Ana içeriğe atla

Apartman Sohbetleri #10 ''Mülakat Sorusu''


Şimdi size bir şey söyleyeceğim ama inanmayacaksınız. Ben yine 20 bin feet’in bilmem kaç feet daha üzerindeyken yazıyorum. Son yazılarım hep böyle ayaklarım yerden kesilmişken yazıldı, ayaklar yere değdiğinde yine ülke dışında bir yerlerde iken paylaşıldı. İnanın kasıtlı yapmıyorum ama sanırım ilhamımı uçaklarda alıyorum. 2 haftadır da uçuş yapmadığım için olacak ki, bloga bir yazı yazmak üzere uğrayamıyorum. Sonra da böyle oluyor işte. İlk uçak yolculuğunda yazı yazarken buluyorum kendimi.  ( D u r u m u   i y i   k u r t a r d ı . ) Yalnız yanlış anlaşılmasın. Görevli olduğum bir uçuş değil bu. Öyle zamanlarda böyle bir lüksün adı bile geçemez zaten. Şu an ben 6 günlüğüne Valencia’ya gidiyorum. Bol bol gezmeli, bol bol fotoğraf çekmeli, video çekmeli yeni bir maceraya doğru uçuyorum yani.

Apartman Sohbetleri’ni bitirdiğinizin farkındayım. Ama ben bitti demeden bitmez. Ne de olsa ben evde durmayan ev sahibiyim ve bu meydan okumada hala söyleceklerim, yazacaklarım var. Okumalara doyamayın diye ben geriden geliyorum. Epeyce geriden!

Gelelim Apartman Sohbetleri’nde kaldığım soruya.

 En sevdiğin ve sevmediğin özelliğin nedir?


Hayatım boyunca en sevdiğim ve beni ben yapan şey olduğunu düşündüğüm ve sevdiğim özelliğim bireysel olarak keyifle yaşamayı çok iyi becerebiliyor olmam. Bu özelliğimi sevmem şöyle dursun, aslında bundan epey bir gurur da duyuyorum. Çocukluk hatıralarım hakkında yazdığım yazıları hatırlayacak olursanız, o yaşlarda da beni bir köşede kendi halinde keyifle bir şeyler ile uğraşırken bulabilirdiniz. Bu şimdi de böyle. Sevdiğim şeyleri yapmak için hiç bir zaman birine ihtiyaç duymadım. O istediğim sokak festivaline benimle gidecek birini bulamadım diye gitmekten vazgeçmedim. İtalya’da gitmek istediğim o şehre kendimi ilk uçakla atabilmem için birinin bana takılmasını hiç beklemedim. Nasıl ki 6 yaşımda beni bebeklerine seslendirme yaparak tek kişilik dev kadrolu bir oyun oynarken bulabilirdiniz, şimdi de kitabını alıp bir parka okumaya giderken veya keşfetmek istediği bir kafeye elinde laptopu ile yazı yazmaya giderken bulabilirsiniz.

Buna bağlı olarak motivasyonumu da kendi kendime en üstlere çıkarabilme özelliğim var. Bunun için izlediğim yollar veya oynadığım küçük oyunlar var. Bunlar hep kendiyle yaşamayı başarabilen bir insanın hayatta kalabilme taktikleri.
Sonra bir de unutabilme özelliğim var ki, bu kriz yönetimim için adeta bir veli nimet. Olaya değil sonrasına odaklan, ve sonra toptan unut gitsin. Oh be! Her konuda başarabilmek hayattaki hedeflerimden ama çoğunluğu sağlayabilmiş olmam da gayet güzel bir durum diye düşünüyorum.

İnsan bir huyunu hem sevip hem de sevmeyebilir. Bence mümkün. Unutma huyum iyi güzel de, bazen bu konudaki programlanmam yanlış olabiliyor. Hiç unutulmaması gereken bir şeyi unutmama ve akabinde mis gibi potlar kırmama sebep olabiliyor. Ya da biri bana geçmiş bir olayı hatırlatmak istediğinde ben geçici hafıza kaybımın bir özellik olduğunu açıklamakta zorlanıyorum.

Eskiden topluluk önünde konuşma yapma gibi bir fobim vardı. Böyle bir şey yapmak zorunda olduğum zamanlarda yüzüm kıpkırmızı olurdu. Hiç ama hiç sevmezdim bu özelliğimi. Neyse ki onu şu an yaptığım iş sayesinde aştım. Beynimden aşağı kaynar sular döktürecek kadar utanç verici bir durum yaşamadıysam kızarmıyorum. Ama yine de ellerimin titremesini durduramıyorum. Bir de ellerin buz gibi kesilmesi olayı var. Bununla ilgili size bir olay anlatayım.
Eğitime gidip geldiğimden bahsetmiştim. Geçen gün sınıfta bir konuyu sunmam gerekiyordu. Misler gibi anlattım, sınıfı sorularla konuya dahil ettim, sesim çatlamadı, yüzüm kızarmadı. Estiriyorum yani. Üstelik hoca da demesin mi, ne güzel bir hitabın ve ses tonun var diye. Değmeyin keyfime. Ama görmedikleri, göremedikleri şey hafif titreyen buz gibi ellerimdi. Sürekli ellerimi kullanarak, jestler yaparak fark edilmesinin önüne geçiyordum, ki işe de yaramış. Şundan da kurtuldum mu gerçekten sevineceğim.

