladık, hediyelikler aldık ve sonra oturduk bir güzel yemeğimizi yedik. Uzun sohbetler eşliğinde biraz havayı kararttık.

Zafer Takı - Arc de triomphe de l'Étoile
Ve sonunda o sorunun cevabını verdik. Evet Eiffel'e dönüyoruz! Gün boyu o kadar çok toplu taşıt kullanmamıza rağmen yine de inanılmaz yürüdük. Haliyle bunun yorgunluğu ve ertesi gün sabaha karşı 4'te kalkıp uçuşa gidecek ve toplamda 12 saat çalışacak olmak gibi gibi gerçeklerle baş edemiyorduk. Yoksa bu kadar düşünecek bir şey yoktı. Ama sonra buna değeceğini düşünüp uykuyu falan boşverdim.
Sabah tanıştığım Eiffel'e gece aşık oldum desem inanır mısınız? Büyülendim. Şaşkınlıktan ve mutluluktan öyle bir gözüm döndü ki yukarı, Eiffel'e bakmaktan alamadım kendimi. Her saat başı kulede ışık gösterileri oluyor. Ve biz Eiffel'e doğru giderken bir anda bir binanın arkasından boylu boyunca uzandığını ve bana göz kırptığını gördüm. ''İyi ki geldin!'' dedi ve yüzlerce küçük parlak ışıklar ile göz kırpmaya devam etti. 10 dakika boyunca Eiffel dev bir elmas gibiydi ve ben ona o anda aşık oldum. Eğer buraya gece gelmeseydim ve bu görüntüyle karşılaşmasaydım asla ama asla ne kaçırdığımı anlayamayacaktım. Fotoğraflarda hep gördüm zaten diyebilirdim. Ama şu bir gerçek ki bazı anları saniye saniye de fotoğrafa çekseniz, gözünüzün gördüğü güzelliği resmedemiyor kameralar, yakalayamıyor bir şekilde. O anların rengi sizin gözünüzde bambaşka oluyor, nedense. Ve bir başkasının çektiği fotoğrafta yer almadıysanız, o anın sahibi saymayın kendinizi. İnanın bu öyle güzel bir anı ki, yaşayarak hafızanıza almalısınız.
o karşılaşma anı
ama fotoğraf yaşatmıyor söylemiştim
Tekrar ışıklarını yakmasını beklerken çimlerde oturan kalabalığın arasına katıldık. Her yerde şampanya ve şarap satıcıları var. Nihayet saat başı olduğunda bir anda kule yine göz kırpmaya başlıyor ve o saniyede kabalıktan önce bir nefeslerin tutulması ve hayret etme sesleri (ki hepimiz bu anı bekliyoruz zaten) daha sonrasında da alkışlar ve çığlıklar! Her saat başında aynı heyecanı hayal edebiliyor musunuz? Hiç yaşlanmamak böyle bir şey işte.



Ve artık Paris'i ardımda bırakıp beni bekleyen 3 farklı uçuşa doğru ve en nihayetinde de İstanbul'a yol alma vaktiydi. Sonuç olarak sadece 3 saatlik uykuyla tüm gün full tempo çalıştım ama üzerinden günler geçmesine rağmen fotoğraflara baktığımda benden mutlusu yok. Bir daha olsa 1 saatlik uykuyla bile dönerdim. Yok tamam, şaka, 3 saatten aşağısı kurtarmaz.

Sevgiler,
İlham Kedisi



Share:

4 yorum:

  1. Yanıtlar
    1. oluyor mu sahi? Hep olsun. Mektuplar da hep yerine ulaşsın. Ptt daha hızlı çalışsın falan...
      Öyle yani.....

      Sil
  2. Canıım , ben de bu yazıyı bekliyordum. sana soracaklarım da var zaten, heyecanla başka mecralara bağlanıyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haydi sor sor! Sevdin mi yazıyı tatlı balıkcığım :) Daha başka yerlere de gideceğiz bu hafta, beklemede kal :)

      Sil

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Hakkımda

Fotoğrafım

Siz şimdilik beni blog yazan bir İlham Kedisi olarak tanıyın.

İlham'ın İzleyenleri

Bu Blogda Ara

Yazılardan haberim olsun dersen buraya mail adresini bırakabilirsin.

Severek okuduklarımdan

Instagram

E-Mail

ilhamkedisi@gmail.com