Ana içeriğe atla

Özetle Batum

İki hafta önce yalnız başıma yaptığım Gürcistan-Batum gezim ile ilgili anılarımı günü gününe yazmıştım hatırlarsanız. O günkü yazılar seyahatimde bana eşlik edin diye yazılmıştı. Şimdi yazacağım yazı ise (bensiz) giderseniz yapılacaklar. denenecekler aklınızda bulunsun diye kısa bir özet halinde olacak :)
Bu notları son gün uçak saatimi beklerken oturduğum bir restoranda yazmıştım. Giderseniz zihnin bavullarını hazırlarken yanınıza alacağınız bir şey de benim yazım olsun.

Şehir ve Ulaşım

Sokaklar şaşılacak derecede temiz. Bilirsiniz temizliği gördüğümüzde şaşırırız biz. Olması gereken o değilmiş gibi 'Vay bee adamlara bak' deriz. 'Yerde bir tane çöpleri yok' diye de ekleriz. Dahası burada çöp ayrıştırma uygulaması var. O kadar aşmışlar yani...
Daha önce Tacikistan'da fark ettiğim bir şey burada da dikkatimi çekiyor. Çöpleri toplayan, yolları süpüren tüm çalışanlar bayan. Gece gündüz sürekli temizlik yapan titiz hanımlar sokaklarda iş başında. Fikret Bey, bayan eli deydiği nasıl da belli temizliğine şaşmamak lazım demişti hatta.
Gelmeden önce pek çok blogda uyarı ve yasakların Türkçe de yazıldığını okumuştum. Hatta bu bloglar örneklerinin de fotoğraflarını paylaşmışlardı. Fakat ben böyle bir şeye bir kez bile şahit olmadım. Belki de değiştirmişlerdir.
Çevre düzenini öyle güzel oturtmuşlar ki hayran kalmamak elde değil. Ayrıca adım başı heykeller, aşk temalı yapılar ve renkli grafitiler görüyorsunuz. Eski şehir denilen bölge bu konuda daha zengin ve estetik bir görünüme sahip. Yeni şehirde de benzeri temalar, heykeller karşınıza çıkıyor ancak casino ve modern otel inşası sevdaları yüzünden arada kalmış bir görünüm alıyor bu kez yerini. Yeni şehir kısmını sevmediğimi söylemiştim.

Ulaşım konusuna gelecek olursak, Batum gerçek bir cep şehri. Her yeri yürüyerek bulabilir, güzel sahil manzarasının tadını da böylelikle doya doya çıkarabilirsiniz.
Sadece Botanil bahçeye gitmek için teleferiklerin karşısında bulunan minibüs durağından 31 numaralı minibüse binmiştim. Ücret sadece 1 Lari. 9km uzakta bulunan bu yere gitmek için bisiklet cazip bir fikir gibi görünse de bahçe içinde bisiklete izin yok ve ne yazık ki girişte bisikletleri teslim edip kilitleyebileceğiniz istasyonlar da yok.
Eski ve yeni şehir arasındaki mesafeyi de Hotel Tourist Inn karşısında bulunan bisiklet istasyonundan saati 5 Lari'ye bir bisiklet kiralayarak gidip geldim. Daha önceki yazımda bahsettiğim sebepten ötürü ben  Batumvelo dedikleri bisiklet kiralamasını kullanmadım ve onun yerine tam karşıda bir kaç bisikleti olan yaşlı bir amcadan kiraladım.
Havalimanına gidip gelmek dışında da hiç taksi kullanmadım. Bu arada taksilerde ücret işi tamamen pazarlık ile işliyor. Otele gitmek için bindiğim taksi 25 Lari'den 10 Lari'ye kadar indi örneğin. Normalde pazarlık yeteneğim sıfırdır ama taksi ücretlerini araştırmışlığım olduğu için bu kez ısrarcı olabildim. Biraz da sinirlendim açıkçası nasıl bir kazıklamaktır bu böyle diye.
Teleferik turunu daha önceki yazımda da önerdiğim gibi gün batımına yakın ve havanın açık olduğu bir günde yapmanızda fayda var. Böylelikle güneşin denizin içine doğru batışını ve o güzelim fuşya rengi görebilirsiniz. Teleferik fiyatı 10 Lari.

