Ana içeriğe atla

Apartman Sohbetleri #8 '"Bütün Çılgınlar Sever Beni"

Çok ara verdim gibi görünse de bu meydan okumanın bitmesini hiç istemediğimden yazmalara kıyamıyorum desem bana inanır mısınız? İnanmadınız, peki. Çok yoğunum be blog, öyle böyle değil! Ama zaman yaratmak için en küçük anı bile değerlendirmek zorundayım artık. Kendimi buna zorluyorum. O yüzden öğle arasında geçtim bilgisayarın karşısına ve sana yazıyorum.

Nasıl yani? Bu kız hostes değil miydi yahu? Öğle arası mı oluyor onlarda da gibi bir kafa karışıklığı yaşar gibi olduysanız eğer, hemen olduğunuz yerde kalın. Çünkü birtakım geçici değişiklikler söz konusu.

Açıklayayım. Mart ayı itibariyle bir ay boyunca yerde ve normal mesai düzeninde çalışacağım. Yani adeta normal bir insan olacağım. Damarlarında basınç dolaşan bir insan için, böylesine düzenli bir hayat başlarda zor gibi görünse de şu an halimden fazlasıyla mutluyum. Haftasonları düzenli boş günümün olması, sabahları kalktığım saatin belli olması, eve kaçta geleceğimin belli olması… Yani işin özüne bakarsak, birşeylerin ‘’belli’’ olması ne büyük nimet ve mutlulukmuş, onu tadacağım bu süreç boyunca. Mutlu Keçi ve Kahve’nin yaptığı gibi mart kararları ile ilgili bir yazı da ben yazsam iyi olacak sanırım. Çünkü yapmayı istediğim o kadar çok ‘’normal’’ aktivite var ki! Normalleşme sürecimde bu istediklerimi düzenli bir şekilde yapabilmem için yazmam şart. Durun bakalım, belki paylaşırım da.
Meydan okumada kaldığım yerden devam ediyorum.
Kendi cevabımı düşünmeden, utanmadan sorduğum bir soru var sırada.

En büyük çılgınlığın nedir?

Benim hiç çılgınlıklarım olmadı ki, içlerinden bir de en büyüğünü seçebileyim. Deliyim, ama çılgın değilim. Couchsurfing profilimi oluştururken de bu soruyla karşılaşmıştım. O da yaptığın en çılgın şey diye sormuştu ve ben de ‘’henüz değil’’ yazmıştım. Aklımda acayip çılgın bir fikir de yoktu, hani gerçekleştirince profile geri gelip güncelleştirmeyi planladığım. Sonra üniversite bitti, işim hosteslik oldu falan ben de yeniden gittim profile ve o soruya cevap verdim, ‘’Yaptığım en çılgın şey, bulutların üzerinde çalışıyor olmak’’ diye. Bizim meslekteki insanlar arasında da hep ‘’biz normal değiliz, normal olsak bu işi yapamazdık’’ diye bir sohbet vardır. Hatta sevgilisi, eşi havacılığa bulaşmamış kişiler ‘’eşim bizden değil, o normal insan’’ der. 
Şimdi benim bu bir aylık normal mesai, siz normal insanları anlamamı sağlayacak. Beni aranıza kabul edebilir misiniz? Hem belki bir vesile olur, bu düzeni severim ve ben de hayatımı yeniden şekillendirme kararı alırım. (Hop, verdi yine ipucunu hemmen konuyu değiştirsin.)

Hani şu yeni yıl kararları ile ilgili konuşmuştuk ya… Orada da aşırı çılgın şeyler yazmadım ben. En çılgını olarak sayabileceğim bir günlüğüne Berlin’e gitmek var. Sabah ilk seferle gidip tüm gün, tüm gece dolaşıp geceyi havalimanında konaklamadan geçirmek ve yine ilk seferle dönmek olarak. Tek bir sırt çantası ile bir şehri yorgunluktan ölesiye, hızlıca yaşamak teması adı altında ve tamamen gezgin ruh ile. Sevdiniz mi?

Bir diğer çılgını da, Mert Fırat ile tanışmak. Hakikaten yazıyordu bu listemde. Ve birşey diyeyim mi, ben bunu gerçekleştirdim. Bir ay önceden, gidememe ihtimalime rağmen  Moda Sahnesi’ndeki ‘’Bütün Çılgınlar Beni Sever’’ oyunu için biletleri aldım. Bir arkadaşımı da bana eşlik etmesi için mecbur bıraktım ve sonra bir ay boyunca programımın çıkmasını bekledim. Sonunda oyunun olduğu güne boş olduğumu ve gidebileceğimi öğrendiğimde mutluluktan havalara uçuyordum. (Yine uçuyordum.)
Oyun efsane mi efsaneydi! Yüksek enerjili, inanılmaz eğlenceliydi. Gitmenizi kesinlikle öneriyorum. 4. sezonunda hala oynanıyor ve biletlere şuradan ulaşılabilir.
Oyun bittiğinde aklımdaki tek şey defterimdeki maddeydi;
‘’Mert Fırat’la tanış!’’, ‘’…tanış…’’, ‘’ t a n ı ş ‘’!!  Do it, do it!

