Ana içeriğe atla

Apartman Sohbetleri #5 #6 ''Yetenekli Bisküvi''




Tam şu an Barcelona'nın güzel sokaklarından birinde bulunan evimden yazıyorum. Ara sıra yazıdan başımı kaldırıp manzarayı görebilmek ve bu anın tam içinde olduğumu kendime hatırlatabilmek için burayı seçtim. Balkon demirlerindeki yağmur damlalarına bakıp mutlu oluyorum. Barcelona'nın çapkın yağmurları, buz gibi damlayarak kalbime girmenin sinsi yollarını biliyor. Bir sokakta ansızın karşıma çıkan rengarenk bir festival ile Barcelona'nın sokakları da aynı şeyi yapıyor. Havası, kokusu, renkleri, büyüsü herşeyi ile bazı şehirler insanı kendine aşık edebiliyor. Burası, o şehirlerden!

Fotoğrafla sizi de biraz olsun çekebildiysem bu ana, meydan okumanın bir diğer sorusu ile kaldığımız yerden devam edebiliriz.

Gereksiz Bir Yeteneğin Var mı?

Ah ah, olmaz mı!
Ama önce şunu belirterek başlamak istiyorum. Yeteneğin gereksiz olması ilk başta bana biraz tuhaf gelmişti. Yetenek yahu, diğerlerinde olmayan veya nadiren olan bir şeyin sana bahşedilmesi gereksiz olamaz ki demiştim. Sonra aklıma müthiş yetenekli olmayışım, ama lüzumsuz iyi olduğum konular gelmeye başladı.
Bir yeteneğin gereksiz sayılabilmesi için onun faydaya dönüştürülememiş olması geçerli bir sebep olabilir dedim öyle olunca. 
Şöyle ki, benim lüzumsuz derecede çok iyi olduğum bir reflesks meselesi var. Bakmadığım yönde düşen bardağı havada kapmalardan tutun da, önümde takılan insanı çat diye kolundan yakalamalar olsun, efenime söyliyeyeyim dolaptan düşmeye yeltenen yastığı hiç istifimi bozmadan ve yürümeye devam ederken tutup yakalamam gibi gibi onlarca refleks örneğim var ki şu an gözünüzde canlanmadıysa diye söylüyorum, bu anlara tanık olanların genelllikle verdiği tek bir tepki oluyor; ''Yok artık!''. Çünkü o kadar gayri ihtiyari ama müthiş bir hızla yakalıyorum ki, henüz cisim bile düşmekte olduğunu fark edemeden benim tarafımdan yakalanmış oluyor. Öyle yani. Ama gerek var mıydı buna? Yoktu bence. Çünkü amerikan futbolu oynamıyorum. Veya kalecilik dahi yapmadım, anlamam hiç. Ya da, ailem bunu fark edip de biz bu çocuğu sirke yazdıralım jonglör olsun da demedi. Öyle evde havalanan nesneleri yakalamaktan başka bir işime yaramadı bu anlayacağınız. Öyle olunca gereksiz dedim. Arkadaş çevresini etkilemekten başka da bir faydasını görmedim.

Gelsin sıradaki soru;

Hastası Olduğun Bir Bakkal Ürünü Var mı?


Söylüyoruuum, söylüyoruuum!
Probis! Hastasıyım gerçekten. 2 dakika içinde tüm paketi yiyip, keyfime bakabilirim. O kadar seviyorum işte.
Bilmeyenler için görseli burada.
O ben küçükken, halley gibi paketlerde olurdu. Tekli olurdu yani. Sonradan bir paket bisküvi olarak satılmaya başlandı ve o zaman hayat bana bayram oldu işte. Olsa da yesek dediğim tam şu an Barcelona'da olduğumu hatırladım yine.
Ah balkonum, bir bakayım sana şöyle... Harika görünüyorsun!
Geçen gün blogda bahsettiğim balkon hasretini gidermek için buradan daha güzel bir yer olabilir miydi merak ediyorum şimdi.

Diğer soru başlı başına bir yazı konusu. O yüzden burada bitiriyor ve kendimi Barcelona sokaklarında kaybetmeye gidiyorum!

Sevgiler,
İlham Kedisi

Yorumlar

  1. Huhuu durun kaybolmayın daha önümzde çok uzun bir zaman var 😃

    Probisde sevilmicek gibi degilki arkadaş.Ohh valla 😃

    Bu arada keyfiniz hic bozulmasın 💙😊

    YanıtlaSil
  2. probis annemin bana ilkokulda 'uygun gördüğü' 'okey verdiği' bir bakkal ürünüydü. hatta annem öğretmenlik yaptığı okulun kantiniyle anlaşırdı- eve kutusuyla alır, günde bir tane bana kıyak saati yapardı.

    bu arada fotoğrafına kalp, sevgi, öpücük.