                                      Konaklama

Ben kaldığım yeri booking.com üzerinden buldum. Aynı yeri diğer sitelerde de araştırdım ancak booking üzerinden oda ücreti dışında hiç komisyon alınmadığı için buradan rezervasyonu yaptım.
Kaldığım yerin adı, Piazza Four Colours. Tek kişilik olan bir odasını 3 gece 4 gün için kahvaltı dahil 225 Gel'e kiraladım. Sahip olduğu lokasyon, güvenliği ve temizliği açısından harika bir yerdi. Fiyat da bunları göz önüne alınca epey uygun. Piazza Hotel'e bağlı olan küçük bir butik otel tarzında. Odalarda su, minibar, kasa, ve banyo malzemeleri bulunuyor.
 Kalmayı düşündüğüm hostel tarzı diğer yerleri de şehri gezerken gördüm ve iyi ki burayı tercih etmişim diye tekrar düşündüm. Örneğin My Warm Guest House diye bir yer vardı. Benim kaldığım yere kıyasla çok çok uygun fiyat veriyordu. Merkeze yakındı ve puanı da yüksekti. Ancak sadece bir yorum yüzünden buradan vazgeçmiştim. Gittiğimde gördüm ki derme çatma bir binada bulunuyor. Hostel demeye bin şahit ister.
Tanıştığım gezi arkadaşlarımı biliyorsunuz. Fikret ve Yaşar Beyler. Onlar Hotel Tourist Inn'de kalmışlar. Sahilin karşısında bulunan büyük ve konforlu bir otel. Fiyat bilgisini hatırlamıyorum fakat olumlu yorumları olduğu için size önerebilirim.

Yediklerim ve Favori Mekanlarım
Batum'da fiyatlar uygun olduğu için ara sokaklada bir yerlerde yemek yeme işini geçiştirmenizi kesinlikle önermiyorum. Kendinizi gönül rahatlığıyla şımartabilirsiniz burada. Cüzdanınızda da tansiyon yükselmeyecek yani. Mekan tasarımları, dekorasyonları hep çok güzel olan yerlerde zaman geçirdim ve gelen hesaba hiç de şaşırmadım. İlk defa her yerde bahşiş bırakabilmişliğim var hatta öyle söyleyeyim.
Ön bilgi olarak eklemeliyim ki, Batum'da kapalı tüm mekanlarda dahi sigara içmek serbest. Beni rahatsız eden tek konu buydu. Ne kadar alışmışız temiz hava sahası fikrine. Gördüğümde kural ihlali yaptıklarını düşünecek kadar şaşkındım.

Gelelim denenmelik lezzetlere!

  1. Haçapuri* Öğrendiğim kadarıyla üç farklı çeşidi var. Ama asıl ve efsane olan üzerine yumurta kırılan ve iki özel çeşit peynirin karıştırılarak pide şeklinde yapılanı. Denenmeli, beğenme garantili! Şahsen kendisine puanım 5 üzerinden 5. Bana diyeti bozdurdu hain ama olsa yine yerim yine yerim! Tourist Info ofisinin karşısında bulunan Orkinos Balık Restoranında yemiştim Haçapuriyi. Buranın sahibi Türk ve çalışanların çoğu da çok güzel Türkçe öğrenmiş ve akıcı konuşuyorlar. Pide ve bira için 13 Lari ödüyorsunuz ve bir çok yere göre uygun bir fiyat.
    Ayrıca buraya ne zaman bir konuda bilgiye ihtiyacım olsa uğradım. Çünkü şehirde ingilizce bilene rastlamak çok zor. Tourist Info ofisi de bıkmış gibi, pek yardımsever değil.
  2.  Bazhe* Ne yenir diye araştırdığımda adını listelerde hiç görmediğim bir lezzet. Çok rastgele bir seçim sonucu tanışmışlığımız oldu ve çok sevdim. Bu hain de bana diyeti bozdurdu çünkü yoğun kıvamlı sosu sebebiyle ekmeksiz yenmiyor. İçinde küp şeklinde kesilmiş yumuşacık tavuk parçaları var. Bulduğunuz yerde yakalayın derim. Ben BK Restoran'da denedim ve sevdim. Puanı 4 olarak vermişim. Haçapurinin kalbimdeki yeri sebebiyle 5 değil :) Burada Bazhe. maden suyu, bir kahve ve yeşilçay için 20 Lari ödemişim.
  3. Hıngal* Bunu denenecekler listesine yazsam da denemeseniz de olur diye eklemek istiyorum. Çünkü hiç ama hiç sevmedim. Görünüş açısından aynı bizim mantılar ama çok daha irileri. İç malzeme de aynı mantıktan esinlenmiş. Kıymalı ama tuhaf bir aroması var. Sığır etli olan en sevileniymiş ama ben en çok ondan nefret ettim. Tuhaf bir baharatı var adını aklımda tutamadım. Bir de içi çok sulu bu hıngal denen mantının. İlla denemeden dönmem derseniz mantarlı olanını öneririm. En azından açlığınızı bastırmak için biraz daha yenebilir bir tadı var. Her yerde de bulunmuyor bu mantılar. Ben Piazza Meydanın'daki Mimino Cafe'de denedim. Müthiş bir ambiyansı var bu mekanın. Muhakkak burada bulunmalısınız, bunu özellikle belirtmeden geçemeyeceğim. Hıngal, soda, yeşil çay için 10,5 Lari ödemişim. Şaka gibi bir fiyat!
Yeme içme bahanesiyle muhakkak bulunmanız gereken bir yer de Radisson Blu otelinin on dokuzuncu katındaki Clouds Bar. Kendime doğum günü jesti yapmıştım burada hatırlarsanız. Eşşiz bir Batum manzarası için daha ideal bir yer yok, benden söylemesi. Fiyatları da Radisson Blu olmasına ve sahip olduğu konuma rağmen öyle çok da dudak uçuklatmıyor. Cheesecake, iki kadeh kırmızı ve beyaz gürcü şarabı, bir şişe su için 45 Lari ödemişim. İlginç olan hesap ile birlikte getirdikleri memnuniyet anketini kendilerinin doldurmuş olmasıydı. Herşeyi 'excellent' olarak işaretlemiş olmaları çok komikti. Zaten ben de öyle yapacaktım da bu nasıl bir emin olmaktır yani :) Adamlar aksini hiç düşünmemiş bile.

