Ana içeriğe atla

Macera oyunum

Ufak hareketlenmeler geldi geliyor günlerime. Hani hissedersin ya bazen her an her şey olabilir ile ilgili bir beklenti gelir yüreğine. Bana şu sıralar olan tam da bu. Neşemi buldum yeniden. Kendi kendime yeteceğimi söylemiştim ve oldu işte :) Kim ne derse desin, insanın en büyük motivasyonu kendisi.
Hafta sonunu sınavlar ile geçirdim. Hatırlarsanız taşınmış olmayı bekliyordum bundan bir ay önce ama olmadı hala. Bakalım ben bekliyorum yine.Ama taşınacağım diye sınav yerimi Aydın' a almıştım kötü olan o oldu. Gidip gelmek zorunda kaldım iki gün. Sınav yerleri açıklandığında sinirden kudurdum. Neden bu plansızlığın sonuçları bana patlıyor hep diye ben de patladım epey ama sonra sakinleştim. Sınavlara da çalışamadım zaten ama hayıflanmayı bırakıp keyfe dönüştürmeye çalıştım bu süreci. Sınavdan bir gün önce sınavın olduğu okulu keşif için gittiğimde bir ilham geldi bana ve kendi macera oyunumu oynadım tüm gün. Kitabım, müzik çalarım ve günlüğüm. Mutluluk için temel parçalarım yanımda olduğuna göre oyunu başlatabiliriz dedim ve günlüğüme şunları yazarken buldum kendimi.
23 Ocak 2015, bir akşam üzeri
Sıradan bir gün nasıl maceraya dönüştürülebilir? Bir anlık hevesle. Yalnız yapılan mecburi ve keyiften uzak bir yolculuğu sanki ben özgürlüğün sesine kulak vermişim de kendimi sonradan burada buluvermişim gibi bir hale getirdim bugün. Madem aklımdaki kadar uzaklaşamıyorum, uzaklaşabildiğim kadarını hayale çeviririm ben de! Bak ne kadar güzel burası. Ağaçlardan birinde bir kuşun cıvıltıları, masama süzülen ışık süzmeleri, yavaş yavaş kafedeki kalabalık gruplar da kalkıyor. Bir ben kalacağım ama ben de çok kalmayacağım.  Tek katlı bahçeli bir evi kafe yapmışlar ve çok sempatik durmuş bu sokakta. Biraz ilerde gürültüsünü duyurmaya çalışan bir cadde olsa da, küçük Zencefil Kafe beni anlık bir huzura kavuşturabilir bugün. İnsanları incelemeye başladım, eski bir alışkanlık. Eskiden beri severim bunu. Farklı bir yerdeyken farklı insanların hayatlarını kendi kafamda hayal eder, tahminlerde bulunmaya çalışırım. Ama şimdi çok veremiyorum kendimi. Ne de olsa eve çok uzak sayılmam. Yaşadığım iki eve de orta mesafede bir yerlerdeyim. Tren de hayalimi hissetmiş olacak ki bana seslendi az evvel. Gel atla biraz daha uzaklaş, uzaklaştırayım seni diyor. O da olacak sevgili tren!
 Sonra çayımı içip kalktım oradan ve otobüse bineceğim yeri buldum sora sora. Biraz da hoşuma gittiği için yabancıyı oynamak, aynı soruyu bir kaç kişiye daha sordum bazen. Aramızda sır olarak kalsın bu, oyunun en keyifli kısmıydı çünkü :)
Bu arada bugün bir mail aldım. Daha önce Postcrossing'den biraz bahsetmiştim. İlerleyen günlerde daha detaylı açıklayacağım. Orada mektup arkadaşı aradığımdan bahsetmiştim ve bugün Malezya'dan biri mesaj atmış. Farklı bir deneyim olacak, hiç aklıma gelmeyen bir ülkeden bir mektup arkadaşı. Hep dediğim gibi, yaşatalım şu kartpostal ve mektup alışkanlığını. Eskiden bize kalan en güzel şey!
kaynak
kaynak

Sevgiler,
İlham Kedisi

Yorumlar

  1. Merhaba, çok tatlı bir blog. Eline sağlık.
    Mektup arkadaşı mı?Çok nostaljik :)

    YanıtlaSil
  2. Merhaba Elif çok çok teşekkür ederim ^_^
    Evveet mektup arkadaşı hem de çok uzaklarda yüzünü bile görmediğim bir arkadaş ile! Mektup arkadaşı küçüklüğümde yapmayı akıl edemediğim bir şeydi. Daha fazla büyümeden de yapmak lazımdı şimdi keyifli olacağa benziyor :) Nostaljik şeyleri çok seviyorum ve özlüyorum. Tavsiye ederim kesinlikle.
    Sevgiler :)

