12 Mayıs 2016 Perşembe

(21) (22) (23) (24) (25) ve sonsuza doğru...

Ne yaptınız yahu? Ben dönene kadar koskoca challenge bitmiş, son soruyu yazmaya bile yetişememişim. Vakit yardırma vaktidir öyleyse, kaldığım yerden devam...

21. Sizi güldüren 5 kelime ya da söz öbeğini listeler misiniz?

Hep bu soru yüzünden geç kaldım ben. Düşündüm düşündüm bulamadım. Derken iş güç sıkıştı araya ve bir baktım 9 gün geçmiş. Bravo bana! Yok işte öyle aklıma gelen söz öbeği, itiraf ediyorum. Yerinde yapılan ince esprilere ısıtıp ısıtıp günler boyu gülebilirim ama. Öyle düşününce aklıma gelmiyor şimdi. Yaşanınca daha komik bu tarz şeyler hem.

22. Sahip olduğunuz en kıymetli şey nedir? Neden kıymetli?
    Fotoğraflara çok kıymet veriyorum. Her biri bir anı, hepsinin toplamı bir hayatın özeti gibi. Fotoğraflar her şeyi yansıtmıyor elbet, koskoca ömürde ne gizli anılar oluyor. Ama bir filmin fragmanı gibi, geçmişe yolculuk gibi, benim için çok anlamlı fotoğraflar...
    Dijital ortama geçildiğinden beri uyduruk bir virüsle ansızın silinebilecek şeyler oldu fotoğraflar. Bu korkutuyor beni. Ama eskiden albümler vardı, ne güzeldi. Ben hala ona devam etmeye çalışıyorum.
    Biraz zor olsa da, olabildiğince biriktirmekte fayda var.

    23. Yaparken heyecan duyduğunuz bir şeyden bahseder misiniz?
      Bu soru da beni çok düşündüren sorulardan. İlk okuduğumda bunu ''ilk günkü heyecan yitirilmeden yapılan şey'' gibi algıladım. Ama benim için böyle bir durumun olmadığını gördüm. Zaman geçtikte her yapılan işte ister istemez biraz heyecanım azalıyor. Hiç heyecanım kalmadıysa da zaten o işten kaçmanın yollarını arıyorum. Heyecandan ziyade keyif en önemlisi. Heyecan çabuk sönen bir şey olsa da, keyif bir işe yerleşebiliyor. O da kaçabiliyor elbette ama o kadar kolay değil. 
      Bunları düşündükten sonra sorunun anlamı benim için değişti ve heyecanı gerçek anlamında düşündüm. Bir anda karnıma ağrılar girdi. Hayatım boyunca beni heyecandan öldüren şeyler, mülakatlar. Topu topu kaç mülakata girdim bu işe girene kadar bilmiyorum ama her birinin bir gece öncesinde ben karın ağrısından kıvrandım. Stresten saçma sapan hastalıklara büründüm. Mesela bu işe başlamadan önce de yüzüm hariç her yerimde kıpkırmızı lekeler çıkmıştı. Tanısı konulamadı, çünkü mülakat stresi henüz tıp literatüründe yer almıyordu. İşin güzel tarafına gelirsek, ki bu konuda kendimi hep takdir etmişimdir, içimde fırtınalar da kopsa, kurdeşenler de döksem dışarıdan bakan bir insan bunu mümkün değil anlamaz. O mülakat başladığında ben bülbül olurum, verdiğim cevaplara kendim şaşarım. Bu hep böyle oldu gerçekten. En son bu iş için girdiğim mülakatta adaylardan biri bana ne kadar rahat görünüyorsun keşke senin gibi olsam dedi. Heyecandan öldüğü her halinden belliydi çünkü. Döndüm baktım ve gülümseyerek ona kollarımı gösterdim. Aksine stresten kollarımın bu hale geldiğini ama bir şekilde bunu unutmaya çalıştığımı söyledim. Kızcağız bu kez şoka girerek kendi haline şükretmişti.

      24. Şu an okumakta olduğunuz ya da son okuduğunuz kitap nedir?
        Kitap okumak dedin, kanayan yarama tuz bastın bak şimdi. Uzunca bir süredir kitaplar elimde sürünüyor. Çok az okuyorum bir süredir. Eskisi gibi hızlıca bitirebildiğim bir kitap yok. Benimleo memleketten bu memlekete gele gide iyice eskimeden bitmiyor o kitaplar. Bu da yeni hayatımın getirdiği mecburi bir alışkanlık artık, ne yapalım.
        Şu an okuduğum fakat ne zaman başladığımı hatırlamadığım kitabım ise ''Kardeşimin Hikayesi- Zülfü Livaneli''. Şu anda da yanımda ilk postu yayınlayıp, günün kalanını onunla devam ettirmeyi planlıyorum.