İşte, genel hatlarıyla Batum'da işler böyle yürüyor. Daha önce hiç yalnız seyahat etmedim, nereden başlasam bilmiyorum diyenlere alıştırma seyahati olarak Batum'u öneriyorum. Çok keyif alacağınıza eminim. Giden yazsın bana olur mu?

NOT: Yazıya fotoğrafları daha hızlı bir internet bulduğumda ekleyeceğim. İlk versiyonumuz bu :)

Sevgiler,
İlham Kedisi

        





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Meydan Okuyorum!

Ben geldiiim! Hem de öyle bir geldim ki, ellerim kollarım dolu bir şekilde! Evet, bir sürprizim var. Bu blogda daha önce yapılmamış yepyeni bir şey ile çıkageldim yine. 2017 hayatımda olduğu kadar blogumda da türlü türlü yeniliklere ev sahipliği yapıyor. Hazır lafı gelmişken şimdiye kadar çok sevdim kendisini, umuyorum aramız açılmaz diye de belirtiyor, yeni yılın kulağını ufacık bir çekiyorum. Her neyse, gelelim sürprizime... Hazır mıyız?  Ver trampetlerle gerilim müziğini hızlı hızlı;   ''  tıpıtıpıtıpı tııııııp''... Duyduk duymadık demeyin! Bu bir   CHALLENGE   , bir    SALANJ   bir   MEYDAN OKUMA  yazısıdır! İstenilen  herhangi bir şekilde adlandırmak ve hunharca katılmak serbesttir! Hodri meydan demeden önce konuyla ilgili bahsetmek istediğim şeyler var. Konumuz '' Apartman Sohbetleri ''. Ve konunun da, soruların da sahibi  İlker Gümüşoluk . YouTube'da videodan videoya zıpladığım bir gün, şans...

Sabahları 5'te uyanmak (Kargalara selam olsun)

 Ey uykucu ahali ve çok sevgili kargalar! Toplanın yamacıma, neden sabah 5’te kalkıyorum, nereden çıktı bu iş ve nereden geliyor  bu motivasyon onu anlatmaya başlıyorum.  Birden fazla motivasyon kaynağım var aslına bakarsanız. Yapmak istediklerim, yarım bıraktıklarım, sabahın sessizliği, gün doğumunun güzelliği, kendime zaman yaratma ihtiyacım falan filan diye başlıklarım uzar gider.  Ama yine de hepsi birlikte toplanıp gelse bile beni yataktan çıkarmaya yetmiyordu. Uyanmak için tek bir şartım vardı; “havanın aydınlanması” .  Sabahın karanlığı bana geceleri uyanıp işe gittiğim günleri hatırlattığı için işi bırakmamla birlikte (bilmeyenler için mini bilgi, hostestim) fark etmeden yeni bir alışkanlık geliştirmiş oldum. Hatta bu alışkanlığın kendime koyduğum bir kural olduğunu sonradan fark edecektim; ''  artık hava aydınlanmadan uyanmana gerek yok, artık karanlıkta kalkmak zorunda değilsin,artık gece uykunu bölmek zorunda değilsin... '' Bunu kendime ödül olar...

Osaka'ya Uçtum!

Turna kuşu bilinen en eski origami figürüdür. Aynı zamanda özel bir anlamı vardır. Bin tane turna kuşu yapan kişi bir dilek hakkına sahiptir. Japonlar güzel dilekleri için turna kuşu yapmayı sihirli bulurlar. Nereden mi biliyorum? Üniversite son sınıftayken keşfedip katıldığım bir origami atölyesinden. Bu atölyeden bana kalan turna kuşu figürü hiç unutmadığım, gözüm kapalı yaptığım bir şey oldu benim için. Origami kağıdı bulduğum zamanlarda şanslıydım. Ama çoğunlukla ya renkli bir kağıdı, ya bir gazeteyi, ya da eski bir kağıt parayı origamiye çevirdim. Hiç bir şey yapamadığım zamanlarda elime bir kağıt alıp katlamayı ve onu kuşa çevirmeyi sihirli buluyorum ben de. Turna kuşu sayım bin oldu mu bilmiyorum. Hala bir dilek hakkım oldu mu bilmiyorum. Büyük dileğim için en baştan oturup bin tane kağıt katlamaya başlasam iyi olur. Ama son zamanlarda evrene gönderdiğim mesajların bir şekilde iletildiğinin de farkındayım. Bundan çok önce, daha origami yapmaya bile başlamadan önce kendime -kend...