30 Mart 2017 Perşembe

Yıllık İzin Macerası- Roma ve Floransa

Kasım'ın son haftasında yıllık iznim gelip çattığında uçmak istediğim yer İtalya'ydı!
İtalya sevdamı bilenler için hiç şaşırtıcı değildi bu kararım. Hatta daha önce gittiğimi bilenlerin tepkileri sadece ''Yine mi?'' oluyordu. Evet yine, yeniden! Hatta o kadar ''yeniden'' ki, İtalya'da daha önce zaten gördüğüm iki yeri görmeye gideceğim sırf. Çünkü ben, seyahat ettiğim yerin ruhunu yaşamayı seven bir gezginim. Haritada ''gittim'' diye gösterebileceğim farklı varış noktaları seçmenin keyfi apayrı olsa da, ''yaşadım'' diye işaretleyebileceğim şehirler biriktirmek benim için daha tatmin edici. O yüzden ruhu olan, hele ki benim için yeri ayrı olan şehirlere iki kere gitmekten çekinmeyeceğim gibi, her fırsatta gitmeyi de dilerim.

Roma ve Floransa benim için tam da bu tariflere uyan iki büyülü şehir. Ve gerçekten, hayatımın farklı dönemlerinde bu iki yerde bulunmayı, ruhunu yaşamayı, anılarımı canlandırmayı hep isteyeceğim.

Gezimi sırasıyla Roma ve Floransa olarak planladım ve gerçekleştirdim. Ancak değinmek istediklerim sebebiyle yazmaya tersten başlayacağım.

Floransa...

İlk gidişim bundan 3 yıl önceydi. Üniversitedeyken başvurduğum ve kabul aldığım bir Avrupa Gönüllü Hizmeti-Gençlik Değişimi Programı kapsamında gerçekleştirilecek iki haftalık bir proje için Türkiye'yi temsilen seçilen 6 kişi ile birlikte Empoli'de kalacaktık. Bu benim ilk yurtdışı tecrübem olacaktı. Türkiye dışında, Estonya, Avusturya, Portekiz ve İtalya'dan altışar kişilik gruplar ile iki hafta boyunca ''İnsan Hakları'' temalı proje için çalışmalar yapmıştık. İlk defa ingilizceyi yabancılarla konuşma şansını yakalamıştım. Empoli'de geçirdiğim o iki hafta çekingenliklerimi attığım, farklı ülkelerden hala devam ettirdiğim arkadaşlıklar kurduğum ve ayrıca İtalya'ya aşık olmakla ne de doğru bir şey yaptığımı anladığım inanılmaz bir deneyimdi. Proje devam ederken bir gün Floransa gezisi yapmıştık tüm katılımcılarla. Ve ben o görkemli Duomo meydanında başımın döndüğü ilk günü, bu gittiğimde yeniden yaşadım.

Ponte Vecchio



Geçtiğim her yolu hatırlamanın müthiş keyfini sürdüm. İlk defa yurtdışına çıkarken hissettiğim heyecan ve tedirginlik karışımı o duyguların yerinde eseri kalmadığını gördüm. O kadar ki, tek başıma yapıyordum seyahatlerimi artık.

Yıllar sonra yeniden bu harika yerde tek başımaydım, hiç korkusuzdum ve özgür hissediyordum. Daha güzeli de 3 yıl sonra yeniden Floransa'ya geliyorum dediğimde projeden tanıdığım İtalyan arkadaşlarımdan bazıları ile buluşma planı yaptık. Ve böylece geldiğim ilk günün akşamı Marco, Floransa'ya geldi. Floransa'nın ışıklarla süslü sokaklarını gezerken son üç yılda neler olup bittiğinden konuştuk.
İlk defa geldiğimde bulamadığım bronz domuz heykelini bulmama yardımcı oldu. Gidip dileğimi diledim bronz domuzun burnunu okşayarak. Ama yazının sonundaki videoda göreceğiniz sebepten ötürü, domuzcuk bu dileği pek gerçekleştirmek istemedi.


Ertesi gün ilk iş bir harita edinerek görmek istediğim yerleri üçe böldüm ve kendi gezi planımı böylece yaptım. Kaldığım yer,  ''Wow Florence Hostel'' , gördüğüm kadarıyla sadece gençlerin tercih ettiği bir yerdi ve o açıdan kaldığım yeri de çok sevmiştim. Akşamları sürekli elinde haritasıyla ortak salonda oturan turistler oluyordu ve ben de yanlarına yaklaşıp sohbete misafir oluyordum.
Sabah kahvaltısından sonra haritamı ve notlarımı alıp Duomo'yu uzaktan gören terasta kahvem ile planlarımı gözden geçirmek güne başlarken yapmayı en çok sevdiğim şeydi.
Floransa'da kaldığım hostelin teras manzarası- son sabahımdan




Floransa'da her yere yürüdüm. Gidilecek yerlerin hep yürüme mesafesinde olmasının yanı sıra, yürümekten en keyif alacağınız yerlerden biri olduğunu da söylemeliyim. İhtiyacınız olan tek şey, bir harita. Daha önce sadece haritaya bağlı kalarak her yeri elimde koymuş gibi bulabildiğim bir yer olmamıştı.
 Her sokağına girin, her yerinde kaybolun. Göreceksiniz ki, bu şehirde kaybolmak imkansız. Nasıl oluyorsa oluyor her zaman yolun sonu Duomo'ya çıkıyor.
Floransa sokakları gizli kalmış kahvecileri, el yapımı ürünlerin olduğu zevkli dükkanları ve daha niceleri ile keşfedilmeyi bekleyen büyülü bir dünya. Tadını çıkarın.




