Ana içeriğe atla

(14) Yetenekli Penguen

İşten eve yeni geldim sayılır. Zonk zonk zonklayan ayaklarımı ancak uzatabildim. Bir de favori kahvemi yaptım ve düşünmeye başladım özel bir yeteneğim olup olmadığını. Nasıl soru bu şimdi sevgili challenge? Vallahi yediremiyorum kendime yok demeyi. O yüzden uzun uzun düşündüm sordum hatta birine. Benim özel bir yeteneğim var mı sence dedim, o da bana bilmem var mı dedi. Yok bi numaran demek istedi yani. Sonra düşündüm de var bence ya.
Ben penguen gibi yürüyebiliyorum. Hani şimdi siz 'normal insanlar'  adımlarınızı düz bir şekilde atıyorsunuz ya... Ben baya V şeklinde yürüyorum. Sizin durduğunuz yerde bile ayaklarınız birbirine paralelken, benimkiler kocaman bir V harfi. Hatta alt çizgiye dönüşmeleri işten bile değil. Yetenek mi şimdi bu diyenleriniz, bi denesin 10 dakika böyle yürümeyi de sonra gelsin konuşalım.
İlkokuldan ortaokula geçen dönemimde ,abartmıyorum, on günde bir düşerdim. Dizlerim hep paramparçaydı. Bunu abidik yürüyüş biçimime bağlıyorum. Çünkü dana kadar oldum ama hala düşüyorum. Geçen ay düştüm daha ya, dizime dikiş falan atıldı işe gidemedim. Olmaz bu saatten sonra artık. Ben bir penguenim ve hep böyle penguen gibi yürüyeceğim.

Bir de kalem tutuşum var. Bu hakikaten bir gerizekalılık örneği de olabilir ama ben yetenek diyorum. Çünkü siz 'normal insanlar' benim tuttuğum gibi kalemi beş dakika tutsanız, parmaklarınız ecüş bücüş olur kalırsınız öyle kaskatı. Hani anlat desen anlatamam göstermem lazım o tutuşu. Annem benim kalemi öyle tuttuğumu baya baya yıllar sonra fark edip şok olmuştu. Biz nasıl fark etmedik bunu, nasıl düzeltmedik böyle bişeyi diye. Yahu sakin. Ben memnunum halimden, yazım da gayet güzel. Okuduk bitirdik okulları da o kalem tutuşla, sıkıntı yok bence.
Özel yeteneksizliklerimi de yazasım geldi tutmayın beni.
Asla ama asla beş-taş oynayamadım ben. Maksimum iki-taş şeklinde oynayabildim. Üç ve diğerleri hiç benim organize edebildiğim taşlar olamadı. Her çocuğun gözü kapalı oynadığı bu oyun yüzünden, yalnız oyun oynama hobisi edindim. Üzüldüm bak yine çocukluğuma.
Bir diğer süper yeteneksizliğim de ıslık çalamamam. Az çalışmadım üzerine. Ritmik çalmayı, şarkıya eşlik etmeyi falan  zaten geçtim onlar çok ütopik benim için. Düz bir ıslık ya. İçime kaçmadan dümdüz fııyyıt diye çıkıverse. Çok özeniyorum. Kardeşim falan baya evde game of thrones çalıyo ıslığıyla sırf bana inat. Böyle her duyduğu müziği iki saniyede ıslıkla besteliyor. Ben düz bi fıyt bile yapamıyorum, içim acıyor. Yalnız geçen gece çok acayip bi şekilde bir şarkıyla beraber ıslık çalabildim. Fark eder fark etmez de deli bi heyecana kapıldım. İki kere daha yapabildim ama sonra olmadı tabii, eski ayarlarıma geri döndüm. Bozuk saat misalı 25 yıllık yaşamımda ilk ve son kez adam gibi ıslık çalıp şarkı söyleme keyfine eriştim ya buna da şükür. Bir dahaki 50 yaşıma denk gelebilir. Kısmet...

