Ana içeriğe atla

Sen Dünyaya Gelmeden

Margaret Mazzantini

Bir kadın, Gemma. Gemma'nın aşkı ve yolculuğu... İtalya ve Saraybosna arasında gidip gelen ruhu... Kitap da onun yıllar sonra anılarının peşinden gitmek istediği bir yolculukla başlıyor. Roma'dan Saraybosna'ya gidiyor ve biz onu tanımaya başlıyoruz. 
Her şey berrak başlamışken sırlar ile kaplanıyor sayfaları çevirdikçe. Bu yolculuğa çıkmadan önce bildikleri ile yolculuk esnasında bildikleri bambaşka. Ve bir de yolculuk bittiğinde.
Yaşananları birinci ağızdan, Gemma' dan dinliyoruz. O yüzden de kitaptaki bir çok kahramandan daha önemli bir yeri oluyor benim için. O üzüldüğünde üzülüyorum. O kime kızıyorsa ben de ona kızıyorum çünkü Gemma gibiyim kitap boyunca. Ve ortak korkular yakalıyorum onunla kendi aramda. Benim dile getiremediğim diplerdeki korkularımı o cesur bir dille anlatıyor ve bazen de yaşıyor. Yalnız başladığı hayatında yalnız kalamaz oluyor mesela ve ben de onun gibi yalnız kalmaktan korkuyorum.Yaşadığı şeyler o kadar gerçek ki. Aşkı hem tutkulu hem de kusurlu. O yüzden bu kadar gerçek ve o yüzden rahatsızlık hissi ile tutkuyu okurken yaşatıyor.
Dediğim gibi berrak başlıyor hikaye. Ama üzerinden savaş geçiyor, bir çocuğun doğumu ve yine o çocuğun ölümü geçiyor, gençlik geçiyor, aşk geçiyor ve bunlar geçtikçe bulanıklaşıyor. Gemma ile öğreniyoruz Gemma'nın hikayesini. Ve en sonunda öyle bir şey oluyor ki, olacağını anladığım an kitabı kapatıp sehpama koyuyorum. O sonu bir çırpıda okursam allak bullak olacağım. Bir gece geçsin hikaye dinlensin istiyorum. Ve bu sabah olacaklar ile yüzleşip bitirdim kitabı. Şimdi ben de Gemma gibi kime kızacağımı bilemiyorum.

"Saraybosna' dan ayrılmak üzereyiz. Goyko arabaya doğru yürüyor, onun sırtına bakıyorum. Sırt, senin göremediğin ve başkalarına bıraktığın tarafındır. Gitmeye karar verdiğinde arkanı çevirdiğin omuzların, fikirlerin sırta yüklenir."

"Bir tepki vermem gerek biliyorum, oysa masadaki muşmulalara bakıyorum. Olduğum yerde dururken, böyle yapmamam gerektiğini, bunun daha sonra can yakacağını biliyorum, ağlamak, kırılmak lazım. Aynı eksende kalmak, bulunduğu yerde aynen kalmak, bir milim bile kıpırdamamak tehlikeli. Hiçbir şeye yaramayan bir kahramanlık bu, şeref de hiçbir şeye yaramıyor. 'Havan topu mermisi mi öldürdü onu?' Ve konuşmak normal bir şey."


Bilmeyenler için söyleyeyim, bir de filmi var bu kitabın "Twice Born". Henüz izlemedim. Kitabı aldıktan sonra fragmanını bile izlemedim ki kitabın büyüsü bozulmasın. Az önce izledim fragmanı ve Margaret Mazzantini' nin karakterleri ile filmin oyuncularının ne kadar uyumlu olduğunu gördüm. Tam hayal ettiğim gibi hepsi. Hele ki Goyko, Gemma'nın arkadaşı. Eğer o beni şaşırtsaydı filmi de sevmezdim ama şimdi filmi seveceğimden de eminim.

Bu gece yine Gemma ile aynı yolculuğa çıkacağım ve bu kez Gemma'yı Penélope Cruz canlandırıyor. Bir de Saadet Işıl Aksoy ana kahramanlardan biri olarak oyuncu kadrosunda.
Film IMDB üzerinden 7,1; kitap ise Goodreads'de 4,22 almış.

Uzun zaman olmuştu kitabını okuduğum bir filmi izlemeyeli. Bakalım umarım beğenirim. Bu arada okuduklarınızdan Bosna savaşı ile ilgili ve savaşı daha derinden ele alan roman önerileriniz varsa seve seve alırım. Başlamışken hemen üzerine bir kitap daha eklemek istiyorum çünkü.

Sevgiler,
İlham Kedisi

Yorumlar

  1. Kitabı çok sevmiştim, ağlaya ağlaya okudum. Ama filmi bir türlü seyredemedim, bana da Penelope Cruz hiç Gemma değilmiş gibi geliyor, elim varmıyor bir türlü :)

    Savaşın kendisiyle ilgili değil ama Bosna'yla ilgili iki kitap geldi aklıma, belki okumuşsundur. Biri, Gündüz Vassaf'ın Mostari'si. Savaşın da bahsi geçiyor ama genel olarak oranın insanını çok güzel anlatıyor diye düşünmüştüm. İkincisi de Juli Zeh'in Sessizliğin Gürültüsü. Çıktığı Bosna yolculuğunu anlatıyormuş, insanlar, savaşın izleri, her şey. Aldım ama daha başlamadım okumaya, güzel olduğuna dair bir his var içimde :)