Daha sonraki günün akşamı, diğer arkadaşlarımı görmek için trenle 20 dakika mesafedeki Empoli'ye gittim. Yine anılarımızı konuştuk, değişimlerden bahsettik. Güzel bir İtalyan yemeği ile hayallerimizi konuştuk. Bir taraftan Toscana'nın eşsiz kırmızı şaraplarını yudumladık.

Sol baştan; ben, Marco, Francesca, Laris
Empoli'deki akşam yemeğimizden.

Roma...

Yıllarca hayalini kurdum.

Neden bilinmez, ilkokulda başladım ben Roma diye sayıklamaya. Hangi film etkiledi, hangi fotoğraf büyüledi de ben o yaştan bu yaşa kadar hep ''En çok nereye gitmek isterdin'' denildiğinde düşünmeden neden Roma dedim, gerçekten hatırlamıyorum. Ama bir süre sonra takıntı haline geldiğini ve hayallerime konum olarak belirlediğimi hatırlıyorum. Ortaokulda hikayeler yazıyordum. O yazdığım hikayelerin geçtiği yer, benim hiç gitmediğim Roma oluyordu mesela. Tasvir edemiyordum, ama hayal edebiliyordum. Sonra işim sayesinde bir gün bir kaç saatliğine ve tek geceliğine Roma'ya uçtum. O günü ve hissettiklerimi blogda, şurada bir fragman olarak yazdım ve yeniden gelebilmeyi diledim.


Aradan çok zaman geçmedi. Kendi dileğimi kendim gerçekleştirdim ve işte Kasım ayının o son gününde ilk uçakla Romaya bu yüzden uçtum. 
Piazza Spagna

Roma hakkında yazılacak çok şey var. Ama bir o kadar da söyleyecek hiç bir şey yok! Yaşamak zorunda olduğunuz bir atmosfer çünkü Roma. Hakkında anlatmak yerine fotoğraflarını ve videosunu paylaşmayı tercih ediyorum. Fotoğrafları yüklerken, düzenlerken ne kadar özlediğimi hatırladım bir yandan. O kadar seviyorum ben burayı işte! İki kez gitmek de yetmedi, yetmeyecek.



Aklınıza, ''Ya Arzu iyi güzel de, sen yalnız mı geziyorsun böyle'' diye sormak gelebilir. Yeap!
Roma ve Floransa turum yalnız planladığım ve yalnız başıma turist olmanın keyfini sürdüğüm bir haftalık tatilimdi. Kalacak yerleri booking.com üzerinden ayarlamıştım. Çok incelemeden, sadece fiyata ve konuma odaklanarak bulduğum hostellerde kalmayı tercih ettim. Karma odalarda kalmadım, çünkü yalnız seyahat konusunda her ne kadar çok cesur olsam da yalnız başıma kalabalık ve tanımadığım insanlarla uyumayı tercih edemiyorum.
Yalnız seyahat ile ilgili size onlarca sevilesi madde sıralayabilirim. Bu apayrı bir yazı konusu.
 Ama en başında ''kendini dinlemek'' gelecek... Canın ne istiyor, nerede ne kadar oyalanmak istiyorsun, gözüne ne güzel geldi ve nerede durup soluklanmak istiyorsun. İç sesine odaklanmak ve kendinle ne kadar iyi anlaşabildiğini göremek için yalnız seyahat etmek harika bir fırsat. Kimseyi değil, sadece kendini ve bulunduğun yeri düşünmek inanılmaz bir özgürlük. Her zaman seyahatlerinizde size uyabilecek kafa dengi birini bulamıyorsanız, kendiniz ne güne duruyorsunuz?  Birini bulamadığın için neden gitmek istediğin yere gitmeyi hep erteliyorsun ki. Al o bileti ve kendinle bir gezi planla.
Gerçekten dinlendiğini hissedeceksin.


Belki zor olan ve sizi yer yer sıkıntıya sokan tek şey, bu müthiş manzaraların önünde bir fotoğrafınızın olamayacak olması. Tam da bu amaca hizmet eden selfie çubukları var neyse ki! Bir de sizin gibi turist olanlara pıtı pıtı yaklaşıp ''ihih fotoğrafımı çeker misiniz'' diye sırnaşması var. Karşılığında siz de onun fotoğrafını çekersiniz, iki de sohbet edersiniz olur biter.


