Ana içeriğe atla

Apartman Sohbetleri #7 ''Saçmalardan Seçmeler''

12505 metre yükseklikten 750 km hızla herkese selamlar!
Bir yazımda daha konumum dolayısıyla havamdan geçilmiyor, farkındayım. Hatırlarsanız 5 günlük mükemmel bir Barcelona kaçamağı yaptığımı gerek bir önceki yazımda, gerek instagram hesabımda cümle aleme ifşa etmiştim. Şimdi İstanbul’a dönüş yolundayım ve sıra en saçma zevkimi cümle aleme ifşa etmeye geldi. Ey meydan okuma, sen neler yaptırıyorsun insana öyle!
Şimdi bunu açıklayabilmem için yine pılımızı pırtımızı toplayıp benim çocukluğuma gitmemiz gerekiyor.

İtiraf ediyorum, benim çocukluktan beri gizli kuytu köşelere hatıra bırakma huyum var. İlk olarak ne zaman nüksettiğini hatırlamıyorum. Ama bir gün fark ettim ki, yerçekimine ve rüzgara kendini bırakmış herhangi bir şey beni inanılmaz rahatlatıyor. Bunu fark ettiğim andan sonra, taşındığımız eve, hoşuma giden bir ağaca veya herhangi bir şeye, çantaya, bisiklete vesaireye bir şey bağlayıp aklımca hatıra bıraktım.  O bağladığım ipin, kurdelenin veya benzerlerinin ben yokken ve bu yaptığımı çoktan unutmuşken, yerçekimine yenik düşüp yüksekten ayaklarını uzatacak olması, hatta rüzgarlı bir gecede oradan oraya uçuşacak olması beni tuhaf bir şekilde rahatlattı. Bakmayın öyle, saçma bir zevk anlatacağız dedik ya en başında. Ve ben hala aynı şeyden keyif alıyorum. Büyücü müsün sen oraya buraya çaput bağlıyorsun diyebilirsiniz. Olabilirim, gerçek dünyaya ait olmadığımı düşündüğüm sık oluyor zaten.

Çok ama çok zor kurtulduğum en saçma zevkim ise, gözüme veya bir şekilde aklıma takılan bir kelimeyi sırasıyla harf harf azaltarak içimden söylemekti. Örnek mi istiyorsunuz?

Alın size.
.lın size.
..ın size.
…n size.
…. size.
…. .ize.
…. . .ze.
…. . ..e.

Neden diye sormayacağınıza eminim. Çünkü saçma başlığı altında yazılan bir şeyi sorgulamamalıyız.
Ha ama, bundan daha saçma bir zevkiniz olduğunu düşünüyorsanız, gelin kapışalım!

Bu meydan okuma bittiğinde hakkımda ne düşünüyor olacaksınız, gerçekten bilmiyorum. Hatta birinin beni yazılarımdan yola çıkarak, akıl hastanesine kapatmasından da korkuyorum. Ama ne yapalım, sorduk bir kere. Hal öyle olunca da, en dobra cevapların verilmesi gerekiyor.
Ama şunu belirteyim de kafalarda soru işareti kalmasın,

ben deli değilim! 





Not:   Bir ara da kaşık kaşık coffee mate süt tozu yiyordum. Of! 

Sevgiler, 
İlham Kedisi

Yorumlar

  1. Bunlar saçma olmamış absürt zevkler manasız değiller. Bazı insanlar istesede saçma davranamaz sen de bunlardan biriysen demek ki :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Meydan Okuyorum!

Ben geldiiim! Hem de öyle bir geldim ki, ellerim kollarım dolu bir şekilde! Evet, bir sürprizim var. Bu blogda daha önce yapılmamış yepyeni bir şey ile çıkageldim yine. 2017 hayatımda olduğu kadar blogumda da türlü türlü yeniliklere ev sahipliği yapıyor. Hazır lafı gelmişken şimdiye kadar çok sevdim kendisini, umuyorum aramız açılmaz diye de belirtiyor, yeni yılın kulağını ufacık bir çekiyorum. Her neyse, gelelim sürprizime... Hazır mıyız?  Ver trampetlerle gerilim müziğini hızlı hızlı;   ''  tıpıtıpıtıpı tııııııp''... Duyduk duymadık demeyin! Bu bir   CHALLENGE   , bir    SALANJ   bir   MEYDAN OKUMA  yazısıdır! İstenilen  herhangi bir şekilde adlandırmak ve hunharca katılmak serbesttir! Hodri meydan demeden önce konuyla ilgili bahsetmek istediğim şeyler var. Konumuz '' Apartman Sohbetleri ''. Ve konunun da, soruların da sahibi  İlker Gümüşoluk . YouTube'da videodan videoya zıpladığım bir gün, şans...

Sabahları 5'te uyanmak (Kargalara selam olsun)

 Ey uykucu ahali ve çok sevgili kargalar! Toplanın yamacıma, neden sabah 5’te kalkıyorum, nereden çıktı bu iş ve nereden geliyor  bu motivasyon onu anlatmaya başlıyorum.  Birden fazla motivasyon kaynağım var aslına bakarsanız. Yapmak istediklerim, yarım bıraktıklarım, sabahın sessizliği, gün doğumunun güzelliği, kendime zaman yaratma ihtiyacım falan filan diye başlıklarım uzar gider.  Ama yine de hepsi birlikte toplanıp gelse bile beni yataktan çıkarmaya yetmiyordu. Uyanmak için tek bir şartım vardı; “havanın aydınlanması” .  Sabahın karanlığı bana geceleri uyanıp işe gittiğim günleri hatırlattığı için işi bırakmamla birlikte (bilmeyenler için mini bilgi, hostestim) fark etmeden yeni bir alışkanlık geliştirmiş oldum. Hatta bu alışkanlığın kendime koyduğum bir kural olduğunu sonradan fark edecektim; ''  artık hava aydınlanmadan uyanmana gerek yok, artık karanlıkta kalkmak zorunda değilsin,artık gece uykunu bölmek zorunda değilsin... '' Bunu kendime ödül olar...

Osaka'ya Uçtum!

Turna kuşu bilinen en eski origami figürüdür. Aynı zamanda özel bir anlamı vardır. Bin tane turna kuşu yapan kişi bir dilek hakkına sahiptir. Japonlar güzel dilekleri için turna kuşu yapmayı sihirli bulurlar. Nereden mi biliyorum? Üniversite son sınıftayken keşfedip katıldığım bir origami atölyesinden. Bu atölyeden bana kalan turna kuşu figürü hiç unutmadığım, gözüm kapalı yaptığım bir şey oldu benim için. Origami kağıdı bulduğum zamanlarda şanslıydım. Ama çoğunlukla ya renkli bir kağıdı, ya bir gazeteyi, ya da eski bir kağıt parayı origamiye çevirdim. Hiç bir şey yapamadığım zamanlarda elime bir kağıt alıp katlamayı ve onu kuşa çevirmeyi sihirli buluyorum ben de. Turna kuşu sayım bin oldu mu bilmiyorum. Hala bir dilek hakkım oldu mu bilmiyorum. Büyük dileğim için en baştan oturup bin tane kağıt katlamaya başlasam iyi olur. Ama son zamanlarda evrene gönderdiğim mesajların bir şekilde iletildiğinin de farkındayım. Bundan çok önce, daha origami yapmaya bile başlamadan önce kendime -kend...