    YanıtlaSil
  3. Mektup arkadaşı mı? E ben ne güne duruyorum? Ben de çok severim mektuplaşmayıııı :))
    yazılarını keyifle okuyorum..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay bilsem bi de mektup gonderirdiim ama neyse nasil olsa adresin elimde bunu ogrendigim iyi oldu (biraz tehditvari oldu bu dedigim ama :D)
      Cok cok tesekkur ederim . Kocaman opucukler, sevgiler :))

      Sil
  4. Mutluluk için temel parçalar... Çok hoş. Yalnız şu yandaki balıklar da pek şeker. Ben de istiyovum. :)
    Sevgiler... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aa tesekkur ederim ben de kimse baliklarimi fark etmiyo diye uzuluyodum :) hazir gagetlardan biri blogspotun tasarladiklarindan yani gaget ekleden bulabilirsin renkleri de degisiyo hem hehheh :)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Meydan Okuyorum!

Ben geldiiim! Hem de öyle bir geldim ki, ellerim kollarım dolu bir şekilde! Evet, bir sürprizim var. Bu blogda daha önce yapılmamış yepyeni bir şey ile çıkageldim yine. 2017 hayatımda olduğu kadar blogumda da türlü türlü yeniliklere ev sahipliği yapıyor. Hazır lafı gelmişken şimdiye kadar çok sevdim kendisini, umuyorum aramız açılmaz diye de belirtiyor, yeni yılın kulağını ufacık bir çekiyorum. Her neyse, gelelim sürprizime... Hazır mıyız?  Ver trampetlerle gerilim müziğini hızlı hızlı;   ''  tıpıtıpıtıpı tııııııp''... Duyduk duymadık demeyin! Bu bir   CHALLENGE   , bir    SALANJ   bir   MEYDAN OKUMA  yazısıdır! İstenilen  herhangi bir şekilde adlandırmak ve hunharca katılmak serbesttir! Hodri meydan demeden önce konuyla ilgili bahsetmek istediğim şeyler var. Konumuz '' Apartman Sohbetleri ''. Ve konunun da, soruların da sahibi  İlker Gümüşoluk . YouTube'da videodan videoya zıpladığım bir gün, şans...

Sabahları 5'te uyanmak (Kargalara selam olsun)

 Ey uykucu ahali ve çok sevgili kargalar! Toplanın yamacıma, neden sabah 5’te kalkıyorum, nereden çıktı bu iş ve nereden geliyor  bu motivasyon onu anlatmaya başlıyorum.  Birden fazla motivasyon kaynağım var aslına bakarsanız. Yapmak istediklerim, yarım bıraktıklarım, sabahın sessizliği, gün doğumunun güzelliği, kendime zaman yaratma ihtiyacım falan filan diye başlıklarım uzar gider.  Ama yine de hepsi birlikte toplanıp gelse bile beni yataktan çıkarmaya yetmiyordu. Uyanmak için tek bir şartım vardı; “havanın aydınlanması” .  Sabahın karanlığı bana geceleri uyanıp işe gittiğim günleri hatırlattığı için işi bırakmamla birlikte (bilmeyenler için mini bilgi, hostestim) fark etmeden yeni bir alışkanlık geliştirmiş oldum. Hatta bu alışkanlığın kendime koyduğum bir kural olduğunu sonradan fark edecektim; ''  artık hava aydınlanmadan uyanmana gerek yok, artık karanlıkta kalkmak zorunda değilsin,artık gece uykunu bölmek zorunda değilsin... '' Bunu kendime ödül olar...

Osaka'ya Uçtum!

Turna kuşu bilinen en eski origami figürüdür. Aynı zamanda özel bir anlamı vardır. Bin tane turna kuşu yapan kişi bir dilek hakkına sahiptir. Japonlar güzel dilekleri için turna kuşu yapmayı sihirli bulurlar. Nereden mi biliyorum? Üniversite son sınıftayken keşfedip katıldığım bir origami atölyesinden. Bu atölyeden bana kalan turna kuşu figürü hiç unutmadığım, gözüm kapalı yaptığım bir şey oldu benim için. Origami kağıdı bulduğum zamanlarda şanslıydım. Ama çoğunlukla ya renkli bir kağıdı, ya bir gazeteyi, ya da eski bir kağıt parayı origamiye çevirdim. Hiç bir şey yapamadığım zamanlarda elime bir kağıt alıp katlamayı ve onu kuşa çevirmeyi sihirli buluyorum ben de. Turna kuşu sayım bin oldu mu bilmiyorum. Hala bir dilek hakkım oldu mu bilmiyorum. Büyük dileğim için en baştan oturup bin tane kağıt katlamaya başlasam iyi olur. Ama son zamanlarda evrene gönderdiğim mesajların bir şekilde iletildiğinin de farkındayım. Bundan çok önce, daha origami yapmaya bile başlamadan önce kendime -kend...