    YanıtlaSil
  3. Merhabalar,
    Tık tık sevgili ilham perisi apartman sohbetlerini yapan arkadaşlar haber versin gelip bakıcimmm dedin ama hiç gelmedin neredeyse bitmek üzere benim challenge haberin ola :) (bir da misafir gönül koyduğu açık açık belirtir) :)))
    Probisi de çok yerdim çocukken ama benim aklımda kalan tombi olmuş ;)
    Ben kaçar kal sağlıcakla...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Az önce kapına geldim, bi tabak çikolatalı kek ile :) Telafi niyetine afiyetle de okuyorum yazılarını, biline :)

      Sil
    2. Huu huuu komşu komşu çikolatalı kekin de pek bi güzel olmuş. Elcağızlarına sağlık çolçocuk pek bi keyifle yedik.Böyle tatlı insanları kaybetmemeli bulmuşum bi kere hayatta bırakmam :)
      Sevgilerimi bırakıyorum ♥ burdan alırsın ;)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Meydan Okuyorum!

Ben geldiiim! Hem de öyle bir geldim ki, ellerim kollarım dolu bir şekilde! Evet, bir sürprizim var. Bu blogda daha önce yapılmamış yepyeni bir şey ile çıkageldim yine. 2017 hayatımda olduğu kadar blogumda da türlü türlü yeniliklere ev sahipliği yapıyor. Hazır lafı gelmişken şimdiye kadar çok sevdim kendisini, umuyorum aramız açılmaz diye de belirtiyor, yeni yılın kulağını ufacık bir çekiyorum. Her neyse, gelelim sürprizime... Hazır mıyız?  Ver trampetlerle gerilim müziğini hızlı hızlı;   ''  tıpıtıpıtıpı tııııııp''... Duyduk duymadık demeyin! Bu bir   CHALLENGE   , bir    SALANJ   bir   MEYDAN OKUMA  yazısıdır! İstenilen  herhangi bir şekilde adlandırmak ve hunharca katılmak serbesttir! Hodri meydan demeden önce konuyla ilgili bahsetmek istediğim şeyler var. Konumuz '' Apartman Sohbetleri ''. Ve konunun da, soruların da sahibi  İlker Gümüşoluk . YouTube'da videodan videoya zıpladığım bir gün, şans...

Sabahları 5'te uyanmak (Kargalara selam olsun)

 Ey uykucu ahali ve çok sevgili kargalar! Toplanın yamacıma, neden sabah 5’te kalkıyorum, nereden çıktı bu iş ve nereden geliyor  bu motivasyon onu anlatmaya başlıyorum.  Birden fazla motivasyon kaynağım var aslına bakarsanız. Yapmak istediklerim, yarım bıraktıklarım, sabahın sessizliği, gün doğumunun güzelliği, kendime zaman yaratma ihtiyacım falan filan diye başlıklarım uzar gider.  Ama yine de hepsi birlikte toplanıp gelse bile beni yataktan çıkarmaya yetmiyordu. Uyanmak için tek bir şartım vardı; “havanın aydınlanması” .  Sabahın karanlığı bana geceleri uyanıp işe gittiğim günleri hatırlattığı için işi bırakmamla birlikte (bilmeyenler için mini bilgi, hostestim) fark etmeden yeni bir alışkanlık geliştirmiş oldum. Hatta bu alışkanlığın kendime koyduğum bir kural olduğunu sonradan fark edecektim; ''  artık hava aydınlanmadan uyanmana gerek yok, artık karanlıkta kalkmak zorunda değilsin,artık gece uykunu bölmek zorunda değilsin... '' Bunu kendime ödül olar...

Osaka'ya Uçtum!

Turna kuşu bilinen en eski origami figürüdür. Aynı zamanda özel bir anlamı vardır. Bin tane turna kuşu yapan kişi bir dilek hakkına sahiptir. Japonlar güzel dilekleri için turna kuşu yapmayı sihirli bulurlar. Nereden mi biliyorum? Üniversite son sınıftayken keşfedip katıldığım bir origami atölyesinden. Bu atölyeden bana kalan turna kuşu figürü hiç unutmadığım, gözüm kapalı yaptığım bir şey oldu benim için. Origami kağıdı bulduğum zamanlarda şanslıydım. Ama çoğunlukla ya renkli bir kağıdı, ya bir gazeteyi, ya da eski bir kağıt parayı origamiye çevirdim. Hiç bir şey yapamadığım zamanlarda elime bir kağıt alıp katlamayı ve onu kuşa çevirmeyi sihirli buluyorum ben de. Turna kuşu sayım bin oldu mu bilmiyorum. Hala bir dilek hakkım oldu mu bilmiyorum. Büyük dileğim için en baştan oturup bin tane kağıt katlamaya başlasam iyi olur. Ama son zamanlarda evrene gönderdiğim mesajların bir şekilde iletildiğinin de farkındayım. Bundan çok önce, daha origami yapmaya bile başlamadan önce kendime -kend...