Ana içeriğe atla

Kitaplar ve Ocak


Ocak ayını ilk defa hissederek yaşadım. Bunda okul telaşlarından çoktan kurtulmuş ve iş ararken kendimi hobilerime vermiş olmamın büyük bir katkısı var. Kendimle baş başa kalınca, yaşadığım günleri ayları hisseder oldum. Çünkü mecburiyetlerim yok, sadece ben ve iç sesim var. İç sesim çok konuşur benim o yüzdendir ki blogda da iç ses yazılarım aldı başını gidiyor. Ama ben içten içe konuştukça rahatlıyorum bir şekilde.
kaynak
Ocak ayında en sevindiğim şey de kitap okumaya zaman ayırabilmiş olmam. Okul varken ders kitaplarından başka bir kitap okuyamadığım yetmezmiş gibi bir de sınav streslerinden ne okuduğumdan keyif alıyordum ne de zamanımı kaliteli kullanabiliyordum. Ama bu ay aldım kitabımı geçtim yatağa. Az da olsa illa ki bir iki sayfa kurcaladım ve derken 3 kitap bitirdim. Biliyorum bir rekor değil ama benim için şimdilik yeterli bir sayı. Önce "Sen Dünyaya Gelmeden"i bitirdim ve değerlendirmesini de şurada yaptım hatırlarsanız. Sonra Gabriel Marquez'in "Kırmızı Pazartesi"sini okudum ve bir çırpıda bitirdim. Kitabın daha ilk sayfasında da yazdığı gibi işleneceğini herkesin bildiği bir cinayetin öyküsünü anlatıyor Kırmızı Pazartesi. Herkesin bildiği ve engelleyemediği bu cinayeti bir kasabada yaşayan herkesin gözünden ayrı ayrı değerlendiriyoruz ve ne tuhaftır ki engellenememiş olması çok doğal geliyor kitap bittiğinde.
Sonra ödünç bir kitap ile devam ettim günlerime ve Mark Haddon'ın "Süper İyi Günler"ini okudum. Ve bu kitabı tartışmasız en etkilendiğim kitap olarak seçiyorum. Kitap Christopher karakterinin yaşadığı bir olayı çözümlemek için bir kitap yazmaya karar vermesi ile başlıyor. Yalnız önemli bir detay, Christopher 15 yaşında ve otizmli.Bu detayı bilmek kitabı okurken o çocuğu alıp bağrınıza basma isteği ile dolduruyor içinizi ve sık sık kitabın arka kapağını kontrol edip yazardan şüpheleniyorsunuz nasıl olur da birinci ağızdan bu kadar güzel anlatır diye. Çünkü Haddon, zihinsel ve bedensel engeli olan çeşitli yaş grupları ile bir çok çalışma yapmış. Christopher size başından geçenleri anlatırken sürekli kendini açıklamaya çalışmakta ve olaylara verdiği tepkilerin onun için ne demek olduğundan bahsetmekte. Örneğin, üzgün olduğunda inlemesinin, kalabalıktan korkmasının, esprileri anlamamasının nedenlerini size öyle bir anlatıyor ki. Daha çok etkilendiğim nokta var ama kitabın büyüsü bozulmasın diye yazmıyorum, mutlaka okuyun diyorum. Sırf bu kitap yüzünden "Sempatik Kitaplar Listesi" de yapacağım.
Ve Ocak ayını geride bırakırken son anda bir kitaba daha başladım, ki bu da ödünç. Erich Maria Remarque' den "Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok". 1927 tarihli bu roman yazarın yazdığı ilk roman olmasının yanı sıra yayımlandığı dönemde yazarın ilk kitabıyla büyük bir üne kavuşmasını da sağlamış. Kitap Birinci Dünya Savaşı'nı ve arkadaşları ile birlikte sınıf öğretmeninin baskısı sebebiyle savaşa katılan on dokuz yaşında bir çocuğun gözlerinden yaşananları anlatıyor.
Bu arada yazarken fark ettim ki, Ocak ayı başka bir açıdan daha benim için "kitap ayı" olmuş. 2 Balık 1 Kedi'nin  bahsettiğim çekilişini toplamda 3 kişi gerçekleştirmiş olduk. Üçümüz de birbirimizden istediğimiz kitapları seçtik ve gönderdik. Bu hafta onlar da ulaşmış ama ben daha kavuşamadım kitaplarıma, malum göçebeliğim yüzünden. Bu "takas kitap etkinliği" beni Ocak ayında en mutlu eden şey olarak da ayrıca listeye girdi. Bunun için sevgili Esra ve Eda'ya bir kez daha teşekkür ederim!
Şubat'ta görüşürüz.

