Ana içeriğe atla

Apartman Sohbetleri #3 ''Akşam Sabah Çiçeği ''

Meydan okumanın üçüncü sorusu, bu sorular içinde en ama en sevdiğim! Her biri ayrı tatlı. Her biri bizi alıp çocukluğumuza götürüyor.Her biri biraz olsun orada kalmamızı ve o anların havasını yanımızda hissetmemizi sağlıyor. Ama bence en çok bu soru bizi o çocukluğun ruhuyla buluşturuyor.

7 yaş pantolonunu bulsak cebinden ne çıkardı?

Bu soruyla karşılaşınca insan gerçekten bir kaç saniyeliğine çocuk olmuyor mu?
Çocukluktan bir anın içine düşüyor hızlıca. Küçük elini cebine atıyor ve eline ne geldi diye açıp avucuna bakıyor. İşte bu yüzden bu soru en sevdiğim.
Benim buna cevabım ta en başından beri belliydi aslında. Yine de dün gece annemi aradım. Gece saat 11 buçuğu geçiyordu ve bi önceki konuşmamızda ''yeni geldim uçuştan, uyucam galiba'' dememe rağmen ikinci kez arayınca kadıncağız ''hayırdır inşallah'' diye açtı telefonu.

''Anne ya bişey sorcam. Benim 7 yaş pantolonlarının cebinden ne çıkıyordu, hatırlıyo musun?''

''...''

Uzun bir duraksama, düşünme ve sonunda; ''ceplerin boş olurdu senin, birşey bırakmazdın ki çocukken'' dedi. Bunu iltifat olarak aldığımı ama yine de biraz zorlamasını isteyince ''peçete'' cevabını alıp hayal kırıklığına uğratıldım.

''Ya ben hep yaprak toplar cebime koyardım. Hatta bi de evlerin önündeki yaseminlerin kokusuna dayanamazdım da gördüğüm yerde, illa ki bir tane koparır taşırdım yanımda. Hatırlamıyo musun?''

''Hatırlıyorum da, sen onları cebinde bırakmazdın işte. Gider defterlerinin arasında kurutur, saklardın.''
(Heh tamam, durumu kurtardı.)

''Aynen aynen. Bir de bişey daha yapıyordum aslında. Yerden bitme, yabani bi sokak bitkisi oluyordu. Hatta babamın çalıştığı yerin bahçesinde onlardan çok vardı. Böyle koyu pembe, sarı çiçekleri oluyordu. Ama en çok hatırladığım tohumlarının zeytin çekirdeğine benzediği. Minik, yusyuvarlak çekirdek gibi tohumları oluyordu yapraklarının arasında hani. Ne o çiçek, bildin mi?''

''Hmm, akşam sabah çiçeğini mi diyosun?''

''Valla galiba onu diyorum ya!''

''Eee ne olmuş ona?''

''Heh işte ben o tohumları toplayıp biriktiriyodum. Baya takıntılıydım. Yaprakların arasında o tohumları arardım. Siyah ve yeşil oluyorlardı. Siyahlar favorimdi. Ceplerimi onlarla da doldururdum.''

''Ben neden hiç görmedim? Sonra napıyodun onları peki?''

''Orası muamma işte, hiç hatırlamıyorum.''

''Hmm..''

''Hı hı.''


Neredeyse çocukluğumdan beri o çiçeklerden görmedim. Şimdi baktım da adı hakikaten de ''akşam sabah çiçeği . Aynı zamanda ''mirabilis jalapa'' diye oldukça havalı bir ismi bile varmış. B
u yazıyı bir şekilde denk gelerek okumuş olanlar, o çiçeği artık ''mirabilis jalapa'' diye tanıyarak en az onun kadar havalı olma şansını yakaladınız. Tebrikler!
Mirabilis jalapa- Akşam sabah çiçeği