        25. Favori Disney karakteriniz hangisi? Neden?
          Bu soruyla açtım google'ı ve tüm karakterleri inceledim. Hatırladıklarım çoğunlukta neyse ki. Çocukluğa inmiş olduk güzel oldu. Donald Duck ve tüm Duck'ları severdim. Severdim ama izlerken içten içe bi sinirlenirdim de. Bu Duck amcanın kendi halinde konuşmalarından bir kelime bile anlamazdım. Tamam ördeksin, vakvaklarsın da bu kadar çok da yapma be güzel amcam. Anlamıyorum ben seni derdim hep. Duck familyasının soy ağacını inceleyen bir kitabım vardı. Kimden hediyeydi ve neden şu an bende değil hiç hatırlamıyorum. İçinde oyunlar, hikayeler bir ton şey vardı. Orda da en ilgimi çeken karakter Varyemez Amca'ydı. Ne demekti bu Varyemez, anneme sorduğumu hatırlıyorum. Açıklamasına rağmen anlamadığımı da hatırlıyorum :)
          Varyemez Amca :)

          26. Ziyaret etmek istediğiniz 10 yeri sıralayabilir misiniz? 
            On değil onlarca yer saymam gerek o yüzden saymıyorum. Dünya evim olsun istiyorum. 

            27. Dağınık mısınızdır yoksa düzenli mi?

             Yer yer dağınık, yer yer düzenliyim. Çekmecelerim çok düzgündür. O çoraplar çamaşırlar falan muazzam katlı bir şekilde dizilidir.  Ama makyaj masamın üstü çoğunlukla tam bir cümbüştür.  Kitaplarım, defterlerim hep kullanıldıkça kitaplığa gider. Ortada durmaz. Ama elbise dolabımın içi asla düzenli olamaz. Gibi gibi gibi... Benim böyle bir orta yolum var yuvarlanıp gidiyorum işte. Düzeni çok sevsem de başarılı bir uygulayıcısı değilim.

            28. En sevdiğiniz 3 müzik grubu hangisi?

            Redd çok severim ben, bilmeyen kalmamıştır.
            Sonrasını saymak zor. Geçmişten gelenler var aklımda. Keşke bir şekilde konserine gidebilmiş olsaydım dediğim,  Queen. O dönemde yaşasaydım kesin Mercury aşığı odası posterlerinden geçilmeyen kızlardan biri olurdum. Ve The Beatles, söylemeye gerek bile yoktu değil mi?

            29. Korkularınızdan bahseder misiniz?

            Çok yakın zamana kadar bıçak korkum vardı. Bu yaşıma kadar bu korku beni epey ele geçirmişti. Bıçak tutamayacak kadar korkuyordum. Bu sebeptendir ki kazık kadar olana kadar bir meyve soyabilmişliğim yoktu. Ellerim zangır zangır titrerdi bıçakla bir iş yaparken. Bunun sebepleri çocukken geçirdiğim kazalar ve başrolde oynayan keskin bıçaklar. Öf aklıma geldi, yine bir tuhaf oldum bak. Anlatamayacağım o kazaları, dilim varmadı. Ama bende eseri kaldı işte sonra. Sonra ufacık bi sıyrıkta ayılıp bayılmalara kalktım. Evde bi başkası parmağını kesse ben ondan daha çok acı çektim, o yarayı gördükçe ağladım hatta abartmıyorum. Derken derken gitti bu korku benden. Çoğu gitti yani. Ama hala birinin elinden bıçağı korkusuzca alamam. Sıkı tuttuğumdan emin olmalıyım. Bir de keskin tarafıyla göz göze gelmemeliyiz. 

            Son soruyu ayrı bir post yapacağım.

            Hadi, geliyorum ben birazdan yine!

            Sevgiler,
            İlham Kedisi


                Share:

                0 yorum:

                Yorum Gönder

                Blogger tarafından desteklenmektedir.

                Hakkımda

                Fotoğrafım

                Siz şimdilik beni blog yazan bir İlham Kedisi olarak tanıyın.

                İlham'ın İzleyenleri

                Bu Blogda Ara

                Yazılardan haberim olsun dersen buraya mail adresini bırakabilirsin.

                Severek okuduklarımdan

                Instagram

                E-Mail

                ilhamkedisi@gmail.com