    Bir de Ivo Andriç'in Drina Köprüsü var, köprünün inşasından 1. Dünya Savaşı'na kadar geçen süreyi anlatıyor. Senin aradığından daha eski bir dönem tabii ama çok etkileyici bir kitap. Bazı "Ölmeden Önce Okunması Gereken Kitaplar" listelerine bile girmiş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir sürü kitap önerisiiii fiyuuu !! Çok sevindim çook teşekkür ederim. Gündüz Vassaf'ın öyle bi kitabı olduğunu da bilmiyodum öğrendiğim iyi oldu :)

      Gelelim filme.. Kitabı çok sevenlerin filmi beğeneceğini hiç sanmıyorum ama bu benim fikrim tabii ki. Ama şöyle ki filmi bitiremedim bile yarısında kapattım öyle söyleyeyim sen anla. Ne kitaptaki olaylara ne karakterlere hiç bir saygı duyulmamış her şey çok yüzeysel her şey çok ruhsuz ve bambaşka bir şekilde işlenmiş. Dayandım dayandım ama yarısına kadar. Hayatımda ilk defa sinirlenip bir filmi kapattım. Kitabı okumasam rahatsız olmazdım belki ama filmdeki konuların da hiç birini anlamazdım. Gemma'yı da hiç sevmezdim şüphesiz. Ne kadar önemli detay varsa geçilmiş, senaryoda saçma sapan yerlere düzensizce yerleştirilmiş, oyunculuklar desen karakterlerin hakkını hiç verememiş.

      Yani özetle, bana kalırsa film kitabın üzerine büyük bir gölge düşürmekle kalmıyor, her bir sayfasına da ihanet ediyor. Bu zamana kadar elin gitmemiş ya varmış bi hikmeti bence :) hiç bulaşma diyorumm, sevgilerimi gönderiyorumm :))

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Meydan Okuyorum!

Ben geldiiim! Hem de öyle bir geldim ki, ellerim kollarım dolu bir şekilde! Evet, bir sürprizim var. Bu blogda daha önce yapılmamış yepyeni bir şey ile çıkageldim yine. 2017 hayatımda olduğu kadar blogumda da türlü türlü yeniliklere ev sahipliği yapıyor. Hazır lafı gelmişken şimdiye kadar çok sevdim kendisini, umuyorum aramız açılmaz diye de belirtiyor, yeni yılın kulağını ufacık bir çekiyorum. Her neyse, gelelim sürprizime... Hazır mıyız?  Ver trampetlerle gerilim müziğini hızlı hızlı;   ''  tıpıtıpıtıpı tııııııp''... Duyduk duymadık demeyin! Bu bir   CHALLENGE   , bir    SALANJ   bir   MEYDAN OKUMA  yazısıdır! İstenilen  herhangi bir şekilde adlandırmak ve hunharca katılmak serbesttir! Hodri meydan demeden önce konuyla ilgili bahsetmek istediğim şeyler var. Konumuz '' Apartman Sohbetleri ''. Ve konunun da, soruların da sahibi  İlker Gümüşoluk . YouTube'da videodan videoya zıpladığım bir gün, şans...

Sabahları 5'te uyanmak (Kargalara selam olsun)

 Ey uykucu ahali ve çok sevgili kargalar! Toplanın yamacıma, neden sabah 5’te kalkıyorum, nereden çıktı bu iş ve nereden geliyor  bu motivasyon onu anlatmaya başlıyorum.  Birden fazla motivasyon kaynağım var aslına bakarsanız. Yapmak istediklerim, yarım bıraktıklarım, sabahın sessizliği, gün doğumunun güzelliği, kendime zaman yaratma ihtiyacım falan filan diye başlıklarım uzar gider.  Ama yine de hepsi birlikte toplanıp gelse bile beni yataktan çıkarmaya yetmiyordu. Uyanmak için tek bir şartım vardı; “havanın aydınlanması” .  Sabahın karanlığı bana geceleri uyanıp işe gittiğim günleri hatırlattığı için işi bırakmamla birlikte (bilmeyenler için mini bilgi, hostestim) fark etmeden yeni bir alışkanlık geliştirmiş oldum. Hatta bu alışkanlığın kendime koyduğum bir kural olduğunu sonradan fark edecektim; ''  artık hava aydınlanmadan uyanmana gerek yok, artık karanlıkta kalkmak zorunda değilsin,artık gece uykunu bölmek zorunda değilsin... '' Bunu kendime ödül olar...

Osaka'ya Uçtum!

Turna kuşu bilinen en eski origami figürüdür. Aynı zamanda özel bir anlamı vardır. Bin tane turna kuşu yapan kişi bir dilek hakkına sahiptir. Japonlar güzel dilekleri için turna kuşu yapmayı sihirli bulurlar. Nereden mi biliyorum? Üniversite son sınıftayken keşfedip katıldığım bir origami atölyesinden. Bu atölyeden bana kalan turna kuşu figürü hiç unutmadığım, gözüm kapalı yaptığım bir şey oldu benim için. Origami kağıdı bulduğum zamanlarda şanslıydım. Ama çoğunlukla ya renkli bir kağıdı, ya bir gazeteyi, ya da eski bir kağıt parayı origamiye çevirdim. Hiç bir şey yapamadığım zamanlarda elime bir kağıt alıp katlamayı ve onu kuşa çevirmeyi sihirli buluyorum ben de. Turna kuşu sayım bin oldu mu bilmiyorum. Hala bir dilek hakkım oldu mu bilmiyorum. Büyük dileğim için en baştan oturup bin tane kağıt katlamaya başlasam iyi olur. Ama son zamanlarda evrene gönderdiğim mesajların bir şekilde iletildiğinin de farkındayım. Bundan çok önce, daha origami yapmaya bile başlamadan önce kendime -kend...