Annem; ''Şimdi de orada burada yazdığın notları buluyorum ama'' diye devam etti.
Sabah erkenden çıktığımda, uyuyan anneye söylemem gereken şeyi; eve geldiğinde unutmaması için kardeşe hatırlatılacak şeyleri yazdığım ve ''Sen bu notu okuduğunda ben çoktan gitmiş olacağım'' diye başlayan notları hatırlattı.
''Daha bugün bulduk telefon defterindeki yazını''. Hatırlıyorum o yazıyı. Kardeşim daha yeni doğmuştu. Ben de 8 yaşlarındayım işte. İlkokuldan sevdiğim bir arkadaşım (Irmak, bakalım bu yazıyı okuyor musun şimdi anlaşılacak:)) İzmir'e taşınmıştı. Ben de çok etkilenmiştim ve üzülmüştüm onun gitmesine. Telefon defterine önce kendi dilimden ''Sevgili babacığım, ben İzmir'e taşınmak istiyorum.'' yazıp diğer satırlara da sırasıyla kardeşimin ve annemin dilinden de bu cümleleri yazmıştım.
''Baba ben de İzmiy'e tasinmak istiyoyum'' . Bu daha dişleri çıkmamış ve agulayan kardeşimin dili oluyor.
''Celal, ben de çocuklara katılıyorum ve İzmir' e taşınmamızın güzel olacağını düşünüyorum''. Bu da annem tabii.
Sonra da babamın eve gelmesine yakın kapının önüne o notu bırakmıştım. O günü çok net hatırlıyorum gerçekten. :)

Böyle gecenin köründe laf lafı açtı işte telefonda.
''Özledim seni Arzucuk!'' dedi annem.

Sonrası bi ses titremeli, duygusallı telefon konuşması. Öyle kapattık telefonu.
Yine bi iç çektim bu yazıyla.

Dördüncü soru ile meydan okumaya devam ediyoruz.
Soruların tam hali için  b u r a y a  T I K T I K.Ve meydan okuma ile ilgili merak edilenler ile ilgili detaylı yazıya da b u r a d a n   T I K T I K.

Bir tane de ''Apartman Sohbetleri'' videosu ile taçlandıralım bu yazıyı.

Suzan Kardeş | Apartman Sohbetleri


Sevgiler,
İlham Kedisi

Yorumlar

  1. Apartman Sohbetleri videolarına bayıldım ! Hayko ve İlker'inkileri seyrettim. Şimdi Suzan Hanım'ı izleyeceğim. Peçete cevabı :) Benim de peçetelerim vardı.

    YanıtlaSil
  2. Ay o çiçek akşam sefası. Nasılsa yazının başında okuyup dururken sen yaprak dediğinde hatırladım, "yav ben akşam sefası tohumlarını da toplar doldururdum cebime" derken bingo, aynı şeyi yapıyormuşuz. Yaş farkı falan dinlemiyor demek ki bazı şeyler :) Yeşiller olmamış tohum bu arada, siyahları dikersen çıkar :)

    YanıtlaSil
  3. Hahah :) bende aksam sefasi demek istedim onceki yorumu okuyunca icin rahatladi ☺ bende onlari biriktirip igneyle ipe diziyordum hatta ilk satmaya calistigim sey olabilir kendisi ama ne yazikki tohumlarin yumusamaya baslamasiyla cop olmasi bir olmustu �� Bu da boyle bi paylasim���� ortak ani olunca dayanamadimm :)

    YanıtlaSil
  4. O çiçeğin adı Akşam Sefa'sı. En sevdiğim. Hele o fuşya rengi olanı yok mu? Akşam açarlar tıpkı benim gibi. Bloğumun adının Akşam Sefa'sı olması tesadüf değildir🌺

    YanıtlaSil
  5. Ben de aynı şeyi söylemeye gelmiştim: sadece biz ona akşam değil gece sefası derdik ve benim için de para gibi makbuldü. Ama benim yedi yaş cebimden tipitip karikatürü ve ambalajı çıkardı kesin.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Meydan Okuyorum!