Duygusallığımı da sevmiyorum. O göz yaşları pıtı pıtı çok çabuk akıyor. Hani böyle tetikte bekliyorlar da ‘’Aaa olay var hemen akalım ortamlara’’ dercesine bi halleri var meretlerin. Nasıl olucak böyle hiç bilmiyorum ama neyse.

Bende durumlar böyle işte sevgili blog.


Meydan okumaya katılıp bitirenlere binlerce teşekkür. O kadar harika şeyler çıktı ki. Bir de müthiş etkileşimler oldu. Bu sayede çok güzel bloglar keşfettim ve artık okuma listemde daha çok ve daha keyifli zaman geçiriyorum onlar sayesinde. Benim gibi geriden gelenlere, canı istediği zaman istediği soruyu yazacak olanlara da hala bol şans ve mutlu yazmalar diyorum.


Valencia’da görüşmek üzere!

Not: Şu solda görmüş olduğunuz güzel ''fallas'' pazar günü yakılacak. Ve şu an Valencia'da bunun gibi şaheserlerden onlarca var. Anlayacağınız tam şu an Valencia'dayım!

Apartman Sohbetleri- Nilperi Şahinkaya



Sevgiler,
İlham Kedisi

Yorumlar

  1. Ama yakmasınlarr ben cok begendim :) iyi yolculuklar iyi eglenceler size :) insanin baska birilerine ihtiyac duymamasi cok önemli.Ben henüz öyle olamadm haha ve hala toplumda utanabiliyorum konusurken :)

    Sizi blogumda görmekten gurur duyarım.banada gelsenize :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Meydan Okuyorum!

Ben geldiiim! Hem de öyle bir geldim ki, ellerim kollarım dolu bir şekilde! Evet, bir sürprizim var. Bu blogda daha önce yapılmamış yepyeni bir şey ile çıkageldim yine. 2017 hayatımda olduğu kadar blogumda da türlü türlü yeniliklere ev sahipliği yapıyor. Hazır lafı gelmişken şimdiye kadar çok sevdim kendisini, umuyorum aramız açılmaz diye de belirtiyor, yeni yılın kulağını ufacık bir çekiyorum. Her neyse, gelelim sürprizime... Hazır mıyız?  Ver trampetlerle gerilim müziğini hızlı hızlı;   ''  tıpıtıpıtıpı tııııııp''... Duyduk duymadık demeyin! Bu bir   CHALLENGE   , bir    SALANJ   bir   MEYDAN OKUMA  yazısıdır! İstenilen  herhangi bir şekilde adlandırmak ve hunharca katılmak serbesttir! Hodri meydan demeden önce konuyla ilgili bahsetmek istediğim şeyler var. Konumuz '' Apartman Sohbetleri ''. Ve konunun da, soruların da sahibi  İlker Gümüşoluk . YouTube'da videodan videoya zıpladığım bir gün, şans...

Sabahları 5'te uyanmak (Kargalara selam olsun)

 Ey uykucu ahali ve çok sevgili kargalar! Toplanın yamacıma, neden sabah 5’te kalkıyorum, nereden çıktı bu iş ve nereden geliyor  bu motivasyon onu anlatmaya başlıyorum.  Birden fazla motivasyon kaynağım var aslına bakarsanız. Yapmak istediklerim, yarım bıraktıklarım, sabahın sessizliği, gün doğumunun güzelliği, kendime zaman yaratma ihtiyacım falan filan diye başlıklarım uzar gider.  Ama yine de hepsi birlikte toplanıp gelse bile beni yataktan çıkarmaya yetmiyordu. Uyanmak için tek bir şartım vardı; “havanın aydınlanması” .  Sabahın karanlığı bana geceleri uyanıp işe gittiğim günleri hatırlattığı için işi bırakmamla birlikte (bilmeyenler için mini bilgi, hostestim) fark etmeden yeni bir alışkanlık geliştirmiş oldum. Hatta bu alışkanlığın kendime koyduğum bir kural olduğunu sonradan fark edecektim; ''  artık hava aydınlanmadan uyanmana gerek yok, artık karanlıkta kalkmak zorunda değilsin,artık gece uykunu bölmek zorunda değilsin... '' Bunu kendime ödül olar...

Osaka'ya Uçtum!

Turna kuşu bilinen en eski origami figürüdür. Aynı zamanda özel bir anlamı vardır. Bin tane turna kuşu yapan kişi bir dilek hakkına sahiptir. Japonlar güzel dilekleri için turna kuşu yapmayı sihirli bulurlar. Nereden mi biliyorum? Üniversite son sınıftayken keşfedip katıldığım bir origami atölyesinden. Bu atölyeden bana kalan turna kuşu figürü hiç unutmadığım, gözüm kapalı yaptığım bir şey oldu benim için. Origami kağıdı bulduğum zamanlarda şanslıydım. Ama çoğunlukla ya renkli bir kağıdı, ya bir gazeteyi, ya da eski bir kağıt parayı origamiye çevirdim. Hiç bir şey yapamadığım zamanlarda elime bir kağıt alıp katlamayı ve onu kuşa çevirmeyi sihirli buluyorum ben de. Turna kuşu sayım bin oldu mu bilmiyorum. Hala bir dilek hakkım oldu mu bilmiyorum. Büyük dileğim için en baştan oturup bin tane kağıt katlamaya başlasam iyi olur. Ama son zamanlarda evrene gönderdiğim mesajların bir şekilde iletildiğinin de farkındayım. Bundan çok önce, daha origami yapmaya bile başlamadan önce kendime -kend...