Sevgiler,
İlham Kedisi


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Meydan Okuyorum!

Ben geldiiim! Hem de öyle bir geldim ki, ellerim kollarım dolu bir şekilde! Evet, bir sürprizim var. Bu blogda daha önce yapılmamış yepyeni bir şey ile çıkageldim yine. 2017 hayatımda olduğu kadar blogumda da türlü türlü yeniliklere ev sahipliği yapıyor. Hazır lafı gelmişken şimdiye kadar çok sevdim kendisini, umuyorum aramız açılmaz diye de belirtiyor, yeni yılın kulağını ufacık bir çekiyorum. Her neyse, gelelim sürprizime... Hazır mıyız?  Ver trampetlerle gerilim müziğini hızlı hızlı;   ''  tıpıtıpıtıpı tııııııp''... Duyduk duymadık demeyin! Bu bir   CHALLENGE   , bir    SALANJ   bir   MEYDAN OKUMA  yazısıdır! İstenilen  herhangi bir şekilde adlandırmak ve hunharca katılmak serbesttir! Hodri meydan demeden önce konuyla ilgili bahsetmek istediğim şeyler var. Konumuz '' Apartman Sohbetleri ''. Ve konunun da, soruların da sahibi  İlker Gümüşoluk . YouTube'da videodan videoya zıpladığım bir gün, şans...

Osaka'ya Uçtum!

Turna kuşu bilinen en eski origami figürüdür. Aynı zamanda özel bir anlamı vardır. Bin tane turna kuşu yapan kişi bir dilek hakkına sahiptir. Japonlar güzel dilekleri için turna kuşu yapmayı sihirli bulurlar. Nereden mi biliyorum? Üniversite son sınıftayken keşfedip katıldığım bir origami atölyesinden. Bu atölyeden bana kalan turna kuşu figürü hiç unutmadığım, gözüm kapalı yaptığım bir şey oldu benim için. Origami kağıdı bulduğum zamanlarda şanslıydım. Ama çoğunlukla ya renkli bir kağıdı, ya bir gazeteyi, ya da eski bir kağıt parayı origamiye çevirdim. Hiç bir şey yapamadığım zamanlarda elime bir kağıt alıp katlamayı ve onu kuşa çevirmeyi sihirli buluyorum ben de. Turna kuşu sayım bin oldu mu bilmiyorum. Hala bir dilek hakkım oldu mu bilmiyorum. Büyük dileğim için en baştan oturup bin tane kağıt katlamaya başlasam iyi olur. Ama son zamanlarda evrene gönderdiğim mesajların bir şekilde iletildiğinin de farkındayım. Bundan çok önce, daha origami yapmaya bile başlamadan önce kendime -kend...

Almaty'e Uçtum!

Sevgili blog, Seni çok sevdiğimi ama defterimin yerinin apayrı olduğunu biliyorsun değil mi? Biliyorsun, çünkü arada bir bu gerçeği başına kakıyorum. Eski bir alışkanlık deftere yazmak... Az evvel ilk yazıyı yazdığım tarihe baktım da 2013, Temmuz'a ait. Ki bu ilk defterim değildi, ilk yazım kim bilir nerede ve ne zamana ait. Başka defterler de bitirdim, evet. Ama 3 yıldır çok az da yazsam benimle bu kadar çok gezen, nereye gitsem çantanın veya valizin bir köşesinde yer alan başka bir defterim olmamıştı. Bu defterimin arasında, gittiğim yerlerden topladığım yapraklar, kokladığım çiçekler, biletler, bir broşür, Uganda'ya ait seçim kağıdı (valla var) ve hatta bir tane de milli piyango bileti var- amortisiz. Sanki blogda fotoğraflarla kaydedebildiğim anılara ait ruhları da defterime hapsediyorum gibi bir his aslında bunları yapmamın sebebi. O güne ait çiçeğin kokusu, rengi defterin yaprağında iz bırakıyor ve bu bana daha canlı bir şey gibi geliyor. Ama yine de defterime çok yazamı...