2 Nisan 2016 Cumartesi

Batum Botanik Bahçesi ve İki Ahbap

Söz verdiğim gibi ilk gün yazısını ilk gün daha bitmemişken yazmaya geldim sevgili blog. Öyle bir şey işte söz vermek, gördünüz. Tamam tamam şımarmadan başlıyorum size günümü anlatmaya, oturun bakalım.
Kaldığım otel Piazza meydanının tam göbeğinde. Hatta o kadar göbeğinde ki bazı odaların penceresi meydana açılıyor. Benimki arkada kalan bir oda fakat yine de sabah kalkar kalkmaz gördüğüm manzara içimi hoş etmedi değil. Bu arada lafı geçmişken belirteyim kaldığım otelin adı, Hotel Piazza Four Colours. Küçük ama temiz ve güvenli. Ve dediğim gibi konum olarak mükemmel bir yerde. Bu sebeple yolunuz buralara düşerse gönül rahatlığı ile tavsiye edebilirim burayı. Fiyat konusuna da not düşelim; 3 gece kahvaltı dahil 225 Lari. Çok daha uygununu bulabilirsiniz elbette. Ama ben yalnız seyahat ettiğim için güvenebileceğim bir yerde kalmayı tercih ederek fiyat konusu esnetmek istedim.
Her neyse,  sözde kahvaltı 11'e kadar devam edeceği için erken kalkma niyetinde değildim. Bugünlük planım da erken kalkmayı gerektirmiyordu sonuçta. Velhasıl kelam sabah saatin 8'inde benim gözler açılmıştı bile. Heyecandan olsa gerek dedim ve kalktım kahvaltıya gittim. Kahvaltı otele bağlı olan şık bir kafede veriliyordu. Seçtiğim masanın manzarası kiliseye bakıyordu ve kilisenin bugün hatırı sayılır bir ziyaretçi kitlesi vardı.
Daha fazla oyalanamadım, hazırlanıp düştüm yollara. Tabii önce resepsiyondan  toplu taşıtlar hakkında kısa bir bilgi de aldım. Her ne kadar ucuz da olsa taksi kullanmak istemiyorum. Çünkü havalimanından otele giderken kullandım ve gördüm ki yalnız seyahat eden bir bayan fazlaca merak ediliyor ve çok soru soruluyor. Sevmedim ve biraz tedirgin oldum açıkçası. Bir de çok fazla pazarlık edilmeden gideceğiniz yere normal fiyatlarda gidemiyorsunuz. Ben bu konuyu epey araştırarak geldiğim için bir kere bindiğim taksiden de fazla para ödemeden indim neyse ki.
Gelelim bugünkü rotamıza. Botanik bahçesine gidiyoruz. Botanical Garden dediğinizde öylece bakıp anlamaya çalışıyorlar, o yüzden Botanica deyin. Çok mu fark var, var demek ki. Buraya gitmek için siz de toplu taşıt kullanmak isterseniz meydandan yaklaşık 5 dakikalık bir yürüme mesafesi ile ulaşacağınız otobüs duraklarından 31 numaralı minibüslere binmek en mantıklısı. Yol 10 dakika sürüyor ve ücret 1 Lari.
Buradaki Botanik Bahçesi'nin dünyanın en büyük ikinci bahçesi olduğu söyleniyor. 10hektarlık bir alana kurulu olan bu yer gerçekten görülmeye değer onu baştan belirtmeliyim. İki girişi var. Minibüslerin bıraktığı yer alt girişi. Gelmeden önce okuduğum bloglarda üst girişin daha iyi olabileceği, böylece çok   yürümemiş olunacağı ile ilgili yazılmıştı. Ama benim o girişi bulmam imkansızdı. Sonradan tahmin ettiğim üzere oraya sadece tur araçları çıkıyor veya taksiler. Bu arada giriş ücreti 8 Lari. 
Bilet satış noktasında bugünümü baştan aşağı değiştiren mükemmel iki beyefendi ile tanıştım. Yaşar ve Fikret bey. 30 yıllık ahbaplar ve İzmirliler. Bir gün boyunca da bana ahbaplık ettiler. Onlarla botanik  bahçesini boydan boya durmadan dinlenmeden yürüdük. Öyle güzel sohbetler ettik ki. Bu iki insan bana öylesine güzel hayat hikayeleri anlattı ve öyle güzel şeyler paylaştık ki. Yanımda onlardan daha iyi iki yol arkadaşı hayal edemedim ben bugün. İçimden de hep düşündüm ve dedim ki "Ben ne kadar şanslıymışım ki böyle güzel iki insanla karşılaştım". Geçirdiğimiz zaman bir kaç saati devirmeden ne işimi sordular ne de özel herhangi bir şey. En sonunda ben pes ettim de ben sordum hatta. Hayatlarımızla ilgili