‘’Ya beklesek mi ya, belki çıkar burdan’’

‘’Hömm, bilmem ki…’’

‘’Dur ben bir sorayım.’’

Üç saniye içinde öğreniyorum ki, aynı çıkıştan ayrılıyormuş oyuncular da. Pusuya yatıyorum ben de ve sonrasında hedefe ulaşılıyor, aşağıdaki fotoğraf elde ediliyor.




Heyecandan konuşamayıp hebele hübele ettiğim için kendisiyle tanışıklığım toplam kaç dakika sürdü gerçekten emin değilim.  Bu arada oyunun adı , meydan okumanın bu sorusunu düşündüğümüz zaman oldukça manidar olmuyor mu?


Soruların tam hali için 
 b u r a y a  T I K T I K.Ve meydan okuma ile ilgili merak edilenler ile ilgili detaylı yazıya da b u r a d a n   T I K T I K.


Sevgiler,
İlham Kedisi

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Meydan Okuyorum!

Ben geldiiim! Hem de öyle bir geldim ki, ellerim kollarım dolu bir şekilde! Evet, bir sürprizim var. Bu blogda daha önce yapılmamış yepyeni bir şey ile çıkageldim yine. 2017 hayatımda olduğu kadar blogumda da türlü türlü yeniliklere ev sahipliği yapıyor. Hazır lafı gelmişken şimdiye kadar çok sevdim kendisini, umuyorum aramız açılmaz diye de belirtiyor, yeni yılın kulağını ufacık bir çekiyorum. Her neyse, gelelim sürprizime... Hazır mıyız?  Ver trampetlerle gerilim müziğini hızlı hızlı;   ''  tıpıtıpıtıpı tııııııp''... Duyduk duymadık demeyin! Bu bir   CHALLENGE   , bir    SALANJ   bir   MEYDAN OKUMA  yazısıdır! İstenilen  herhangi bir şekilde adlandırmak ve hunharca katılmak serbesttir! Hodri meydan demeden önce konuyla ilgili bahsetmek istediğim şeyler var. Konumuz '' Apartman Sohbetleri ''. Ve konunun da, soruların da sahibi  İlker Gümüşoluk . YouTube'da videodan videoya zıpladığım bir gün, şans...

Sabahları 5'te uyanmak (Kargalara selam olsun)

 Ey uykucu ahali ve çok sevgili kargalar! Toplanın yamacıma, neden sabah 5’te kalkıyorum, nereden çıktı bu iş ve nereden geliyor  bu motivasyon onu anlatmaya başlıyorum.  Birden fazla motivasyon kaynağım var aslına bakarsanız. Yapmak istediklerim, yarım bıraktıklarım, sabahın sessizliği, gün doğumunun güzelliği, kendime zaman yaratma ihtiyacım falan filan diye başlıklarım uzar gider.  Ama yine de hepsi birlikte toplanıp gelse bile beni yataktan çıkarmaya yetmiyordu. Uyanmak için tek bir şartım vardı; “havanın aydınlanması” .  Sabahın karanlığı bana geceleri uyanıp işe gittiğim günleri hatırlattığı için işi bırakmamla birlikte (bilmeyenler için mini bilgi, hostestim) fark etmeden yeni bir alışkanlık geliştirmiş oldum. Hatta bu alışkanlığın kendime koyduğum bir kural olduğunu sonradan fark edecektim; ''  artık hava aydınlanmadan uyanmana gerek yok, artık karanlıkta kalkmak zorunda değilsin,artık gece uykunu bölmek zorunda değilsin... '' Bunu kendime ödül olar...

Osaka'ya Uçtum!

Turna kuşu bilinen en eski origami figürüdür. Aynı zamanda özel bir anlamı vardır. Bin tane turna kuşu yapan kişi bir dilek hakkına sahiptir. Japonlar güzel dilekleri için turna kuşu yapmayı sihirli bulurlar. Nereden mi biliyorum? Üniversite son sınıftayken keşfedip katıldığım bir origami atölyesinden. Bu atölyeden bana kalan turna kuşu figürü hiç unutmadığım, gözüm kapalı yaptığım bir şey oldu benim için. Origami kağıdı bulduğum zamanlarda şanslıydım. Ama çoğunlukla ya renkli bir kağıdı, ya bir gazeteyi, ya da eski bir kağıt parayı origamiye çevirdim. Hiç bir şey yapamadığım zamanlarda elime bir kağıt alıp katlamayı ve onu kuşa çevirmeyi sihirli buluyorum ben de. Turna kuşu sayım bin oldu mu bilmiyorum. Hala bir dilek hakkım oldu mu bilmiyorum. Büyük dileğim için en baştan oturup bin tane kağıt katlamaya başlasam iyi olur. Ama son zamanlarda evrene gönderdiğim mesajların bir şekilde iletildiğinin de farkındayım. Bundan çok önce, daha origami yapmaya bile başlamadan önce kendime -kend...