Ana içeriğe atla

Apartman Sohbetleri #11-12 ''Maço the Cat''

Onbirinci soru sormuş. Karşı cins karşısında en çok utandığın an neydi diye. Hah, ben mi utanacağım? Dişimde maydonoz kalmadıysa hiç de utanamam kimse kusura bakmasın demek istiyorum ve hemen diğer soruya zıplıyorum.

En maskulen yanın nedir?


En maskulen yanım gerçek bir maço oluşum. Net! Şaşırdınız değil mi?

Maçoluğumun kimlere olduğunu söylediğimde ise daha da şaşıracaksın sevgili blog. Küçükken fark edildi mesela bu yanım. Küçücük başımla anneme yan baktığını gördüğüm bi erkeğe ayar olmamla baş gösterdi. ‘’Anne sana bakıyo, niye bakıyo’’ diye sinirlenir,  kaşlarımı çatarak adama kitlenirdim. Bir tek bakış daha atmaya cesaret ederse, ki edemez çünkü ayar olmuş halim korkunçtur, fena olabilirdi. Hiç olmadı. Annem de ''saçmalama dön önüne bakma adama'' diye sakinleştirir, ben de ''hayret bişi yaa cık cık cık'' diyerek ilgili kişiye son bir pislik bakış fırlatır dönerdim önüme. Bu maskulenlik günümüze kadar ulaştı. Bana bakan, laf atan falan oldu mu yine o 3 numaralı pislik bakışımla kitleniyorum herife, o kesin. İstanbul’a taşınacağım zaman annemin nasihatleri arasında şöyle birşey vardı mesela,

‘’Bak kızım, bakan eden olursa görme. Laf falan söyleme bak söz mü?’’
‘’Üf anneeeğ’’
‘’Bak valla başına iş gelir aaa, aklım sende zaten söz ver!’’
‘’Ya tamam aaa…’’

Söz veremiyorum bu konuda. Çünkü kendimi geçtim, arkadaşlarıma benim yanımda yan gözle bakılması bile kanı beynime sıçratabiliyor bazen. Sana ne oluyo dimi, ama yok işte. Sanki benim yanımda gezen benim namusummuş gibi mi oluyo noluyo valla ben de bilmiyorum ama yanımda lakayt bi şekilde arkadaşıma konuşan oldu mu bir anda kendimi ‘’Ne demek istiyo bu şimdi’’ diye sesli atarlanırken veya el kol yaparken buluyorum. Zaten ilgili kişi benimle göz göze gelmesinin üçüncü saniyesinde taş oluyor, bir daha laf atmak şöyle dursun bizim tarafa bakamıyor, dili falan hep lal oluyor. Ben erkek olsam, tesbihim falan olurdu eminim. Bir de öyle mahallemde racon kestirmez, alırdım aşağı o da net.

Irsi olacak ki, erkek kardeşimde de var bu özellik. Hadi onun cinsiyeti ile örtüşüyor yine. Yanımda yürürken bir triplere giriyor. Yola bakmıyor da, bana bakan var mı diye radarları açıyor adeta.

‘’Sanki ilk defa kız görüyo’’ diye bi başladı mı eyvaaah o beni de geçiyor.

‘’Yok be çocuum, bana bakmıyo’’
‘’Sen bakma o tarafa!’’
‘’Ups….’’

Böyle işte. Çok sivrilmemeye çalışıyorum artık. Annem hala tembihliyo çünkü. Ama damarıma da basılmasın rica ediciğim.


Bu kadar maçoluğun üzerine şuraya ‘’ilham kedisi’’ yazmaya utandım. Bu da feminen yanım işte.

Sevgiler,
İlham Kedisi

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Meydan Okuyorum!

Ben geldiiim! Hem de öyle bir geldim ki, ellerim kollarım dolu bir şekilde! Evet, bir sürprizim var. Bu blogda daha önce yapılmamış yepyeni bir şey ile çıkageldim yine. 2017 hayatımda olduğu kadar blogumda da türlü türlü yeniliklere ev sahipliği yapıyor. Hazır lafı gelmişken şimdiye kadar çok sevdim kendisini, umuyorum aramız açılmaz diye de belirtiyor, yeni yılın kulağını ufacık bir çekiyorum. Her neyse, gelelim sürprizime... Hazır mıyız?  Ver trampetlerle gerilim müziğini hızlı hızlı;   ''  tıpıtıpıtıpı tııııııp''... Duyduk duymadık demeyin! Bu bir   CHALLENGE   , bir    SALANJ   bir   MEYDAN OKUMA  yazısıdır! İstenilen  herhangi bir şekilde adlandırmak ve hunharca katılmak serbesttir! Hodri meydan demeden önce konuyla ilgili bahsetmek istediğim şeyler var. Konumuz '' Apartman Sohbetleri ''. Ve konunun da, soruların da sahibi  İlker Gümüşoluk . YouTube'da videodan videoya zıpladığım bir gün, şans...

Sabahları 5'te uyanmak (Kargalara selam olsun)

 Ey uykucu ahali ve çok sevgili kargalar! Toplanın yamacıma, neden sabah 5’te kalkıyorum, nereden çıktı bu iş ve nereden geliyor  bu motivasyon onu anlatmaya başlıyorum.  Birden fazla motivasyon kaynağım var aslına bakarsanız. Yapmak istediklerim, yarım bıraktıklarım, sabahın sessizliği, gün doğumunun güzelliği, kendime zaman yaratma ihtiyacım falan filan diye başlıklarım uzar gider.  Ama yine de hepsi birlikte toplanıp gelse bile beni yataktan çıkarmaya yetmiyordu. Uyanmak için tek bir şartım vardı; “havanın aydınlanması” .  Sabahın karanlığı bana geceleri uyanıp işe gittiğim günleri hatırlattığı için işi bırakmamla birlikte (bilmeyenler için mini bilgi, hostestim) fark etmeden yeni bir alışkanlık geliştirmiş oldum. Hatta bu alışkanlığın kendime koyduğum bir kural olduğunu sonradan fark edecektim; ''  artık hava aydınlanmadan uyanmana gerek yok, artık karanlıkta kalkmak zorunda değilsin,artık gece uykunu bölmek zorunda değilsin... '' Bunu kendime ödül olar...

Osaka'ya Uçtum!

Turna kuşu bilinen en eski origami figürüdür. Aynı zamanda özel bir anlamı vardır. Bin tane turna kuşu yapan kişi bir dilek hakkına sahiptir. Japonlar güzel dilekleri için turna kuşu yapmayı sihirli bulurlar. Nereden mi biliyorum? Üniversite son sınıftayken keşfedip katıldığım bir origami atölyesinden. Bu atölyeden bana kalan turna kuşu figürü hiç unutmadığım, gözüm kapalı yaptığım bir şey oldu benim için. Origami kağıdı bulduğum zamanlarda şanslıydım. Ama çoğunlukla ya renkli bir kağıdı, ya bir gazeteyi, ya da eski bir kağıt parayı origamiye çevirdim. Hiç bir şey yapamadığım zamanlarda elime bir kağıt alıp katlamayı ve onu kuşa çevirmeyi sihirli buluyorum ben de. Turna kuşu sayım bin oldu mu bilmiyorum. Hala bir dilek hakkım oldu mu bilmiyorum. Büyük dileğim için en baştan oturup bin tane kağıt katlamaya başlasam iyi olur. Ama son zamanlarda evrene gönderdiğim mesajların bir şekilde iletildiğinin de farkındayım. Bundan çok önce, daha origami yapmaya bile başlamadan önce kendime -kend...