Bir de Roma'da yaşayan bir arkadaşımdan bahsetmek istiyorum.

Gideceğim kesinleşince Roma'da yaşayan arkadaşım Elisa'ya yazdım. İnanmayacaksın ama ben geliyorum dedim. Elisa inanmadı, inanamadı! Bu kadar şaşırmasının sebebi bizim Elisa ile daha önce hiç yüz yüze buluşmamış olmamızdı. Hikayeyi baştan anlatayım.
İtalya projesinden döndükten sonra tekrar gitmeye ve hatta bir gün İtalya'da yaşamaya and içmiştim resmen. O kadar ki ''busuu.com'' sitesinden kendi kendime İtalyanca öğrenmeye çalışıyordum. Bu sayede bir kaç kişi ile daha tanışmıştım ama İtalyanca işi tek başıma halledebileceğim bir şey değildi. Ben böyle full motivasyon ''italiano vero'' şarkıları söylerken bir gün instagram hesabımda bir fotoğrafın altına ingilizce bir yorum geldi ''saçların çok güzel'' diye. Aaa teşekkürler, falan derken biz bu hesapla bir kız dayanışması kurarak birbirimizi takip etmeye başladık. O zamanlar öyle instagram direct mesajlaşma özelliğiydi, oydu buydu yok. Fotoğrafların altında yorumlaşarak sohbet ediyoruz. Bir de öğrendim ki, bu kız Roma'da yaşayan bir İtalyanmış meğer. Ah, dedim ''ben İtalya'ya bayılırım''. Derken derken biz önce Facebook'ta arkadaş olduk. Sonra whatsapp'da konuşmaya başladık ve bir de baktık ki birbirimize mektuplar yazıyoruz, hediyeler gönderiyoruz. Bazen o bulunduğu güzel bir atmosferden bana ses kaydı gönderiyordu, bazen ben ona yaşadığım bir olayı anlatıyordum. Birbirimizi sanal ortam dışında hiç görmemiş olmamız önemli değildi. Bu kızla konuşmak çok samimi bir şeydi ve uzun süre birbirimizden haber alamasak endişelenip, özlüyorduk bile. Bir gün denk gelebilir miyiz diye de hep düşünüyorduk. Ve arkadaşlığımız neredeyse 3 yıla yaklaşmışken ben Roma'ya geliyorum dedim. Geldiğimin ilk akşamı İspanyol merdivenlerinin orada buluştuk. Bir çığlık atıp sarılmamız vardı ki, görülmeye değerdi. ''Sen gerçeksin, inanmıyorum!!'' deyip kahkahayı bastı sonra. Arkadaşı Chiara ile tanıştım. Ona tanışma hikayemizi en baştan anlattık ve anlatırken şu an bulunduğumuz yere ve ana defalarca kez daha şaşırdık.
Roma'da kaldığım süre boyunca gündüzleri tek başıma şehrin altını üstüne getirdim. Akşamları Elisa işten çıkınca buluştuk ve bu kez Roma gecelerini birlikte keşfettik. Ben onun tüm samimi arkadaşlarıyla, ailesiyle ve hatta köpeği ile bile tanıştım.



Hikayenin özüne gelirsek, internetten tanıştığım arkadaşımla Roma'yı hayal ettiğimden çok daha güzel yaşadım. Hayali arkadaşlığımızı gerçek kıldık. Fotoğraflar da ispatı!


Elisa :)
Aslına bakarsanız dünya eskiden bu kadar küçük değildi. Artık dünyanın her yerindeki insanlar avucumuzun içinde gibi. Biriyle iletişim kurmak o kadar kolay bir hale geldi ki. En yakın arkadaşınız hangi ülkede yaşıyor bilemezsiniz. Ama bilmek isterseniz, iletişim kurmaktan hiç çekinmeyin. İşte benim örneğim ve hikayem.

Benimle daha detaylı gezmeniz için sizi YouTube'a davet ediyorum. Yalnız seyahat ediyorum dedimse de, bana eşlik etmenizi çok isterim efenim! :)

Vlog işinde kendi görüntülerimi koymaktan çekiniyordum ilk başta. Ama ilk videodan sonra bu konudaki çekingenliğimi biraz biraz kırmaya başladım. Artık videolarda az da olsa bıdı bıdı konuşuyorum.
Böyle böyle kanalımda şimdiden üç videom oldu.

Uçulacak yeni yerlerde ve hikayelerde görüşmek üzere!



Sevgiler,
İlham Kedisi



Share:

1 yorum:

  1. Roma' yı ben de sayıklıyorum nedense. Bir türlü gidemedim:) Güzel bir paylaşım elinize sağlık.

    YanıtlaSil

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Hakkımda

Fotoğrafım

Siz şimdilik beni blog yazan bir İlham Kedisi olarak tanıyın.

İlham'ın İzleyenleri

Bu Blogda Ara

Yazılardan haberim olsun dersen buraya mail adresini bırakabilirsin.

Severek okuduklarımdan

Instagram

E-Mail

ilhamkedisi@gmail.com