Ben geldiiim! Hem de öyle bir geldim ki, ellerim kollarım dolu bir şekilde! Evet, bir sürprizim var. Bu blogda daha önce yapılmamış yepyeni bir şey ile çıkageldim yine. 2017 hayatımda olduğu kadar blogumda da türlü türlü yeniliklere ev sahipliği yapıyor. Hazır lafı gelmişken şimdiye kadar çok sevdim kendisini, umuyorum aramız açılmaz diye de belirtiyor, yeni yılın kulağını ufacık bir çekiyorum. Her neyse, gelelim sürprizime... Hazır mıyız?  Ver trampetlerle gerilim müziğini hızlı hızlı;   ''  tıpıtıpıtıpı tııııııp''... Duyduk duymadık demeyin! Bu bir   CHALLENGE   , bir    SALANJ   bir   MEYDAN OKUMA  yazısıdır! İstenilen  herhangi bir şekilde adlandırmak ve hunharca katılmak serbesttir! Hodri meydan demeden önce konuyla ilgili bahsetmek istediğim şeyler var. Konumuz '' Apartman Sohbetleri ''. Ve konunun da, soruların da sahibi  İlker Gümüşoluk . YouTube'da videodan videoya zıpladığım bir gün, şans...

Sabahları 5'te uyanmak (Kargalara selam olsun)

 Ey uykucu ahali ve çok sevgili kargalar! Toplanın yamacıma, neden sabah 5’te kalkıyorum, nereden çıktı bu iş ve nereden geliyor  bu motivasyon onu anlatmaya başlıyorum.  Birden fazla motivasyon kaynağım var aslına bakarsanız. Yapmak istediklerim, yarım bıraktıklarım, sabahın sessizliği, gün doğumunun güzelliği, kendime zaman yaratma ihtiyacım falan filan diye başlıklarım uzar gider.  Ama yine de hepsi birlikte toplanıp gelse bile beni yataktan çıkarmaya yetmiyordu. Uyanmak için tek bir şartım vardı; “havanın aydınlanması” .  Sabahın karanlığı bana geceleri uyanıp işe gittiğim günleri hatırlattığı için işi bırakmamla birlikte (bilmeyenler için mini bilgi, hostestim) fark etmeden yeni bir alışkanlık geliştirmiş oldum. Hatta bu alışkanlığın kendime koyduğum bir kural olduğunu sonradan fark edecektim; ''  artık hava aydınlanmadan uyanmana gerek yok, artık karanlıkta kalkmak zorunda değilsin,artık gece uykunu bölmek zorunda değilsin... '' Bunu kendime ödül olar...

Osaka'ya Uçtum!

Turna kuşu bilinen en eski origami figürüdür. Aynı zamanda özel bir anlamı vardır. Bin tane turna kuşu yapan kişi bir dilek hakkına sahiptir. Japonlar güzel dilekleri için turna kuşu yapmayı sihirli bulurlar. Nereden mi biliyorum? Üniversite son sınıftayken keşfedip katıldığım bir origami atölyesinden. Bu atölyeden bana kalan turna kuşu figürü hiç unutmadığım, gözüm kapalı yaptığım bir şey oldu benim için. Origami kağıdı bulduğum zamanlarda şanslıydım. Ama çoğunlukla ya renkli bir kağıdı, ya bir gazeteyi, ya da eski bir kağıt parayı origamiye çevirdim. Hiç bir şey yapamadığım zamanlarda elime bir kağıt alıp katlamayı ve onu kuşa çevirmeyi sihirli buluyorum ben de. Turna kuşu sayım bin oldu mu bilmiyorum. Hala bir dilek hakkım oldu mu bilmiyorum. Büyük dileğim için en baştan oturup bin tane kağıt katlamaya başlasam iyi olur. Ama son zamanlarda evrene gönderdiğim mesajların bir şekilde iletildiğinin de farkındayım. Bundan çok önce, daha origami yapmaya bile başlamadan önce kendime -kend...