temel şeyleri de az çok öğrendikten sonra daha bir güzelleşti sohbetimiz. Hani anlat deseniz anlatacak öyle çok şeyden konuştuk ki nereden başlanır nasıl bitirilir bilemem. İlişkilerden, değerlerden, umduklarımızdan, bulduklarımızdan tutun da yaşadığımız gülünç anılara kadar. Bu gezinin kendime doğum günü hediyem olduğunu söyledim onlara da. Bilmiyorum bugün kaç saat geçirdik birlikte, hiç saate bakmadım. Zaten onlarla da zamanın kime göre ve nasıl hızlı/yavaş geçtiğini tartışmıştık. Şimdi fark ediyorum ki, bugün benim zamanım ne hızlı ne de yavaş geçti. Hatta geçip gitmedi bile çünkü avuçlarımdan kayarmış gibi bir hisse kapılmadım hiç. Öylesine dolu bir hatıra bıraktı ki bana bugünün zamanı, ben hiç saate bakmadım.
Botanik bahçeden çıktığımız nokta başta benim bulmak istediğim üst girişti. Gel gelelim burada da minibüs yoktu. Zaten bahçe içinde 7 km yürümüş olduğumuzu düşününce aşağı inen yolu yürümeyi göze alamadık. Tur arabalarından birine yanaştık ki kafilenin tamamı Türk'tü. Rica ettik, saniyesinde kabul ettiler bizi de merkeze bırakmayı.
Tekrar merkeze gelince artık aklımızdaki yegane şey yemek yemekti. Merak ettiğim Khacapuri (Haçapuri)'yi yemenin şimdi tam vaktiydi. Onlara da anlattım daha önce yememişler. Hemen güzel bir restoran bulup akşam serinliğinin tadını çıkardık. Yarın öğlen döneceklermiş. Normalde benim planım bugünlük bu kadardı. Şehir merkezi keşfini yarına bırakmak istiyordum çünkü zaten her yer o kadar yakındı ki birbirine ister istemez bir çırpıda bitiyordu şehir. Ama Ali ve Nino'nun heykelini görmediklerini öğrenince dayanamadım ve beraber keşfe çıktık. Ali ve Nino heykelleri çarklar üzerine kurulmuş ve yavaş yavaş kendi etraflarında dönerek iç içe geçen kadın ve erkek bedenlerinden yapılmış. Oturduk bir banka ve yaklaşmalarını izledik. Bir taraftan da aslında ne kadar basit bir sistemin aşka bağlanarak ne kadar anlamlı bir hale geldiğini düşündük. Hatta Fikret bey dedi ki; "Oturup bir dizideki iki aşığın kavuşmasını izleyeceğime burada saatlerce birbirine kavuşan bu iki heykeli izleyebilirim." Kesinlikle katılıyorum. 
Gün boyu bahardan kalma olan hava akşam olunca denizden soğuk rüzgarlar estirmeye başladı. Üşümeye başlayınca veda ettik birbirimize. Sarılıp ayrıldık. Arkalarından bir kere daha baktım uzaklaşınca. Umarım tekrar karşılaşırız diyerek içimden. Ufak bir market alışverişinden sonra ben de otelin yolunu tuttum. Güzelce dinlendim ve işte.. Yağan yağmurun sesiyle de daha gün bitmeden yazımı yazdım. Şimdi baktım da bugün toplam 15 km yol yürümüşüm. Yorgunluk derseniz, eseri yok.
Bakalım, yarın benden habersiz ben de yarından. İyi ki uzaklaşmışım. İyi ki gelmişim. İyi ki kendimleyim. Mmm şey, bu arada iyi ki doğmuşum be :) 

Sevgiler,
İlham Kedisi 




















Ertelemekten vazgeçip bulduğum Ali ve Nino
Share:

4 yorum:

  1. Arzucum çok hoşsun iyi ki doğdun o zaman 😘

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Semacım çooook teşekkür ederim 😍

      Sil
  2. çok güzel bir gün olmuş bayıldım yazına ve fotoğraflara. ayrıca yeni dostlarını ben de tanımak isterdim. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İmkansız değil! Beraber İzmir'e gidersek ziyaret edebiliriz onları 😍 Sağol kuzucum ikinci gün de yaşanmayı ve yazılmayı bekliyor🎈✨

      Sil

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Hakkımda

Fotoğrafım

Siz şimdilik beni blog yazan bir İlham Kedisi olarak tanıyın.

İlham'ın İzleyenleri

Bu Blogda Ara

Yazılardan haberim olsun dersen buraya mail adresini bırakabilirsin.

Severek okuduklarımdan

Instagram

E-Mail

ilhamkedisi@gmail.com