Sevgiler,
İlham Kedisi

Yorumlar

  1. Ehehehe çok tatlı bir yazı yine :) kalem tutuşum benim de farklı, normal insan kıvamında ben de yazamam :)
    yürüyüşüm de penguen mi bilmiyorum ama oldukça ayrık bacaklı :)
    bak bir de ben 31 yaşındayım ve hala yani HALA sakızdan balon yapamam... gerçi sakız da çiğnemem ama :)

    öperim seniii

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bak balondan sakız yapabiliyorum işte hhehhe 😬 Ama o da uzun uğraşlar sonucu elde ettiğim bir şeydi. Bi de şu dudakları balık gibi yapma hareketi var, bildin mi? Şimdi aklıma geldi onu da yapamıyorum ben. Kesin kalemi aynı tutuyoruz aynı penguenlikte yürüyoruz yaa💕😍

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Meydan Okuyorum!

Ben geldiiim! Hem de öyle bir geldim ki, ellerim kollarım dolu bir şekilde! Evet, bir sürprizim var. Bu blogda daha önce yapılmamış yepyeni bir şey ile çıkageldim yine. 2017 hayatımda olduğu kadar blogumda da türlü türlü yeniliklere ev sahipliği yapıyor. Hazır lafı gelmişken şimdiye kadar çok sevdim kendisini, umuyorum aramız açılmaz diye de belirtiyor, yeni yılın kulağını ufacık bir çekiyorum. Her neyse, gelelim sürprizime... Hazır mıyız?  Ver trampetlerle gerilim müziğini hızlı hızlı;   ''  tıpıtıpıtıpı tııııııp''... Duyduk duymadık demeyin! Bu bir   CHALLENGE   , bir    SALANJ   bir   MEYDAN OKUMA  yazısıdır! İstenilen  herhangi bir şekilde adlandırmak ve hunharca katılmak serbesttir! Hodri meydan demeden önce konuyla ilgili bahsetmek istediğim şeyler var. Konumuz '' Apartman Sohbetleri ''. Ve konunun da, soruların da sahibi  İlker Gümüşoluk . YouTube'da videodan videoya zıpladığım bir gün, şans...

Osaka'ya Uçtum!

Turna kuşu bilinen en eski origami figürüdür. Aynı zamanda özel bir anlamı vardır. Bin tane turna kuşu yapan kişi bir dilek hakkına sahiptir. Japonlar güzel dilekleri için turna kuşu yapmayı sihirli bulurlar. Nereden mi biliyorum? Üniversite son sınıftayken keşfedip katıldığım bir origami atölyesinden. Bu atölyeden bana kalan turna kuşu figürü hiç unutmadığım, gözüm kapalı yaptığım bir şey oldu benim için. Origami kağıdı bulduğum zamanlarda şanslıydım. Ama çoğunlukla ya renkli bir kağıdı, ya bir gazeteyi, ya da eski bir kağıt parayı origamiye çevirdim. Hiç bir şey yapamadığım zamanlarda elime bir kağıt alıp katlamayı ve onu kuşa çevirmeyi sihirli buluyorum ben de. Turna kuşu sayım bin oldu mu bilmiyorum. Hala bir dilek hakkım oldu mu bilmiyorum. Büyük dileğim için en baştan oturup bin tane kağıt katlamaya başlasam iyi olur. Ama son zamanlarda evrene gönderdiğim mesajların bir şekilde iletildiğinin de farkındayım. Bundan çok önce, daha origami yapmaya bile başlamadan önce kendime -kend...

Almaty'e Uçtum!

Sevgili blog, Seni çok sevdiğimi ama defterimin yerinin apayrı olduğunu biliyorsun değil mi? Biliyorsun, çünkü arada bir bu gerçeği başına kakıyorum. Eski bir alışkanlık deftere yazmak... Az evvel ilk yazıyı yazdığım tarihe baktım da 2013, Temmuz'a ait. Ki bu ilk defterim değildi, ilk yazım kim bilir nerede ve ne zamana ait. Başka defterler de bitirdim, evet. Ama 3 yıldır çok az da yazsam benimle bu kadar çok gezen, nereye gitsem çantanın veya valizin bir köşesinde yer alan başka bir defterim olmamıştı. Bu defterimin arasında, gittiğim yerlerden topladığım yapraklar, kokladığım çiçekler, biletler, bir broşür, Uganda'ya ait seçim kağıdı (valla var) ve hatta bir tane de milli piyango bileti var- amortisiz. Sanki blogda fotoğraflarla kaydedebildiğim anılara ait ruhları da defterime hapsediyorum gibi bir his aslında bunları yapmamın sebebi. O güne ait çiçeğin kokusu, rengi defterin yaprağında iz bırakıyor ve bu bana daha canlı bir şey gibi geliyor. Ama yine de defterime çok yazamı...